titelbild
us-eng-flag

English

deutsche fahne

Deutsch

Frankreich02

Français

Italia02

Italiano

Spanien02

Español

russland3
indonesien

Bahasa Indonesia

Ziyaretçi sayısı

Banner2

Sorular ve Yanıtlar 8

Soru 66: İslamiyetin geçmişinde ya da günümüzde sürekli bekar kalmayı olumlu bulan akımlar olmuş mudur? (DE)

Yanıt:
Kuran evliliği tavsiye eder (24,32). Genel olarak keşişleri över ancak bekarlık konusunda çekince koyar (57,27). Hadisler arasında İslamda keşişlik yoktur ya da İslamda sürekli bekarlık yoktur gibi ifadeler vardır (Ebu Davudun hadis külliyesinden). Muhammedin geçerli bir sebebi olmaksızın evlenmek istemeyen bir müslümana şöyle dediği aktarılır: Yani şeytanın kardeşlerinden olmaya karar verdin. Ya bir hristiyan keşişi olmak istiyorsun, o zaman açıkça git onlara katıl; ama eğer bizden biriysen yolumuzu izle. Bizim yolumuz evliliktir.

Bunlar ve benzeri diğer ifadelere rağmen bazı münzeviler ve sufiler bekarlık yaşamı sürdürmeye karar vermişlerdir. Evli olanları ise bekar yaşamanın üztünlüklerini vurgulamış ve bir evlilik, aile yaşamının kendilerine yarattığı zorlukları dile getirmişlerdir. Evli olan kendi iç huzurunu tehdit altında ve Tanrıyı arayışının aile için çekilen kaygılar nedeniyle zorlaştığını görür. Bu nedenle bazıları bu durumdan kurtulmayı dilemişlerdir. Kendisini tamamen ibadete vermek istiyen bazıları için eşleri ve ailelerini terketmeleri caiz görülmüştür. Sayıca az olmayan müslüman özellikle Ramazan ayında Tanrıya yakınlık arayışları için (taqarrub bi Allah bkz. Kuran 56,7-11; 88-94) belirli bir süre için aileden uzaklaşmış, bir bekarlık yaşamı sürmüştür. Al-i İmran suresi 45. ayette İsa da Tanrıya yakın olanlardan sayılmaktadır. Bunun da ötesinde günümüz hareketlerinde, örneğin Tebliği Cemaat gibi gruplarda bütün aktif üyelerin gezici şekilde vaizlik yapmaya fırsatları olması için ortalama yılda bir ay ailelerinden ayrılmaları talep edilmektedir.

Bazı münzeviler de dünyasal yaşamdan vazgeçmeyi toplumdan da uzaklaşmak olarak anladılar. Dini uygulamaları yerine getirmeyi kolaylaştıran sukuneti inziva yaşamında aradılar. İnsanlarla ilişkilerin yalnızca dış meşguliyetler getirdiğine ve günahkarlara yaklaştırdığına inanıyorlardı. Münzevi yaşamını sanki o Tanrının karşısında yalnızmış ve başka hiçbir insan yokmuş gibi sürdürmeliydi. Böylesi düşünce ve tutumlarda kesinlikle dünya ve bedene düşman islam öncesi ve islamdışı akımlarda etkili olmuşlardır (bkz. Tor Andrea, Islamische Mystik. 2.Auflage. Stuttgart: Kohlhammer, 1980, S. 56-58). (Bu yanıt büyük oranda Th. A. Khourynın Askese başlığını yansıtmaktadır, i.b.e. Khoury/Hagemann/Heine, Islam-Lexıkon I, S. 85vd.)

İsanın annesi Meryemin – Kuranın da bunu sunduğu şekliyle – bekareti hristiyanların sürekli bekarlık yaşamlarını müslümanlar için anlaşılır kılabilir. Kuran, Tanrının, iffetli olan Meryemi inananlar için bir örnek olarak gösterdiğini öğretir (bkz. Kuran 66,11-12). Müslümanların inancına göre İsa bir peygamber ve Tanrıdan bir ruh ve kelime iken, Meryem de Kuranda Tanrıya teslim olmuş, dindar biri olarak gösterilir, başka bir deyişle Tanrıya tevazu ile teslim olmuşlardandır (min al-qanitin, Kuran 66,12). Tanrının mesajına tamamen güvenmiş ve tamamen doğru bir kadındır (sıddıqa, Kuran 5,75) Kuran Meryemi, kendini duaya vermek için uğraşlarla dolu gündelik yaşamdan çekilerek uzak bir yere giden brisi olarak göstermektedir (Kuran 19,16-17). Tırmizi bu son ayeti şöyle yorumlamıştır: Meryem, yüreği tamamen Tanrıya yönelik olarak, bir dua, yani zikr halinde yaşamaya çağrıldı. Böylece Tanrı onun yüreğini sevgiyle dolduracak, ve ruhu da tamamen Tanrının elinde olacaktı, öyle ki Tanrı onu korusun. Böylece Meryemin dindar dileklerinin dağılıp kaybolmasını önleyecekti. Meryem bir içsel dua konumu ve sukunetinde, Tanrının yüceliğini arayışta, tamamen Tanrıya bağlı kalarak yaşamaya çağrıldı.

Kurana göre Tanrı Meryemi bütün inananlar için bir örnek kılmıştır. İffetlerini koruyan hristiyanlar aynı şekilde Tanrıya adanmışlıkla Meryemin örneğini izlemektedirler. Tırmizinin Meryemin içsel duasını tarifi hristiyanların dua tarikatlarındaki uygulamalar ve çabalarının iyi bir tarifi durumundadır. Yine aktif olarak içsel dua eden diğer tarikatlardaki hristiyanlar da Meryem ile aynı düşünce ve hedefe sahiptirler. Tırmizinin sözleriyle: Hiç durmaksızın Tanrının yüceliğini aramak ve bu çabada sebat etmek için her gayreti göstermek.

Böylece şunu söylemek mümkündür: Dini açıdan seçilen bekarlık, bunu seçen ve yasada sıkıce belirtilenin ötesine geçerek içsel sevgiye çaba gösterenler, kendilerinden Kuranın min al-muqarrabin olarak bahsettikleri islam geleneğine yabancı değildir. Eski sufiler öğrencilerini sürekli bekarlık durumuna cesaretlendirirlerdi. Bazıları ise, Tanrıya adanmış bekarlığın kendilerini islama özellikle amade kıldığı, yani kendilerini tamamen Tanrıya teslim etmelerine yardımcı olması durumunda bekarlığı evlilikten daha üstün görmüşlerdir. Gazali (ölümü 1111) en büyük eseri İhya ulum al-dinde Sufi al-Daraninin şu sözlerini aktarmaktadır: Bekar yaşayanın hissettiği ibadetin tatlılığı ve yüreğin koşulsuzca teslimiyetini evli olan asla anlayamaz (bkz. Thomas Michel, The vows of religious life in an islamic context i.b.e. Encounter (Rome), Nr. 132. Şubat 1987).

Meşhur reformcu ve Muhammed Abduhun (1849-1905) öğretmeni olan Cemaleddin Afgani (1838-1897) hiç evlenmemişti. İslam dünyasının her tarafını dolaşmasına yolaçan aktif ve çok dinamik yaşamı boyunca kendisine hayran olan bir çok öğrencileri ve liderler kendisine kızları ile evlenmesini önermişlerdi. Afganinin yanıtı ise açıktı: Benim eşim ümmettir. Bu hristiyanlığın sürekli bekarlık konusundaki önemli bir temel ve motivasyonu ile benzerlik gösterir: insanın imanla, çarmıha gerilen ve dirilen İsa Mesihin bedeni ya da şahsı olarak gördüğü hristiyan toplumuna, kiliseye kendini tam olarak adaması.

Cinsel sınırlamaların islam ibadetinin merkez noktalarından birini oluşturduğu da unutulmamalıdır. Ramazan yalnızca yiyecek ve içecek değil, aynı zamanda oruç süresince her türlü cinsel aktiviteden de uzak durmaktır. Hac süresince ihramda bulunulan süre de zaman açısından sınırlı da olsa tamamen cinsellikten uzak durmayı gerektirir. Bununla kastettiğimiz şudur: Müslümanlar bu kutsal süreler boyunca cinsel aktivitelerden sakınırlar, bu seksi kötü, aşağılayıcı gördükleri için değil, aksine Tanrı kendilerini bu süre boyunca cinsellikten sakınmaya ve yüreklerini tamamen Tanrıya yöneltmelerini istediği içindir.

Kısaca özetleyecek olursak: İslamiyetin aile yaşamının değerini ve lütfunu vurgulamasına karşın, islam inancı ve öğretisi içinde müslümanların, bazı hristiyanların sürekli bekarlık yaşamlarını ve Tanrıya adanmış bekaretlerini anlamalarına yardımcı olacak öğeler bulunmaktadır. İçlerinden bazıları ve belki de tartışmaya meyilli olanları için bu hristiyanca yaşam şekli doğaya aykırı ve Tanrının açınlamasına ters gelebilir. Ancak diğer birçok müslüman ise bu konuyu merak etmektedirler. Onlar, sürekli bekarlık konusundaki hristiyan düşüncesine ilgi duymaktadırlar, çünkü müslümanların Tanrıya adanmış kişilere doğal bir eğilimi, yakınlık düşüncesi vardır. Böylesi müslümanların soruları yalnızca teorik düzeyde yanıtlanamaz ve yanıtlanmamalıdır; çünkü İncilin yoksulluk, iffet ve itaat öğretilerine dayalı gerçekten Tanrıya adanmış yaşam örnekleri yalnızca sözlerden çok daha ikna edicidir.

Soru 67: Kitabınızın 9.bölümünde Kurtuluş Teolojisi terimini kullanıyorsunuz. Bununla kastedilen nedir? Bu akımın temsilcileri kimlerdir? (DE)

Yanıt:
Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde halklar ülkelerinde mevcut olan durumu hiç değişmez kader olarak kabullenmeye artık hazır değildirler; ki bunda insanın sorumlu olduğu ve yine insan tarafından değiştirilebilecek olan adaletsiz sosyal yapı, baskı rejimleri, okuryazarlığın olmaması, sefillik, umutsuzluk ve endişe etkin olmaktadır.

Bazı halklar şahsi ve haksız tutumların, rüşvetçiliğin, israfın, iktidar kavgalarının ve insanların hor görülmesinin yaygınlaştığı ve sosyal günahlar haline geldiği mevcut yapıya karşı direnişlerini bu yapı ve sistemlerden kurtuluş olarak görmektedirler. Son onyıllarda ortaya çıkan kurtuluş hareketlerinden bazıları devrim yoluyla şiddet kullanımıyla değişime çaba göstermektedirler. Başkaları ise değişime reformlar yoluyla erişmek istemektedirler. Özellikle hristiyan cemaatlerine üye olan diğer bazıları ise bir kurtuluş teolojisinden hareketle ve bir Fakirler için Opsiyon ile dayanışma içerisinde sıkıntı ve yoksulluğu dindirmeye ve değişik yöntemlerle sosyal yapının, kurumların ve sistemlerin değişimine erişmeye çalışmaktadırlar.

Kurtuluş teolojisi Latin Amerika ülkelerinde yoksulların maruz kaldığı büyük sıkıntılar karşısında Nasıl Tanrının sevgisi ve Onun yoksullara olan yakınlığından bahsedilebileceği ve dayanışma içinde bu sıkıntıların dindirilebileceği sorusundan yola çıkmaktadır. Bunlar kurtuluş teolojisinin temel motiflerini oluşturur. Latin Amerika Episkoposlar Konferansı (Ruhani Meclis) 1968de Medellindeki bir toplantısında Yoksullara öncelik opsiyonu ile kurtuluş teolojisinin temel görüşlerinden birini sahiplenmiştir. Papa VI. Paul kurtuluş ve salah terimlerinin doğru anlaşıldığı şekilde denk görülebileceklerini söyler: Kurtuluş kelimesi hristiyan söz dağarcığında yalnızca vurgusu açısından değil içeriği açısından da bir yere sahiptir (31.7.1974deki konuşmasından). Papa II. Jean Paul de kurtuluşu sorunların ve sefaletin çözümü için temel ve ilke olarak kabul eden Latin Amerikan teolojisinden açıkça bahsetmektedir.

Katolik öğretisine göre mülkiyetin ya da siyasi kudretin sahiplerince baskı altında tutulanlar, ahlaki açıdan geçerli yöntemleri kullanarak haklarının kabul ve saygı göreceği sosyal yapı ve kurumlara kavuşma hakkına sahiptirler. (Instruktion der Kongregation für die Glaubenslehre über die Christlice Freiheit und Befreiung, 22.3.1986, S. 75vd.)
Böylesi zor durumlarda hangi araç ve yöntemlerin kabul edilebilir olduğu hakkındaki ahlaki karar daima insan onuru ve insan özgürlüğünü temel olarak almalıdır. Çünkü daha baştan itibaren özgürlük hakkının kabul ve saygı görmediği gerçek bir kurtuluş yoktur.

Bunun yanında Tanrının insanlara sevmeye yönelik emrinin ister bir kişiye isterse topluluğa yönelik olsun nefretle bağdaştırılamayacağını düşünmek gerekir. Buna göre İncilin ruhuna göre kurtuluş kavramı, haksızlık ve zorbalığa karşı ancak barışçı (şiddete başvurmayan) direnişi haklı görür. Barışçı direnişle insan, şiddetin ancak yeni şiddeti beraberinde getirmesine karşın ancak sevginin gerçek özgürlüğe eriştirdiğini ortaya koyabilir.
Ayrıca barışçı direniş yakın tarihte Mahatma Gandi ve Martin Luther King örneklerinde de görüldüğü gibi bir strateji olarak da düşünülebilir. Bu yöntemin başarıya ulaşıp ulaşmaması egemen olanların haksız sistemi değiştirmeye hazır ve istekli olup olmadıklarına bağlıdır.

Silahlı mücadele ile devrim yapılması şeklindeki bir yöntemden önce, sosyal yapı ve kurumlarda reformlara öncelik sağlanmalıdır, çünkü çağımızın devrimleri çoğunlukla ideolojilerle içiçedirler ve kısa zaman sonra yeni baskı ve insan hakların çiğnenmesini beraberinde getirmektedirler.

Bir halk barışçı direnişin hiçbir yarar sağlamadığı şekilde baskı altındaysa ve başka hiçbir barışçı (örn. pasif) direniş olanağı kalmamışsa, o zaman en son ihtimal olarak şiddetin kullanılabileceği direniş hakkı vardır.
Papa VI. Paul de Populorum Progressio isimli bildirisinde açıkça ve uzun zaman süren, insan haklarını yaralayan ve ülkenin refahına ağır zararlar veren bir şiddet rejimine son vermek için silahlı mücadelenin en son yol olarak kabul edilebileceğinden bahsetmektedir. Buna karşın kurtuluş için gerekli yol sayılarak sistematik şekilde şiddete başvurulması İman Öğretisi Kongregasyonu tarafından yeni esaret ve baskıya yol açan zararlı bir illüzyon olarak reddeilmektedir (Instruktion über die christliche Freiheit und Befreiung, S. 76).

Günümüzde bütün devletler ve kilise dünyanın hiçbir ülkesinde dayanılmaz şiddet rejimlerinin insanları kendilerini şiddete dayalı yollarla kurtarmak çalışmak zorunda bırakacak durumlar olmaması için yardım etmek zorundadırlar (bkz. Katholischer Erwachsenen-Katechismus, 2.Bd. Leben aus dem Glauben [Freiburg: Herder, 1995], S. 260-262).
Tanınmış kurtuluş teologları arasında G. Gutierrez, A Theology of Liberation, 1974; J. Segundo, The Lıberation of Theology, 1978; J. Sobrino, Christology at the Crossroads, 1978, sayılabilir.

Soru 68: Tanrı yahudilere domuz etini neden yasaklamıştır? Yalnızca trişinden dolayı mı yoksa başka nedenlerden mi? İsa domuz etini onlara neden serbest bıraktı – İsanın döneminde hijyen durumu daha iyiydi, yani domuz eti hiç kötü olmamıştı ve bu yasağı yahudiler kendilerini başkalarından ayrı kılmak için uydurmuşlar mıydı? Muhammedin döneminde çöl bölgesi olduğu ve trişin konusunda kontrol olanağı olmadığı için mi domuz eti yemek tehlikeliydi? Bazıları domuz etinin o kadar da iyi olmadığını söylüyorlar – bu doğru mu yoksa saçma mı? Bu konudaki bilimsel bulgular nasıldır? (DE)

Yanıt:
Eski Ahitte Levililer 11,7vd. ile Tesniye 14,8 domuz etini murdar olarak tanımlar ve domuz etini yemeyi ya da ölü bir domuza dokunmayı yasaklarlar. Bu yasağın nedeni Eski Ahitte açıklanmamaktadır ve bu nedenle olası dini (domuzu putperestlerin ibadette kullandığı hayvan), ahlaki (domuzun kirli yaşayışı), kültürantropolojik (domuzun ait olduğu zoolojik sınıfı belirlemede zorluk), tıbbi (örn. trişinlerden korunma) ve ökolojik (insanın yiyeceklerine rekabeti) nedenler ileri sürülmekte ve tartışılmaktadır. Bu yasak yahudilerce kimliklerinin belirleyici bir parçası (bkz. 2.Makkabiler 6,18-31) ve yahudi olmayanlardan ayıran bir özellik olarak görülmektedir. Kuran da domuz etinin yenmesini yasaklamaktadır (2,173 v.d.). İncil yahudilerin domuzdan nefretini paylaşmaktadır, ancak Elçilerin İşleri bölümünde (15,23-29) ele alınan bildiri bu nefreti görmezden gelmekte ve Barnabas Mektubu da (10,1.3) kilisede domuz eti yasağının kaldırıldığından bahsetmektedir. Bu noktada İsanın İncilde (Markos 7,14-23 ve Matta 15,10-20) yiyeceklerin temizliği ya da murdarlığı konusundaki ifadeleri belirleyici bir rol oynamıştır.

    İsa, halkı yanına çağırıp onlara, Dinleyin ve şunu belleyin dedi. İnsanı kirleten, ağzına giren değildir. Ağzından çıkandır insanı kirleten. Bu sırada öğrencileri O'na gelip, Biliyor musun, Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler dediler. İsa şu karşılığı verdi: Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecek. Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi de çukura düşer. Petrus, Bu benzetmeyi bize açıkla dedi. Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz? diye sordu İsa. Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da ayakyoluna atıldığını bilmiyor musunuz? Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, cinsel ahlaksızlık, hırsızlık, yalan tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez. (Matta 15,10-20)

    (Ayrıca bkz. Theol. Wörterbuch des Alten Testaments 2ö 835-846.)

Soru 69: İnternet sitenizde (sayfa: İsanın Tanrılığı, İslami Görüş), Vaftizci Yahya tarafından bildirilen İsa, insani bir babası olmaksızın Bakire Meryemden doğdu ifadesi yeralmaktadır. Kuran Al-i İmran suresi 39. ayette Zekeriyaya Tanrının bir müjdesini getiren meleklerden bahsederken, Yahyaya müjdeyi getirenin İsa olduğunu nereden biliyorsunuz? (DE)

Yanıt:
Aktardığınız cümle ile söylemek istediğim Zekeriya oğlu Yahyanın Meryem oğlu İsanın Tanrıdan bir kelime olduğuna inandığıdır. İfademde, Kurandaki saddaqa deyiminden yola çıkarak Yahyanın İsa hakkındaki bu inancını açıkça ifade ederek İsayı duyurduğunu kabul ederek bu metinden daha öteye gitmekteyim.
Bu noktada dayandığım şey Al-i İmran suresi 39. ayet ve bu ayetin doğal yorumudur (bkz. Örn. Tafsir al-Manar, i.b.e. Dar ul-Fikr Ausgabe, Band III, S. 297vd.)
Sizin ifade ettiğiniz gibi İsanın Yahyaya müjdeyi getirdiğini kastetmiyorum, Kuran metni de bunu söylemiyor, aksine ifade ettiğim şey Yahyanın, İsanın Tanrının bir kelimesi olduğuna inandığıdır.

    1. Kuran Al-i İmran suresi 39.ayetin yorumu

Al-i İmran suresi 39.ayetin manası ve bahsettiğimiz sözcüklerle ilgili yorumları topluca şu eserde bulabilirsiniz: Mahmoud M. Ayoub, The Quran and its Interpreters, Vol. II (The House of Imaran) (Albany: State of New York University Press, 1992), S. 107-112. Ayoub meşhur klasik Kuran yorumcularının büyük çoğunluğunun benim sunduğum görüşte olduklarını ortaya koymaktadır.

    2. O peygamberlerin sözlerinde önceden duyurulacaktır.

Yüzyıllar boyunca oluşan ve çok farklı koşulları ortaya koyan Eski Ahiti okuduğunuzu varsayıyorum. Eski Ahitte peygamberlerin kitapları da vardır. Bu peygamberler ve kitaplarının çoğu Kuranda anılmazlar. Yahudiler ve hristiyanlar için bu kitaplar Kutsal Kitapın önemli bir bölümünü oluştururlar. Hristiyanların iman ışığında Nasıralı İsayı bu peygamberlik kitaplarında bahsedilen Mesih olarak yüzyıllardır nasıl yorumladıklarını burada tek tek izah etmemiz olanaksızdır. Yahudilerin aksine hristiyanlar Eski Ahitteki kitaplarda, özellikle peygamberlerin kitaplarında Tanrının Mesihinin ve Onunla beraber Tanrının Egemenliğinin geleceği bir dönemin duyurulduğunu görmektedirler. Aynı şekilde yahudilerden farklı olarak hristiyanlar – ve içlerinden birçoğu da hristiyanlığın ilk dönemindeki yahudilikten gelenler – başlangıçtan itibaren İsa Mesihte yahudi imanında beklenen Mesihi görmüş ve duyurmuşlardır. Yahudiler halen Mesihin gelmesini beklerken, hristiyanlar, çarmıha gerilmiş ve dirilmiş olan Nasıralı İsanın gerçekten yüzyıllardır yahudi halkının kutsal kitaplarında Tanrıdan gelmesi beklenen Mesih (Tanrı tarafından  meshedilmiş olan) olduğuna iman etmektedirler. Bu bağlamda daha fazla bir şey söylemek mümkün değildir. Eğer hristiyan imanının temel içeriğini daha iyi anlamak isterseniz Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri adlı eseri okumanızı öneririm.

İsanın peygamberler tarafından önceden duyurulmuş Mesih olduğu ile ilgili ifademin Kilisenin iman ifadelerinden biri olarak anlaşılması gerekir. Yahudiler Eski Ahitin bununla ilgili metinlerini başka şekilde yorumlamaktadırlar. Ancak Eski ve Yeni Ahitin metinleri hakkında kapsamlı ve genel kabul görmüş herhangi bir islami yorum maalesef mevcut değildir.

    3. Yuhanna İncili 16,12-13

Hristiyan imanı bu ve buna yakın ayetleri daima Kutsal Ruhla ilgili olarak görmüştür. Yunanca metindeki parakletos sözcüğünün periklytos olarak okunmasının neden yanlış olduğunu burada ayrıntılı olarak sunmamız olanaksızdır. Aynı şekilde bu metinleri inceleyip yorumlayan ciltler dolusu hristiyan eserlerini özetlemem de olanaksızdır. Yalnızca şunu söylersek: Hristiyanlar parakletosu yardımcı, tesellici, kısaca Kutsal Ruhu tarif eder şekilde anlamaktadırlar. Parakletos, İsanın kendisini Tanrıoğlu olarak nitelendirmeye hakkı olduğunu açınlayacaktır (bkz. Yuhanna 10,33; 19,7). Bunun kanıtı ise İsanın Babaya gidişi olacaktır (13,1; 20,17); Onun göksel kaynağını ve göksel şahsiyetini gösterecektir (6,62). Ruh, İsayı, İsanın gizeminin doluluğunu göstererek yüceltecektir. İsa da Babayı yüceltmektedir (17,4). Açınlama (Vahiy) tamamen tektir; kaynağını Babadan alır, Oğul aracılığıyla etkindir, Ruhta da Tanrının, Baba ve Oğulun yüceliği için bütünlüğe erer. (bkz. Katholischer Erwachsenen-Katechismus, S. 221vd.)

    4. Kuran 61,6

Onun adı Ahmeddir, ya da: adı övgüye değerdir: Ancak bu da sözcüğün özel isim olarak anlaşılmaması gerektiğini ortaya koyar. İslami yorumcular bu isimde peygamber Muhammedi anlıyorlar. İslami araştırmacılar – hristiyanların böyle bir şey olmadığını söylemelerine rağmen – İncilde İsanın böyle bir duyurusunu bulmaya çalıştılar. Bu iddialarında iki yönelim vardır: Ya hristiyanları İncilden belli bazı metinleri çıkarmakla suçlamaktadırlar, ya da – ki daha sık görüleni – İsanın havarilerine kendilerine Yardımcıyı (parakletos) göndereceği vaadine (Yuhanna 14,16.26) işaretle parakletos sözcüğünü periklytos (meşhur) olarak yorumlamaktadırlar.

Soru 70: Evlenmek için ideal yaş kaçtır? (TR)

Yanıt:
Katolik Kilisesinde evlenebilmek için gerekli asgari yaş erkekler için 16, kadınlar için 14tür. Ancak ülkelerdeki ruhani meclisler bazı bölgeler için bu yaş sınırını daha da yükseltebilirler. Bunun gerisindeki sebep ise, evlilik için asgari kaç yaşında olunması gerektiğinin içinde yaşanılan kültüre bağlı olduğu düşüncesidir. Bu nedenle din adamlarının, bulundukları ülkenin geleneklerine uygun evlenme yaşı olarak görülen yaşa erişmemiş olan gençleri evlenmek için bekletmeleri gerekir. Geleneksel kültürlerle kıyaslandığında batı ve bireysel kültürlerinde evlenmek isteyenler akraba ve aile çevresinden daha az yardım bekleyebilirler ve daha çok kendileri gerekli şartları sağlamak zorunda kalırlar. Bu ise daha olgun bir çağa erişmeyi ve daha ileri bir yaşı gerektirir.

Katolik öğretisine göre evlilik asıl olarak bir taraftan eşlerin mutluluk ve refahını diğer taraftan da evlat sahibi olunması ve onların yetiştirilmesini hedefler. Evlenmek için ideal yaş konusunda düşünüldüğü zaman çocukların – hem sağlık hem de psikolojik açıdan – refahlarının da gözönünde bulundurulması gerekir. Asla çocuk sahibi olmak istemeyen kişiler, katolik öğretisine göre geçerli bir evlilik yapamazlar.

Ancak kendi isteği dışında sebeplerden dolayı (örn. sağlık sorunları ya da ihtiyarlık vb) çocuk sahibi olamayacaksa da evlenebilir. İleri yaşlarda da (örn. ilk eşin ölümünden sonra dul olarak) evlenilebilir.


Soru 71:  Hristiyanlık tek tanrılı bir din ise Meryem Anaya Tanrıanası denmesi ne kadar mantıklı olur? (TR)

Soru 72: Hz. İsanın annesi Meryeme dua edilmesi Allaha eş koşmak değil midir? (TR)

Yanıt:
Her iki soruyu da ve bunlarla ilgili olası diğer soruları da (1) Kitabı Mukkadesin tanıklığına göre Meryemden bahsederek, ardından (2) Meryemin Tanrıanası ünvanının hristiyan imanındaki anlamından bahsederek ve (3) Kilisenin Meryem hakkındaki yeni dogmalarından bahsederek yanıtlayacağım.

       
1. Kitabı Mukaddesin tanıklığına göre Meryem

İncilin merkezinde Meryem değil İsa Mesih yeralmaktadır. Ancak Meryem Onun annesidir. Bu nedenle kendisinden bahsedilmektedir. Bu yaşam öyküsü şeklinde değildir. Kutsal kitabın Meryem hakkında anlattıkları bundan çok daha ötedir: Meryemin Tanrıhalkının kurtuluşu için anlamı ortaya konulmaktadır. Meryem, daha Eski Ahitte karşımıza çıkan Tanrısal etkenliğin bağlamında ele alınmaktadır. Bununla kastedilen şudur:

Kadınlar Tanrıhalkını kurtarırlar. Bunlar bazen kahraman kadınlardır (Debora, Yudit, Ester), bazen de halkın büyüklerindenö önderlerinden birine yaşam veren anneleridir (Sara, Rebeka, Hanna). Kitabı Mukaddesteki bu çizgi Meryemde zirvesine erişir. Meryem, Mesihe, Tanrıoğluna yaşam armağan etmektedir. Atalarının (İbrahim) inancını tamama eriştirmektedir. Bu nedenle Meryem, Tanrıhalkının örneği olan Siyon kızı dır. Büyük şükran duası olan Magnifikat (Luka 1,46-55) ilahisinde kendisini İsrailin tarihine katar, Eski Ahitin büyük vaizleri gibi, peygamber gibi konuşur: Yücelik yalnız Rabbindir; Onun önünde dünyasal kudretin ve dünyasal zenginliğin hiçbir anlamı yoktur! Meryem bu temel düşünceyi kendi yaşamında gerçekleştirmiştir. Yaşamını tamamen Tanrısal Oğluna adamıştır. İsanın görkemli günlerinde Meryem arka planda kalmaktadır, ancak Oğlu haçtayken Meryem yanındadır. Arayış ve anlama gayreti içinde yaşam yolunu gider, herşeyi derin derin düşünerek yüreğinde saklar (Luka 2,19), endişe ve hayal kırıklıkları da yaşar, acılar çeker. Kutsal kitap tüm bunlardan bahsetmektedir.

Meryemin sevgisi tamamen Tanrıya yöneliktir, yaşamını koşulsuz biçimde kendisine verilmiş olan akılalmaz yücelikteki göreve adar. Bu nedenle daima bakire olarak kalır, çünkü Tanrıya söz verdiği gibi (Luka 1,38) yalnız Rabbin kulu olmak ister.

Evanjelik Yetişkinler Katekizmi kutsal kitabın Meryem hakkında söylediklerini şöyle özetler: Meryem, Tanrı Sözünün örnek dinleyicisi olarak gösterilir, Tanrının isteğine Evet diyen Rabbin kulu olarak, kendisinden değil ancak Tanrının lütfuyla herşey olan kişi olarak. Bu nedenle Meryem, Tanrının isteğine kendini açan ve Onun lütuflarına nail olan insanın, imanlılar topluluğunun, kilisenin asıl örneğidir. Meryem, İncilin bir parçası durumundadır. Eğer eksik olsa Tanrının kurtarıcı etkenliğinde önemli bir şeyler eksik olurdu.

Bu nedenle hristiyanların Meryemi neden onurlandırdıkları anlaşılabilir. Bizlere kurtuluşu armağan etmiş olan tek kişi vardır: İsa. Ancak bizlere kurtuluşu sunanı kabul etmiş olanın bir kadın olması anlamlı değil midir? Meryem meleğe: Bana dediğin gibi olsun! demişti – ve böylece Kurtarıcının annesi olmuştur. Bu, insanlığın Tanrıya Evet sözüydü.

       
2. Tanrıanası Meryem

İman açıklaması ... Bakire Meryemden doğdu demektedir ve Kitabı Mukaddeste bizlere anlatılanları özetlemektedir. Noel öyküsü Meryemin çocuğunu, İsayı bütün anneler gibi karnında taşıdığını ve bizler için dünyaya getirdiğini çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Meryem, İsanın annesidir. Alışılmışdan daha derin bir manada anne: Tanrıoğlunu bedenine kabul etmeden önce Onu imanda kabul etmişti...

Meryem meleğin mesajını başlangıçta tam olarak anlamamıştı: Bu nasıl olur diye sorar, çünkü hiçbir erkekle beraber değildir. Ve melek yanıtlar: Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak! Kutsal kitap burada Eski Ahiti anımsatan ifadeler kullanmaktadır: Tanrı kendisi bir bulutta İsrailin üzerine gölge salmıştı ve kutsal çadırı konutu olarak saymıştı. Kutsal kitap böylesi sözleri seçmekle şunu söylemektedir: Meryem Tanrının konutudur, Tanrı Onun aracılığıyla bizlere gelmektedir.

Matta İncilinde onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh'tandır (1,20) diye yazılıdır. Kilise şöyle öğretir: Meryem çocuğuna bakire olarak hamile kalmıştır, hiçbir erkeğin katkısı olmaksızın. Bazıları burada büyük bir problem görmektedirler. Ancak Oğlu insan bedeni alacaksa, Tanrı neden alışılmadık bir şekilde davranmasın? İşte özellikle Meryemin bakire olarak hamile kalması, İsa ile gerçekleşen yeni başlangıcın yalnızca ve tamamen Tanrıdan geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Ancak tüm bunlar Meryem iman ettiği ve kabul ettiği için gerçekleşmektedir. Bu nedenle Meryem Tanrıanası olur. 431 yılında Efes Konsili Meryem için bu ünvanı belirlemiştir ve Luther ile diğer reformistler de bu ünvana bağlı kalmışlardır. Elbette ki Meryem Tanrıyı Tanrı olarak doğurmamıştır; çünkü Meryem bizler gibi Tanrı tarafından yaratılmış bir insandır. Meryem insan İsayı doğurmuştur, ancak İsa tek kişide hem Tanrı hem insandır. Eğer insan İsa Mesihe Tanrıoğlu olarak iman ediyorsa, Meryemi de Tanrıanası olarak onurlandırması gerekir.

Bu yüzden Meryem bizim de annemizdir, çünkü biz hristiyanlar Mesihte biriz, Onun bedeninin üyeleriyiz. Meryemin sevgisi tamamen Mesih içindi, böylece hem de bizim içindir. Meryeme şefaatçimiz, annemiz, umudumuz olarak seslenebiliriz. Bütün sıkıntılarımızı Ona anlatabiliriz. Bunları kendi aramızda da yapmıyor muyuz? Hepimiz Mesihe ait olduğumuz ve Onda bir olduğumuz için, birbirimizi de karşılıklı olarak şefaat dilemeye çağırıyoruz: Benim için dua et! Bu çağrı en başta, Rabbe hepimizden daha yakın olan Tanrıanası için geçerlidir.

Elbette ki Meryeme tapınılmaz. İnsan yalnızca Tanrıya tapınmalıdır. Ancak İsa Mesihin eşsiz konumuna halel getirmeden Meryemin şefaatini dileyebiliriz, çünkü Onun şefaati de yalnızca Tanrının İsada gerçekleştirdiği kurtarıcı eylemden güç almaktadır. Her kim Meryeme seslenip onurlandırıyorsa, bununla aynı zamanda tek Aracı ve Tanrıoğlu İsa Mesihe imanını da ortaya koymaktadır.
Meryem hakkında yalnızca teorik olarak konuşmamak gerekir. Onu gerçekten sevmek gerekir. Ancak o zaman Meryemin yalnızca hristiyanlar için değil, bütün insanlar için anlamını kavramak mümkündür. Meryem Tanrıanasıdır ve böylece bizim, evet bütün insanların anasıdır.

       
3. Meryem hakkındaki yeni dogmalar

Neden zamanımızda, İsadan neredeyse 2000 yıl sonra yeni iman öğretileri ortaya konur? Neden Papa 1854 yılında Meryemin lekesiz varoluşu hakkındaki iman öğretisini duyurur, neden Meryemin bedeni ve ruhu ile cennete alındığı ilk 1950 yılında açıklanır?

Bunlar haklı sorulardır. Tanrının bizlere açınlamak istediği şeyler çoktan söylenmiştir. Havarilerin öğretisinde aktarılan İsanın mesajı tamamlanmıştır, devamı yoktur. Tamamı önümüzdedir. Ancak önümüzdeki keşfedilmemiş bir ülke gibi durmaktadır. İşte bunu araştırmamız gerekmektedir. Kilise başlangıçtan beri imanın gizemlerini daha derinden anlamaya, yeni bilgi ve bağlantıları bulmaya çalışmaktadır.

Bunu şöyle bir benzetme ile açıklamak mümkündür: Bir diayı perdeye yansıtmak istiyoruz, resim perdede görünüyor. Ancak daha çok net değil. Resimdeki asıl şeyi tanımak mümkün, ancak resmin önemli bir bölümü o kadar net değil. Şimdi objektifi daha net hale getiriyoruz. Resmin ayrıntıları ortaya çıkıyor. Bu ayrıntılar da elbette dianın üzerindeydi, ama ancak şimdi tanıyabiliyoruz. İman konusunda da böyledir. Kilisenin düşüncesi ve duasında yüzyıllar boyu imanın objektifi gitgide daha net hale gelmektedir. Zamanın sonuna dek imanın zenginliğini tamamen anlamayı başarmış olamayacağız.
Bu benzetme ile bir şey daha belirginleşir: Ayrıntılar ancak resmin bütünlüğü içinde belirgin hale gelir. Ayrıntıları tek tek insan ya hiç göremeyebilir ya da tamamen yanlış anlayabilirdi. Meryem hakkındaki her iki dogmada da böyledir. İmanın bütünlüğünden kaynaklanmaktadır, kutsal kitabın bazı cümlelerinden değil.

Meryem, Tanrının lütfuna erişen insanın asıl örneğidir, İsrail halkının seçilişi Onda bütünlüğe erişmektedir. Mesihi, yani ışığı, yaşamı ve Tanrının dolu dolu lütfunu bizlere getirmek için Tanrı tarafından seçilmiştir. Bu nedenle kendisinin de lütufla dolu (Luka 1,28) olması gerekir. Bunun anlamını kilise yüzyıllar süren bir algılayış sürecinden sonra 1854 yılından açıkça bir iman ifadesine dönüştürmüştür: Meryem, yaşamının ilk anından itibaren Tanrıya uzak ve karanlık olmak muaftır; yani miras günahtan uzaktır. İsanın bizler için haçta sağladığı şey, bizlere vaftizde armağan olan şey Meryem için yaşamının daha başlangıcında uygulanmıştır, çünkü O İsanın annesi olacaktı.
Özellikle bu dogma hakkında bir çok saçma ifadeler kullanılmaktadır. Bazıları burada Meryemin ana rahmine düşmesini, Mesih İsanınki ile karıştırmaktadırlar. Onların Kilise Yılını incelemeleri gerekir. Meryemin Lekesiz Varoluşu 8 Aralıkta kutlanır, tam olarak Meryemin doğumu bayramından (8 Eylül) 9 ay önce. Bu yanlış ifadeleri kullananların kastettikleri şey Rabbin ana rahmine düşüşünü kasteden Meleğin Müjdesi Bayramıdır ki, Noelden 9 ay önce kutlanır.

Kilisenin cinselliği kirleten birşey olarak gördüğü düşüncesi tamamen yanlıştır. Yaşamımıza lekeli (miras günah) başlamamızın sebebi insani cinsellik değil, karanlık ve Tanrıdan uzaklaşmış dünyanın parçası olmamızdandır. İşte Meryem asla böyle olmamıştır. Yaşamının ilk anından itibaren Tanrının ışığında olmuştur. Meryemin bedeni ve ruhu ile cennete alınmasının nedeni Mesihe olan eşsiz yakınlığı ve bağlılığındandır. Zamanın sonunda hepimize armağan olacak olan şey, bedenin dirilişi, Mesihin annesi olduğu için Onda şimdiden gerçekleşmiştir. Tanrının yüceliği için belirlenmiş olan insan bedeni zamanımızda savaşlar, uyuşturucu, pornografi korkunç bir şekilde metalaştırılıp, onursuzlaştırıldığı için bu öğreti günümüzde özellikle önemlidir.
Meryemde bizlere daima kendi onurumuz ve umudumuz gösterilir. Tanrının bizde nasıl büyük şeyler gerçekleştirmek istediğini Onda görürüz. Kim bunu bir defa kavrarsa, Meryemi onurlandırmaktan asla vazgeçmeyecektir.
(Küçük değişikliklerle alıntının yapıldığı eser: Winfried Henze, Glauben ist schön. Ein katholischer Familienkatechismus. Harsum: Druckhaus Köhler, 2001. ISBN 3-7698-0887-8, s. 69-76)

       
Magnifikatın metni (Luka 1,46-49):
        Canım Rab'bi yüceltir; ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar.
        Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi.
        İşte, bundan böyle tüm kuşaklar beni mutlu sayacak.
        Çünkü güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı. O'nun adı kutsaldır.

       
Meryem Ananın şefaatini dilemek için edilen dua        
        Selam sana Tanrının en sevgili kulu Meryem,
        Rab seninledir.
        Kadınlar arasında en mübareği sensin
        ve mübarektir senin evladın İsa.
        Aziz Meryem, Tanrıanası,
        Biz günahkarlar için
        Şimdi ve ölüm saatimizde dua eyle.
        Amin.

 İsayı, Onun sevgili annesinin sevdiği gibi sevmeye gayret etmeliyiz. O Tanrıya en yakın olandır. Ona yaklaştığımız zaman, Tanrıya yaklaşmış oluruz.
(Maksimilyan Kolbe (1894-1941) Polonyalı Fransisken rahibi, Polonya ve Japonyada katolik basının organizatörü; Auschwiyz toplama kampında yaşamını idam edilmek üzere olan genç bir aile babasının yaşamını kurtarmak için feda etmiştir.)

[Ana Sayfa - Önsöz] [Kutsal Kitap] [İsa'nın Tanrılığı] [Haç, Günah, Kurtuluş] [Muhammed: Peygamber?] [Üçlübir Tanrı] [Kilise] [Kutsal Efkaristiya] [İbadet] [Ruhsal ve Dünyasal] [Sürekli Bekarlık] [Dinlerin çokluğu] [Hristiyanlığın Merkezi] [Dipnotlar] [Tematik Soru İndeksi] [Sorular İndeks] [Sorular ve Yanıtlar 1] [Sorular ve Yanıtlar 2] [Sorular ve Yanıtlar 3] [Sorular ve Yanıtlar 4] [Sorular ve Yanıtlar 5] [Sorular ve Yanıtlar 6] [Sorular ve Yanıtlar 7] [Sorular ve Yanıtlar 8] [Sorular ve Yanıtlar 9] [Sorular ve Yanıtlar 10] [Sorular ve Yanıtlar 11] [Sorular ve Yanıtlar 12] [Sorular ve Yanıtlar 13] [Sorular ve Yanıtlar 14] [Sorular ve Yanıtlar 15] [Sorular ve Yanıtlar 16] [Sorular ve Yanıtlar 17] [Sorular ve Yanıtlar 18] [Sorular ve Yanıtlar 19] [Sorular ve Yanıtlar 20] [Sorular ve Yanıtlar 21] [Impressum]