|
2. İsa’nın Tanrılığı ve Beden Alışı
I. Müslümanlar soruyor
* İsa, peygamberler zincirinin bir halkasıdır. O nasıl Muhammed’den, “Peygamberlerin Mühüründen” büyük olabilir? * İsa, mucizevi şekilde babasız doğan ve büyük mucizeler yapan büyük bir peygamberdi. Mucizeler onu tanrılaştırmayı haklı kılar mı? * Bir insan nasıl aynı zamanda Tanrı olabilir? * Tanrı nasıl peygamberini haçta ölüme terkeder? İnsan nasıl acı çeken ve ölen bir Tanrı’yı düşünebilir?
II. İslami Görüş
Genel olarak
Tanrı’nın transandantal, yarattıklarınca erişilemez oluşu, onun bütün yaradılıştan tamamen farklı olduğu anlamına gelir. Müslüman, yaratılmış herhangi bir şeyi ya da kişiyi Tanrı’ya “paydaş kılma”, onun yanına yerleştirme (şirk) ya da ona “eş tutma” (teşbih) denemesini tam anlamıyla iğrenç bulmaktadır. Bu duyumla, böyle denemeleri tekrar tekrar ve üstüne basarak reddeden Kuran’la uyum içindedir.
Hristiyanlarca örneğin İsa için kullanılan “Tanrıoğlu” ya da Meryem için kullanılan “Tanrıanası” ünvanları müslümanların kulaklarında Tanrı’ya hakaret olarak algılanmaktadır.
Müslümanlar, İslamiyet insanların ve özellikle peygamberlerin heykellerini reddettiğinden haçlanmış İsa tasvirini yaralayıcı bulurlar.
Detaylı olarak
Kuran sık sık Tanrı’nın transandantal, yani erişilmez oluşunu vurgular: “O’nun benzeri hiç bir şey yoktur” (Kuran, Şura 11). O her şeyin yaratıcısıdır ve bütün yaratıklardan tamamen farklıdır.
İsa’ya peygamberlerin uzun sırasında özel, öne çıkan bir yer verilir.
“Biz O’na İshak ve Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükafatlandırırız. Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi. İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’u da (hidayete erdirdik). Hepsini alemlere üstün kıldık. Onların babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da (üstün meziyetler verdik). Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik. (Kuran, Enam 84-87. Yahya = Vaftizci Yahya)
“...Meryem oğlu İsa’ya açık mucizeler verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs ile güçlendirdik” (Kuran, Bakara 253).
Vaftizci Yahya tarafından bildirilen İsa, insani bir babası olmaksızın Bakire Meryem’den doğdu.
“Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü. Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah’a sığınırım! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma). Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi. Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi. Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi” (Kuran, Meryem 17-22).
İsa yahudilere tek Tanrıcılığı vazetti ve büyük mucizeler yaptı. Yahudiler onu çarmıha gererek öldürmek istediler, ancak Tanrı onu kendisine yükselterek kurtardı. İsa zamanın sonunda yaklaşan dünyanın sonu ve Tanrı’nın yargı gününün bir işareti olarak yeniden gelecektir.
“Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kafirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim” (Kuran, Al-i İmran 55).
“Ve ‘Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük’ demeleri yüzünden (onları lanetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah onu (İsa’yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir” (Kuran, Nisa 157-158).
“İsa dedi ki... Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır” (Kuran, Meryem 33).
İsa Ahmed’in (Peygamber Muhammed’in adlarından biri) geleceğini duyurmuştur:
“Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti” (Kuran, Saf 6).
İsa, kendisini Tanrı olarak nitelendirdiği düşüncesini de reddetmektedir.
“Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ‘Beni ve anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin’ diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, ‘Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim...’” (Kuran, Maide 116-117).
Kuran İsa’yı “Allah’tan bir kelime” ve “Allah’ın kelimesi (kelimetullah)” olarak adlandırıyor. İsa aynı zamanda “Allah’tan bir ruh” tur, ancak kesinlikle onun oğlu değildir.
“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa’dır. Mesih’tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır” (Kuran, Al-i İmran 45).
“Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırıya gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın resulüdür, (o) Allah’ın, Meryem’e ulaştırdığı ‘kün: Ol’ kelimesi(nin eseri)dir, O’ndan bir ruhtur. (O’nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. ‘(Tanrı) üçtür’ demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah’tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter” (Kuran, Nisa 171).
“De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur” (Kuran, İhlas)
“Andolsun ki ‘Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kafir olmuşlardır. Halbuki Mesih ‘Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz..’ demişti” (Kuran, Maide 72).
“Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar! (Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır” (Kuran, Tevbe 30-31).
Kuran’da İsa, İbrahim ya da Musa’dan daha az anılır.
İslami teolojik gelenek İsa’nın farklı yanlarını (insani baba olmaksızın anne rahmine düşüşü, yaptığı mucizeler, ünvanları “Tanrı’nın sözü” ve “Tanrı’nın Ruhu”) peygamberler için “normal” olan bir çizgiye yerleştirmeyi hedefler. “Allah nezdinde İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘Ol!’ dedi ve oluverdi” (Kuran, Al-i İmran 59). Adem’in anne-baba olmaksızın yaradılışı, İsa’nın babasız yaradılışından daha mucizevi olarak görülür. “Tanrı’nın sözü” ünvanı yalnızca bir peygamberi ya da Tanrı’nın sözünün, İsa’nın Meryem’in rahmine düşmesini sağlayan yaratıcı eylemini işaret eder. Ancak her durumda Muhammed daha büyük bir peygamberdir, çünkü o “bütün peygamberlerin sonuncusudur” (Kuran, Ahzab 40).
İslam tasavvufundaki bir eğilim de bu yöndedir. Bu eğilimde, Muhammed “peygamberlerin mührü” olarak kalırken, İsa kendisine Tanrı’nın hem sözü hem de ruhu bağışlandığı için “kutsallığın mühürü” olarak adlandırılır. Muhammed bir peygamberdir.
Daha yeni islami yayınlar İsa’yı zulme uğramış doğru bir insan (Kamil Hüseyin), sevgi peygamberi (Abbas Mahmud Akkad), insanlığın kurtarıcısı (Khalid Muhammad Khalid), ya da daha yücelere esinleyen kişilik (Fathi Uthman) olarak tanımlarlar.
Müslümanların dinsel yaşamında İsa’nın fazla öne çıkan bir rolü yoktur, hatta Meryem’in rolü daha fazladır. Müslümanlara göre İsa’nın kişiliği ve rolü hristiyanlarca aşırı yükseltilmiştir. Hristiyanların İsa’yı tanrılaştırma yöntemleri Tanrı’ya hakarettir. Bunun yanında hristiyanlar tarih sürecinde haç adına defalarca müslümanlara karşı saldırganca bir tutum izlemişlerdir.
III. Hristiyan Görüşü
1. İsa’nın yeryüzündeki etkinliklerinden Paskalya (Diriliş) İmanına
Kutsal yazıların günümüz bilimsel incelemelerine göre İsa gerçek bir insandı, ancak O’nda Tanrı’nın Egemenliği yaklaşmaktadır. Vaazlarında ve yaptığı şeylerde Tanrı, O’nun ve bizim Babamız olarak açınlanır. İsa doğdu ve bütün insanlar gibi büyüdü. İsa, Nasıra’daki ailesinden ve evinden ayrıldıktan sonra, Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildiği sırada Tanrı’nın Ruhu tarafından peygamber olarak, “Tanrı’nın kulu” (Eski Ahit, Yeşaya 42; 49; 50; 52; 53) ile aynı çizgide “Tanrı’nın Egemenliğinin” gelişini duyuran “Peygamber” olarak atandığını anladı. Yetkiyle öğretti ve çoğunlukla hastaları iyileştirme şeklinde mucizeler yaptı. Bir başarı sürecinin ardından, şeriatı yorumladığı özgürlük, ona dinsel önderlerin düşmanlığını kazandırdı. Birçokları tarafından terkedildi. Sonunun yaklaştığını, “birçokları için kurban” olarak anladı, ve yahudi şeriatının kurallarına göre taşlanarak değil, Roma yasalarına göre çarmıha gerilerek öldü. İmanının denenmeye uğradığı gece, kendisini yeniden diriltebilecek olan Tanrı’ya iman ve güvene sıkı sıkıya sarıldı. Hiç bir onur ünvanı O’nun deneyiminin kapsamlılığına uygun ifadeyi içermeye yeterli değildir. “Tanrıoğlu” ünvanı genel anlamda “Tanrı’nın Sevdiği, Seçtiği” ifadesini içerirken, “Mesih” ünvanı fazlaca siyasi anlam içeriyordu (bkz. Yeni Ahit, Matta 5,9). “İnsanoğlu” ünvanı Eski Ahit’te Daniel kitabındaki (7. bölüm) görümle ilgilidir. En uygun ünvan gibi görünmektedir. İsa, Yeşaya’daki Tanrıkulu ile aynı çizgide, zamanın sonunun peygamberi olduğunun bilincindeydi. Kendini ezelden beri Tanrı’da mevcut olduğu, ya da hristiyanların onu daha sonradan tarif ettikleri “ezelde Tanrı’dan doğduğu” şeklinde bir anlamda “Tanrı’nın tek oğlu” olduğu şeklinde asla tanımlamadığı kesindir.
Ölümünün ardından havarileri İsa’nın yaşadığını, mevcut olduğunu, yani dirildiğini öğrendiler. Ruh’un güçlü etkisi altında havariler İsa’nın “Kurtarıcı” (çünkü ölümü yenmesi kurtuluş sağlayıcıdır) ve “Rab” (Kitabı Mukaddes’in ifade tarzında Tanrı) olduğunu ilan ettiler. Ruh’un etkisi altında diriliş, gerçek kişiliğini anlamadan kendisiyle üç yıl yaşadıkları İsa’nın bütün gerçekliğini açınladı. Havariler, onunla yaşadıkları olayları bu yeni ışığın altında anladılar ve dinleyenlerine duyurdular.
Havariler ve ilk dönem hristiyan teologları anladıkları şeyin üzerinde düşündüler ve bunu tarif ettiler. Pavlus ve daha sonra Koloselilere ve Efeslilere Mektuplar açıkça vurgulayarak İsa’yı bütün yaradılıştan önce ezelden var olan şeklinde gösterdiler (Yeni Ahit, Koloselilere Mektup 1,15-20; Efeslilere Mektup 1,3-10). Yuhanna, İncilinin giriş bölümünde İsa’yı ezelden beri Tanrı’da ve Tanrı olarak var olan ve insan bedeninde açınlanmış Söz, Baba’nın ebedi oğlu ve Tanrı’nın gerçek yüzünün mükemmel açınlayıcısı olarak tarif eder. İsa’nın kişiliği ve anlamı hakkındaki devamlı oluşan sorular karşısında ilk konsiller, İsa hakkında onun gerçek Tanrı ve gerçek insan olduğunu söyleyerek hristiyanların bu ortak inancını korudular.
2. Öğreti ifadeleri
İsa’nın Tanrılığı ile ilgili temel iman ifadesi, tarihsel olarak Celileli Peygamber olarak bilinen İsa’nın Kutsal Ruh’un sevgisi içinde ezelde Baba’dan doğmuş olan Tanrıoğlu olduğudur. Bu nedenle “Tanrısal doğaya” sahipti. Günah ve günaha eğilim dışında bizlerle aynı olan insani bir doğayı almıştı. 451 yılındaki Kadıköy Konsili İsa’da her iki doğanın “karışmadan, değişmeden ve ayrılmadan” mevcut olduğu ifadesini kullanmıştır. Her türlü “karışmayı” reddeden bu ifade, dirilişinden önce Tanrı’nın planı hakkındaki insani sınırlı bilgisini açıklar. Aynı zamanda bu red, Tanrı’nın yaratıklarından ayrı ve bağımsız oluşunu da kabul eder. Böylece her iki doğanın birliğinin gizemi bozulmamış olur.
Müslümanların soruları karşısında, İsa’nın Tanrı’nın beden alan oğlu olduğuna imanın, Havarisel İman Açıklaması’nın esaslı bir bölümünü oluşturduğu açıkça belirtilmelidir. Yalnızca Kutsal Ruh’un etkisi sayesinde İsa’yı imanla Rab olarak kabullenip duyurabiliriz (Yeni Ahit, 1. Korintliler 12,3).
İsa’ya olan hristiyan imanı, İsa’nın tarihsel kişiliğine Kutsal Ruh’un yardımıyla verilebilecek yanıt durumundadır. Hristiyan iman ifadesi imana bir yanıt durumunda olduğu için bu imanı paylaşmayanlardan beklenemez. Başka yorumlarında olabileceğini kabullenmek zorundayız: örn. marksist bir yorum, veya Brahmo Samaj’ın yorumu (19.yüzyıl Hindu reform hareketi), islami ya da yahudi yorumları vb. Burada geçerli olan iki şart vardır:
1. Tarihi ve edebi eleştirilerin taleplerini saygıyla karşılamak - ancak yalnızca edebi bir yorum değil, bilimsel temele dayalı bir yorum ortaya koyuluyorsa. 2. Hristiyan yorumunun, yazar bu inancı paylaşmıyor olsa bile olası yorumlardan biri olduğunun kabul edilmesi.
IV. Hristiyanlar yanıtlıyor
1. İsa’nın Tanrılığı ve Bedenalışı gizemi hristiyan imanında merkezi bir yere sahiptir. Hristiyanlar için İsa’nın beden alışı insanın “tanrılaştırılması” anlamına gelmemektedir. Beden alışta Tanrı’nın ebedi sözü insan doğasını alır ve insan olur. Tanrı’nın yaradılıştan ayrı ve bağımsız oluşu her iki doğanın karışmadığı ifadesi ile korunur. Tanrısal doğayı vurgulamak için örneğin hak, hakikat ya da cevher gibi kelimeler kullanılabilir. “Tanrıoğlu” kelimesi, onun Tanrısal kökenini işaret etmeyi sağlar. Bu ifade asla, Tanrı’yı insani bir baba kavramına yaklaştıracak biyolojik bir ifade değildir. Bu bağlamda Dördüncü Lateran Konsili’nin (1215) bir ifadesi yararlı olabilir: “Bu gerçeklik (Tanrısal doğa) doğurmaz ve doğmamıştır” (Denzinger/Hünermann 804). Bu Kuran’da İhlas suresi 3. ayetle uyum içindedir: O, doğurmamış ve doğmamıştır... (lem yelid ve lem yulad). Ancak burada metnin manası Kuran’ınkinden ayrıdır. Kuran burada en başta Tanrı tarafından biyolojik olarak çocuk yapılmasını kasteden Mekke putperestliğini protesto etmektedir. Ancak ikinci derecede İsa hakkındaki hristiyan öğretisi ile ilgilidir.
2. Hristiyan beden alış öğretisi ile Kuran’ın ifadeleri arasında müslüman için anlamlı görünebilecek bağlantılar vardır. Bazı müslümanlar “hristiyan imanında İsa’nın aldığı merkezi yeri islamiyette de Kuran’ın aldığını” kabul etmektedirler (Muhammad Talbi). Müslüman, Tanrı’nın sözünün (kelamullah) ebediyen Tanrı’da olduğuna (kelam nefsi), ve hatta Tanrı’nın cevheriyle aynı olduğuna inanır. Bir yazı şeklinde, “kitaplaşan” Tanrı kelamı Kuran şeklinde (kelam lafzi) vahyedilmiştir. Hristiyan, Kuran’ın da tanımladığı şekilde İsa’nın Tanrı’nın sözü (kelimetullah) olduğuna inanır, ancak deyimin anlamı Kuran’dakinden farklıdır. Hristiyan imanı Nasıralı İsa’nın çarmıha gerilen ve dirilen Rab, Tanrı’nın tarihteki son ve en mükemmel vahyi olduğuna tanıklık eder.
|