titelbild
us-eng-flag

English

deutsche fahne

Deutsch

Ziyaretçi sayısı

Banner2

Sorular ve Yanıtlar 9

Soru 73: Eski Ahit’teki şu iki ayet arasında çelişki vardır: „Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, isyanlarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım (Çıkış 34,7)“ ve „Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek (2.Tarihler 25,4)“ Bu çelişkiyi açıklayabilir misiniz? (TR)

Yanıt:
Eski Ahit’te Tanrı’nın affı ve cezalandırması ile ilgili belki de en önemli bölüm Tesniye kitabında On Emir’i (Dekalog) açıklayan 5,7-10 bölümüdür:

     “(7) Benden başka tanrın olmayacak. (8) Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. (9) Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. (10) Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.”

Aynı Tesniye kitabı 7,9-11 bölümünde yeniden aynı konuyu işliyor:

    “(9) Tanrınız RAB’bin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrı’dır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların bininci kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır. (10) Kendisinden nefret edenlere ise üzerlerine yıkım göndererek karşılık verir. RAB kendisinden nefret edene karşılık vermekte gecikmeyecek. (11) Onun için, bugün size bildirdiğim buyruklara, kurallara, ilkelere uymaya dikkat edin.”

Ayrıca yukarıda tam olarak aktarılmayan, Tanrı’nın Musa’ya görünüşü hakkındaki metin vardır; Çıkış 34,6-9:

    “(6) Rab, Musa’nın önünden geçerek, ‘Ben RAB’bim’ dedi, ‘RAB, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı. (7) Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, isyanlarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.’ (8) Musa hemen yere kapanıp tapındı. (9) ‘Ya Rab, eğer benden hoşnutsan, lütfen bizimle gel’ dedi, ‘Bunlar inatçı insanlardır. Sen suçlarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizi kendi mirasın olarak benimse.”

Tersniye kitabı 7,10 Tanrı’nın suçu işleyeni hem de derhal hedef aldığını yazar. Buna karşın kendisini sevenleri binlerce kuşak boyu ödüllendirir (bkz. Tesniye 7,9 ve Çıkış 34,7). Babaların suçlarının hesabının dördüncü kuşağa kadar oğullarından sorulması ise buna aykırı düşmemektedir, çünkü bu ataerkil kalmaya devam eden toplumlarda hala geçerli olan, ancak dört kuşağın birlikte büyük bir aileyi oluşturduklarını sayan geleneksel düşüncedir. Ailenin reisi ve dört kuşağı içeren aile üyeleri bir birlik, büyük aile olarak görülür. Bu anlamda büyük aile ve ailenin reisi böylesi toplumların düşünce ve anlayışında bir tek olarak ve böylece Tanrı’nın önünde ortak sorumlu olarak görülür.

Soruda aktarılan 2.Krallar 25,4 ayeti kronolojik olarak Tesniye 24,6’ya denk düşmektedir. Bu birbirleriyle çelişkili gibi görülen ayetler aynı Tesniye kitabındandır ve çelişkili oldukları düşünülmemiştir.

Peygamber Hezekiel’in kitabının 18. bölümü anılan gelenğin çizgisinden bağımsız olarak tamamen kişisel sorumluluk konusuyla ilgilidir. Bütün bölümü ama özellikle Hezekiel 18,4 ve 18,18 ile 18,19-23’ü okumakta yarar vardır. Peygamber Hezekiel kitabının 18.bölümünün ifadelerinde Tesniye 5,9 ve Çıkış 34,7’nin olası bir yanlış anlaşılmasına karşı açıklamalar yapmaktadır.

Soru 74: Sarhoşluk günah mıdır? Eğer öyleyse, hristiyanlık nasıl olur da sarhoşluk veren bir şeyi ibadette, hem de Tanrı’nın adına kullanabilir? (TR)

Yanıt:
Şarabın Kitabı Mukaddes’te büyük bir anlamı vardır. Şarabın ne kadar değerli görüldüğü, Kitabı Mukaddes’in aktarısına göre yenilenen insanlığın atası Nuh’un bir bağ dikmesinden (Yaratılış 9,20) ortaya çıkmaktadır. Şarap övülmektedir (Hakimler 9,13; Mezmur 104,15); ancak aşırı miktarda kullanılmasına karşı uyarılmaktadır da (Yeşaya 5,11vd; Amos 6,6; Özdeyişler 20,1; 23,31vd; Sirak 19,2; Efeslilere Mektup 5,18; Timoteyus’a 1.Mektup 3,3.8; Petrus’un 1.Mektubu 4,3)

Sirak kitabından şu bölümü aktaralım(31,25-31):

    “Şarap içerken yiğitlik taslama; çünkü şarap pek çok kişinin yıkımına neden olmuştur. Ocak çeliği dener, çeliği kızdırıp hemen soğutarak sertleştirir; şarap da yürekleri sınar, övüngen kişilerin içki içme yarışı sırasında bu işi yapar. Şarap aşırıya kaçmadan içilirse insana canlılık verir. Şarap içilmezse yaşamın değeri var mıdır? Şarap insanları mutlu etmek için yaratılmıştır. Şarap gerektiği zaman ve gerektiği kadar içilirse, insanın yüreğine kıvanç ve ruhuna sevinç verir. İnsanın, içgüdüsü nedeniyle veya kabadayılığa özenerek içkiyi fazla kaçırması ruhunu karartır. Sarhoşluk akılsız adamın taşkın davranışlarına neden olur, bu da onun zararınadır; sarhoşluk gücünü azaltır ve kavgaya tutuşur. Bir şarap şöleninde komşunu paylama, komşun eğlenirken ona tepeden bakma, veya sana olan borcunu hatırlatıp ona sitem etme, hemen ödemesini isteme, komşunun canını sıkma.”

Sorunun mantığına göre yanlış kullanıldığı zaman büyük zarar verebilecek olan bıçağın da kaullanılmaması gerekir. Hristiyan ahlakına göre böylesi konularda önemli olan doğru ölçüyü korumaktır.

Genel olarak konuşacak olursak: “İlaç, alkol ve uyuşturucuların ahlaki açıdan değerlendirilmeleri ile ilgili olarak, bazı keyif verici maddeler keyif için, bazı uyuşturucular da hastaların tedavisinde doktorlarca kullanılmaktadır. Ancak insanın kendi ruhani durumuna hakimiyetini kaybedecek ölçüde kullanımı kötüdür. Ruhen veya bedenen alışkanlık ve bağımlılık yapan ve ahlaki şahsiyetin zayıflamasına, kaybolmasına yol açıp insani bağımlı kılan maddelerin kullanımı ahlaki açıdan savunulamaz. Yaşamın anlamlı bir şekilde sürdürülmesinin önşartlarından biri de kişinin kendi sınırlarını tanıması ve ölçülü olmak ve sakınmayı yerine getirmesidir.” (Katholischer Erwachsenen Katechismus. Bd. 2: Leben aus dem Glauben (Freiburg: Herder, 1995), S. 278)

Soru 75: Başka dinden birinin süt anneliği kabul edilebilir mi? (TR)

Soru 76: Kadının sütü kocasına caiz midir, yani erkek karısının sütünü içebilir mi? (TR)

Yanıt: Hristiyan ahlaki öğretisi yukarıdaki sorular gibi hallerde kararı hristiyan bireylerin iyi niyetle karar verme yetisine bırakır. Ancak davranış ve uygulamalar ahlaki prensipler ve ilkelere aykırı düşüyorsa ya da belli bir durumda başka insanlara zarar veriyorsa o zaman hristiyanın (her insan gibi) böylesi davranışlardan uzak durması gerekir.

Soru 77: Bir hristiyanla evli olan müslüman bir kadın Tunuslu akrabalarının evliliklerine lanet getirdiklerini ve bunun da evliliklerinde kavga ve çekişmelere yol açtığını iddia ediyor. Böylesi lanetler hakkında bilginiz var mı? Lanetlerle Kuran arasında bir bağlantı var mı? Böylesi lanetleri ortadan kaldırmak mümkün müdür? (DE)

Yanıt: İslam dünyasında yalnızca kırsal kesimlerde değil, şehirliler arasında da batıl inançlar yaygındır. Bütün batıl inançlarda olduğu gibi Doğu’da da cadıların bağlamak ve çözmek, ruh çağırmak, hastaları iyileştirmek ve gelecekten haber vermek gibi güçleri olduğuna inanılır. Batıl inançların birçok içeriği Kuran’a uygun düşmektedir. Örneğin cinlere inanmanın bunda çok büyük bir yeri vardır. İnsanlara hastalık, felaket ve ölüm getirdikleri için cinlerden korkulur. Kötü ruhlardan muska taşımak suretiyle korunur. Birinin içine cin girerse o insan hasta olur. Histeri, epilepsi, melankoli, apopleksi, çırpınma ve aksama rahatsızlığı olanlar için Araplar “bağlanmış” ya da “cin çarpmış” ifadesini kullanırlar. Türkler de “cine tutulmuş” derler. Bunlar yalnızca cinlerin kendilerine hizmet ettiği kişilerce iyileştirilebilirler. Çaresi de ruhlara sorularak tütsü ile, muska ile, dualar ve deyimlerle olur. Başkaları ise cinleri başkalarına zarar vermeye yöneltmek çabasındadır. Bunun için tılsımın yanında büyü de yaparlar. Birçok hastalığın sebebi olarak gözün kötü kudreti, “nazar” görülmektedir. Ancak “kötü söz” ve “kötü koku” da zarar verici olabilirler. Bunlardan kurtulmanın yolları ve çareleri arasında muska ve tılsımların yanında Maşallah kelimesinin kırkbir kere söylenmesi de özellikle kötü söze karşı etkilidir. Bütün bunların yararı olmazsa ya bir şeyhe ya da bir hocaya başvurulur. (bkz. Lexikon der Islamischen Welt (Stuttgart, 1992) ‘Aberglauben’ maddesi, yazarı: Senay Yola, München)

Hristiyan düşüncesine göre Dirilmiş Mesih İsa’nın her yerde mevcut olduğuna olan inanç ve Kutsal Ruh’un etkin olduğu sakramentler ve diğer kilise litürjisi, kutsamalar ve sakramentaller aracılığıyla Mesih’le canlı bir birlik batıl inançların her türlü gölgesini yok eder.

Soru 78: Yuhanna 1,19’de kimsenin Tanrı’yı görmediği yazılı. Eski Ahit’te ise birçok ayet (Tekvin 17,1; 18,1; Çıkış 6,3; 24,10; Amos 9,1 vd.) bunun tersini iddia ediyor. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz? (TR)

Soru 79: Tekvin 11,5: “RAB insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi.” Sizin Rabbiniz uzaktan, göklerden göremiyormu ki aşağı inmek zorunda kaldı? (TR)

Her iki soruya yanyt:
Yuhanna 1,17-18: „Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi. Tanrı'yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. O'nu, Baba'nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul tanıttı.“
Yuhanna 6,46: „Bu, bir kimsenin Baba'yı gördüğü anlamına gelmez. Baba'yı sadece Tanrı'dan gelen görmüştür.
Yuhanna 7,29: „Ben O'nu tanırım. Çünkü ben O'ndanım, beni O gönderdi.“
1.Yuhanna 4,12: “Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı'yı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve O'nun sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur.”

Yuhanna’nın yazılarındaki tüm bu bölümler Eski Ahit’teki Çıkış kitabı 33,20 ayetiyle, Musa’nın Dağ’da olduğu konuyla bağlantılıdır:
Çıkış 33,18-23: “Musa, ‘Lütfen görkemini bana göster’ dedi. RAB, ‘Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim» diye karşılık verdi, ‘Adımı, RAB adını senin önünde duyuracağım. Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım. Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz.’ Sonra, ‘Yakınımda bir yer var’ dedi, ‘Orada, kayanın üzerinde dur. Görkemim oradan geçerken seni kayanın kovuğuna sokup geçinceye kadar elimle örteceğim. Elimi kaldırdığımda, sırtımı göreceksin. Ama yüzüm görülmeyecek.”

Çıkış 33,20’nin yorumu:
“Tanrı’nın yüceliği ile insanın liyakatsizliği arasında bir uçurum vardır (bkz. Levililer 17,1), öyle ki insan Tanrı’yı görürse (bkz. Çıkış 20,29; Levililer 16,2; Sayılar 4,20), ya da sesini işitirse (bkz. Çıkış 20,19; Tesniye 5,24-26; 18,16) ölecektir. Bu nedenle Musa (Çıkış 36), İlyas (1.Krallar 19,13) ve hatte Seraf melekleri (Yeşaya 62) Tanrı’nın karşısında yüzlerini örterler. Kim Tanrı’yı gördükten sonra hayatta kalırsa şükran dolu bir hayranlık (Yaratılış 32,31; Tesniye 5,24) veya ruhsal ve dinsel bir korku (Hakimler 6,22-23; 13,22; Yeşaya 6,5) duyar. Tanrı böylesi bir olguya nadiren izin verir (Çıkış 24,11), özellikle “dostu” Musa’ya (Çıkış 33,11; Sayılar 12,7-8; Tesniye 34,10 ve İlyas’a (1.Krallar 19,11vd) olduğu gibi – her ikisi de Tanrı’nın İncil’de görünüşü olan Mesih’in nura bürünmesinin (Matta 17,3) tanıkları olmuşlardır ve hristiyan aktarısında Pavlus’la birlikte mistik olarak Tanrı’yı görenlerin olağanüstü temsilcileri olarak görülürler (2.Korintliler 12,1vd).

Yeni Ahit’te (İncil) Tanrı yüceliğini İsa’da açınlar (bkz. Çıkış 24,16 ve Yuhanna 1,14; 11,40), ancak Baba’yı Oğul olan İsa’dan başka hiç kimse görmemiştir (Yuhanna 1,18; 6,46; 1.Yuhanna 4,12). İnsanlar ancak cennette, Göklerin Egemenliği’nde Tanrı’yı görebileceklerdir (Matta 5,8; 1.Yuhanna 3,2; 1.Korintliler 13,12; bkz. 2.Korintliler 4,4.6).
(Alıntı yapılan eser: Neue Jerusalemer Bibel (Freiburg:Herder, 1980), s.122)

Yaratılış 11,5 ayetiyle ilgili soru hakkında şu açıklamaları yapmak gerekir:
(1) “Yaratılış (Tekvin) kitabının ilk 11 bölümünü özel bir şekilde görmek gerekir. Bu bölümler geleneksel anlayışla insan soyunun kökenini anlatmaktadırlar. Kültürel açıdan daha çok gelişmemiş bir halkın tinsel durumuna uygun sade ve betimsel bir dille kurtuluş düzeni için önşart durumundaki temel gerçekleri duyurmaktadırlar: Zamanın başlangıcında Tanrı’nın bütün evreni yaratması, erkeğin ve kadının yaratılışı sırasında Tanrı’nın özel tutumu, insan soyunun birliği, ataların günaha düşmeleri, bunun sonucu olarak da cennetten çıkarılmaları ve bunun kendilerini izleyen kuşakları kapsaması. Tüm bunlar iman öğretisi için önemli ve Kutsal Kitap’ın sağlam kaydı ile korunmuş olan gerçeklerdir. Yine güvenilir iman gerçekleri olarak (sözcük değil anlam açısından) şu an tam olarak tanımlayamasak bile o dönemin yaşam ve anlayış ölçülerine göre efsanevi bir betimlemeyle kayıt edilip korunmuş gerçekleri de içerirler.” (Neue Jerusalemer Bibel, s.8)

(2) Eski Ahit’te Tanrı ile ilgili ifadelerdeki betimleyişler, ki anılan ayet de (Yaratılış 11,5) bu çok sayıdaki ayetlerden biridir, modern çağın okurları için sık sık şaşırtıcı hatta şok edici gelebilir. Ancak bunlar Yahve’nin insanlarla canlı ve aktif beraberliğini ortaya koyan betimlemeler olarak anlaşılabilir. Bu betimlemelerde Tanrı’nın canlılığı, aktifliği ortaya çıkar, ki buna günümüzde kişilik diyoruz. Bu sanki insanlaştırılmış gibi görünen iman tanıklığı şekli, Yahve’nin bütün yer za zaman kavramlarını aşan erişilmezliğinin vurgulanmasıyla yanlış anlamadan korunur. Diğer yandan merkezi ve bütünlüğüne (ruh ve kişilik kavramlarını ayrı ayrı tutmamış olan) İbranilerin Yahve’yi asla “O”, “Ben”, veya “Kendisi” şeklinde özneleştirmemiş olmalarında bulur. A. Deissler bu konuda şunları yazıyor: “Anlayış ve bilgelik, irade ve özgürlük gibi temel kişisel özellikler kendini ortaya koyar ve bu yalnızca konuda değil, ifade edenin gerçekliğini de kapsar ki Eski Ahit bunda herşeyi “Tanrı’nın egemenliğinin dışavurumu” olarak içerir ve böylece Yahve’nin evrensel yaratıcı, tarihsel ve özgün, açınlayıcı Sözü’nü duyurur.” (Die Grundbotschaft des Alten Testaments, içinde bulunduğu eser: B. Dreher u.a. (Yayımlayan), Handbuch der Verkündigung 1, Freiburg 1970, s.162) Bkz: Theodor Schneider, Was wir glauben. Düsseldorf:Patmos, 1988, s.97.

Soru 80: Korintlilere 1.Mektup 14,34-35 şunu diyor:  Kadınlar, toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur... Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.“ Şimdi ise kadın rahipler de mevcut. İncil artık geçerli değil mi? (TR)

Yanıt:
Tanrı’ya benzerlik hem erkek hem de kadınları eşit şekilde kapsar (Yaratılış 1,27). Burada üstünlük, ya da kademeler yoktur. Bu nedenle kültür ve uygarlık tarihinin tanık olduğu, kadına yönelik bütün ayrımcılıklar Tanrı’nın başlangıçta ortaya koyduğu isteğine aykırıdır. Erkek ve kadının eşit derecede ve eşit değerde oluşları dünya ve kilise için Tanrı’nın açınlamasının önemli bir öğretisi durumundadır.

İsa davranışlarıyla kadının değeri ve eşitliğini ortaya koymuştur. Vaazlarında, yaptıklarında ve insanlara sevgisinde kadınlar da erkekler gibi ynı yere sahiptir. Kadınların O’na eşlik etmesine izin veriyor ve onların desteklerini kabul ediyordu (Luka 8,1-3), günahkar olarak tanınan bir kadını koruyup savunuyor (Luka 7,36-50) ve o dönemin bütün toplumsal engellerini (Yuhanna 4,27) ve dinsel tabularını (Markos 5,28-34) yıkıyordu.

İsa’nın kadınların erkeklerle aynı değere ve liyakata sahip olduklarını ortaya koymak ve kadınları o dönemin anlayış ve alışkanlıklarının zincirlerinden kurtarma amacı ilk kilisede ciddiye alınmıştır. Pavlus vaftizle bütün farklılıkların ortadan kalktığını ve bütün vaftizlilerin Mesih’te bir birlik oluşturduklarını vurgular. “Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz“ (Galatyalılara Mektup 3,28). Mesih’le başlayan yeni yaradılış düzenini ortaya koyan bu önemli teolojik cümle o döneme kadar mevcut kısıtlamaları ve engelleri kaldırmayı hedefler.

İmanla kazanılmış anlayışı pratiğe uygulamak Pvlus için bile kolay değildi (bkz. 1.Korintliler 11,2-16: Pavlus kadınları cemaat yaşamına tam katılıma çağırdığı ve hatta kadınların yönetsel görevleri (bkz. Romalılar 16,1-5 v.d.) ve misyonerlik çalışmalarını kabul ettiği (bkz. Romalılar 16,7) halde soruda anılan cümleyi de içerir.) Pavlus’tan sonraki zamanlarda kadınları daha çok ev ve evişleriyle ilgili kılmaya yönelik akımlar da vardı (bkz. 1.Korintliler 14,34vd ve 1.Timoteyus 2,11-15 ; ayrıca 1.Petrus 3,1-6 ; Titus 2,5 ; 1.Timoteyus 5,11-14). Roma-Helen ahlaki öğretisi içinde de görülen, erkeklere karılarını sevmeleri konusundaki uyarı, Efeslilere Mektup 5,25-32’de hristiyan toplumu içinde eşsiz bir derinliğe ulaşır: “Ey kocalar, Mesih inanlılar topluluğunu nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin“ (Efeslilere 5,25). Mesih’in hizmet eden sevgisinin örneği erkeğin karısına olan tutumunu değiştirmeliydi: ataerkil bir şekilde egemen olmak yerine fedakarca sevgi. Efeslilere Mektup 5,21 ayrıca erkek olsun kadın olsun bütün hristiyanları uyarıyor: “Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.”

Kilisenin öğretisi konusunda ise günümüzde katolik ve ortodoks kilisesinde rahiplik makamı ile ilgili olarak bazı zor sorular mevcuttur. Çok tartışılan sorulardan birisi de kadınların rahiplik makamına kutsanması hakkındadır. İnsani açıdan ve hristiyanlıkları açısından kadınlar erkeklerle eşittir. Bu nedenle kadınların laiklerin (din adamı olmayan) hizmetlerinde eşit yerleri olması gerekir. Ancak Roma’daki İman Öğretisi Kongregasyonu 1976 yılında, katolik kilisesinde İsa’nın örneği ve tüm kilise geleneğine dayalı olarak kadınların rahipliğe kutsanmasının olanaksız olduğunu yeniden belirtmiştir. Bu sonsuza dek bağlayıcı bir dogma değildir. Kutsal Kitap’ın içerdiği dayanaklar elbette büyük ağırlığa sahiptir ve kilisede kadının ve erkeğin toplumsal eşitliği ile ilgili taleplerin dayanaklarına göre daha büyük ağırlığa sahip olmaları gerekir. Ayrıca katolik kilisesi rahiplik makamı ile ilgili konularda ortodoks kilisesi ile farklı yollar izlemeyi istememektedir.

Anglikan ve bir çok protestan kiliselerinde ise kadınlar pastör ve hatta episkopos olarak görev yapmaktadırlar.

Soru 81: Ortodoksları katolikler ve protestanlardan farklı kılan şey nedir? İman açısından ortak yönleri nelerdir? (TR)

Yanıt:
Ortodoks kilisesi kavramı altında hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun doğu bölümünde geliştiği ve oradan imparatorluğun sınırlarını da aşarak doğu slavları da kapsayan şekliyle Bizans usulü yaşayan kiliseler tanımlanmaktadır. Bir çok Doğu-Ortodoks kilisesi de kendileri için bu deyimi kullanmaktadırlar. Onlar litürji ve dogma konusundaki farklılıkları ile ortodoks kilisesinden farklıdırlar (ancak 1990 yılında dogmatik, özellikle mesihsel konularda bir görüş birliğine varmışlardır); ayrıca katolik doğu kiliseleri de Roma episkoposu ile olan kanonik birlikleri ile ortodokslardan ayrılırlar. Çoğunlukla “doğru imanlı” şeklinde tercüme edilen “ortodoks” kelimesinin asıl anlamı “(Tanrı’yı) doğru şekilde öven, yücelten” şeklindedir ve ortodoks kiliselerindeki yaşamın litürjik boyutunun merkezi önemini vurgular.

Ortodoks kiliseleri için Roma Episkoposu’nun üstünlük iddiası (bkz. Kitabımızda 6.Bölüm, III. Başlık, 1.2 Altbaşlık) 1054 yılındaki kilisenin bölünmesinin günümüze dek temel sebebi durumundadır. Batı’da papalık makamının genişlemesi öncelikle Roma’nın iktidar hırsına değil, Kilise’nin özgürlük ve birliği için sorumluluk duygusundan kaynaklanmıştır. Bu üstünlük ve önderlik, Roma tarafından talep edilmekten çok, dışardan Roma episkoposluğuna yüklenmiştir. Ayrılığın haklı gösterilmesi için Latin kilisesinde ayin sunusunda mayasız ekmek kullanımıyla ilgili geleneğin reddi, rahiplerin sürekli bekarlıkları ya da iman açıklamasında Oğulluk kavramı ile ilgili çok küçük bir farklılık gösteren formülasyon gibi her türlü teolojik ayrıntı dayanak olarak gösterilmektedir.

Ortodoks ve Roma Katolik Kiliseleri’nin ayrılığı konusunda bu belirleyici sebeplerin yanında farklı stil ve dindarlık da kendini göstermektedir, öyle ki Doğu ile Batı arasındaki temel farklılığı dogmatik ifadelerde vurgulanış şekliyle iman değil, daha çok hristiyanca yaşam şekli belirlemiştir ve belirlemeye devam etmektedir.

Roma İmparatorluğu’nun doğuda devamı Sezar Konstantin (hük. 306-337) tarafından kurulan imparatorluk kilisesinin devam etmesi anlamına geliyordu. Sezar, yeryüzünde Tanrı’nın vekili olarak onurlandırılıyordu. Mesih’e benzer, dünyasal kahin-kral, tüm hakların sahibi ve kilise yasalarının bile üzerindeydi. Kilisedeki, öğreti gelişimindeki, hüküm verilmesindeki ve idaredeki yetkesi yalnızca Tanrısal yasa ile sınırlıydı. Pek de haklı olmayan bir şekilde Sezaropapismus denilen bu teokratik sistemde gelenekle kilise ve kiliseyle devlet sıkı bağlarla içiçeydi. Patrikler Sezar’a göre oldukça daha düşük bir konumdaydılar ve çoğu kez onun emrinde davrandılar. Bu kilise yapısı, Doğu Roma İmparatorluğu yıkılıp da yerini Rusya’daki gibi çarlar ya da Romen ve Sırp hükümdarlarla ulusal krallıklar aldığında da devam etti. Tüm bu durumlarda bağımsız patriklikler oluştu. Dinsel yaşam büyük oranda kilise ve litürjik ortamla sınırlıydı ve yüzyıllarca bu durum devam etti. Ne teolojik alanda, ne hristiyan felsefesinde, ne de devlet öğretisi ya da sanatta büyük yenilikler olmadı. Kilise, sanki zaman durmuş gibi yaşamaya devam etti.

Batı’da ise bambaşka bir gelişim oldu. Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılış sürecindeki büyük kargaşadan Papa daha güçlü ve tek sağlam, işleyen önderlik olarak çıktı. Devamında Orta ve Batı Avrupa’da dinsel önderliği üstlendi ve yerel egemenlerin ve kralların hakimiyetlerini yasallaştırdıkları kilise bölgeleri arasında bir çeşit uluslarüstü bağlantı noktasını oluşturdu. Doğu Avrupa’da krallar patriklerden daha üstün bir konumda ve neredeyse patrikleri kanatları altına almış durumdalarken, Batı’da ise bunun tam tersi bir kudret ilişkisi mevcut oldu.

Zaman içerisinde Batı’da, episkopos ve kardinallerin atanması konusundaki çekişmeler ve çözümünün de etkin olduğu bir süreç siyasi ve dinsel alanların ikiye bölünmesine yolaçtı ki, bunun Batı’daki tinsel tarihe etkileri hala tam olarak değerlendirilememiştir. Ne Doğu Avrupa ne de İslam dünyası bununla kıyaslanabilir bir gelişim yaşamamışlardır ve takip eden dönemde bu konuda Ortaçağ’ın başında vardıkları konumda kalmış durumdadırlar. Yalnızca Batı Avrupa bu konumdan ayrılmış ve iki çok farklı kudret merkezinin, kilise ve egemenlerin rekabetinin etkisiyle yeni bir mecraya ulaşmıştır.
(Son beş paragrafın alıntı yapıldığı eser: Peter Antes, Mach’s wie Gott, werde Mensch. Das Christentum. Düsseldorf:Patmos, 1999, s.110-112.)

Soru 82: Tanrı her zaman ve heryerde ise zamandan ve mekandan nasıl bağımsız olabilir? (TR)

Yanıt:
Tanrı yaratılmamış ve herşeyden üstün, erişilmez olduğundan dolayı bütün yer ve zaman faktörlerinden bağımsızdır, bu nedenle de her zaman ve her yerde olabilir.

Soru 83: Yahudiler İsa’yı neden reddettiler ve hala reddediyorlar? (TR)

Yanıt:
İsa, kendi çağdaşı bir çok yahudinin ve takip eden yüzyıllar boyu da birçok yahudinin gözünde seçilmiş halkın önemli yasalarına ve kurumlarına karşı gelmiş görünmektedir:
         - yasaya itaatsizlikten; bütün yazılı olan yasaya itaatsizlikten ve Ferisiler için ayrıca sözlü olarak aktarılmış olan yasalara itaatsizlikten;
         - kutsal yer ve Tanrı’nın özel ikametgahı durumundaki Kudüs’teki tapınağa karşı tavrından;
         - yüceliğine hiçkimsenin ortak olamayacağı tek Tanrı’ya imana aykırılıktan.
(bkz. Katolik Kilisesi Katekizmi (Din ve Ahlak İlkeleri), n. 576.)

Soru 84: Hristiyanlar ikonalar ve heykellere tapıyorlar mı? (TR)

Yanıt:
Katolik Kilisesi Katekizmi (Din ve Ahlak İlkeleri) “On Emir” den birincisi hakkındaki açıklamasının dördüncü bölümünde “Kendin için oyma put yapmayacaksın” başlığı altında şu açıklamaları yapıyor:

    2129 Tanrısal buyruk insan eliyle yapılmış her türlü Tanrı tasvirini yasaklar. Tesniye Kitabı şöyle diyor: “Madem ki, Horeb’de, ateşin içinden Rab sizinle konuştuğu sırada hiçbir şekil görmediniz, o halde fesada saparak herhangi bir şeklin suretinde oyma put yapmayacaksınız…” (Tesniye 4, 15-16). İsrail’e kendini gösteren tamamen Aşkın Tanrı’dır. “O her şeydir” ama aynı zamanda, “O bütün eserlerinin üzerindedir” (Sirak 43, 27-28). O hatta “yaratılmış bütün güzelliklerin kaynağıdır” (Bilgelik 13, 3).

    2130 Bununla birlikte, Eski Ahit’ten beri, Tanrı cisimlenmiş Kelâm aracılığıyla esenliğe simgesel olarak götüren resimlerin yapılmasına izin vermiş ya da buyurmuştur: Tunçtan yılan (bkz. Sayılar 21,4-9; Bilgelik 16,5-17; Yuhanna 3,14-15), Antlaşma sandukası ve kerübinler (bkz. Çıkış 25,10-22; 1.Krallar 6,23-28; 7,23-26).

    2131 Yedinci Ökümenik İznik Konsili (787) cisimlenmiş Kelâm’ın gizine dayanarak ikona düşmanlarına karşı ikona kültünü savundu: Mesih İsa’nın, Meryem Ana’nın, meleklerin ve bütün azizlerin ikonalarının yapılması kabul edildi. Tanrı’nın Oğlu insan bedenini alarak yeni bir resim “Ekonomisi”ni (esenlik düzenini) başlatmış oldu.

    2132 Hıristiyan ikona kültü putları yasaklayan birinci buyruğa aykırı değildir. Nitekim, “bir ikonaya verilen onur özgün modele yapılmış olur” (A. Basilius, spir. 18,45) ve “bir ikonaya saygı gösteren herhangi biri o ikonada betimlenen kimseye saygı göstermiş olur” (2. İznik Konsili: DS 601; 2.Vatikan Konsili: SC 126; LG 67). Kutsal ikonalara gösterilen onur yalnız Tanrı’ya gösterilmesi gereken bir tapınma değil, ama “saygıdeğer bir saygı” işaretidir:
    Din kültü ikonalara gerçekmişler gibi değil de bizleri cisimlenmiş Tanrı’ya götüren resimler olarak bakar. İkonaya başvurma hareketi ikonanın üzerindeki resimde takılıp kalmaz, o ikonanın temsil ettiği gerçeğe yönelir (A. Aquinolu Thomas, s. Th. 2-2,81, 3, ad 3).

İkona kelimesi bu bağlamda heykelleri de kapsar.

[Ana Sayfa - Önsöz] [Kutsal Kitap] [Ysa'nyn Tanryly?y] [Haç, Günah, Kurtulu?] [Muhammed: Peygamber?] [Üçlübir Tanry] [Kilise] [Kutsal Efkaristiya] [Ybadet] [Ruhsal ve Dünyasal] [Sürekli Bekarlyk] [Dinlerin çoklu?u] [Hristiyanly?yn Merkezi] [Dipnotlar] [Tematik Soru Yndeksi] [Sorular Yndeks] [Sorular ve Yanytlar 1] [Sorular ve Yanytlar 2] [Sorular ve Yanytlar 3] [Sorular ve Yanytlar 4] [Sorular ve Yanytlar 5] [Sorular ve Yanytlar 6] [Sorular ve Yanytlar 7] [Sorular ve Yanytlar 8] [Sorular ve Yanytlar 9] [Sorular ve Yanytlar 10] [Sorular ve Yanytlar 11] [Sorular ve Yanytlar 12] [Sorular ve Yanytlar 13] [Sorular ve Yanytlar 14] [Sorular ve Yanytlar 15] [Sorular ve Yanytlar 16] [Sorular ve Yanytlar 17] [Sorular ve Yanytlar 18] [Impressum]