titelbild
us-eng-flag

English

deutsche fahne

Deutsch

Ziyaretçi sayısı

Banner2

Sorular ve Yanıtlar 6

Soru 50: Neden hristiyan olayım? Bana getirisi ne olacak? Ve ahireti bana ne ile garanti edebilir? Acaba müslüman hristiyanı, hristiyan yahudiyi karalarken en doğrusunu nasıl bulabilirim? Biri diğerine masal diyor, gerçeği neyle ispat edebilirsiniz? Delil ne? Bir Yaratıcı var bu gercek, ama dinlerin hangisi doğru? (TR)

Yanıt:
Kitabımızın metninden ve şimdiye kadarki sorularımızın yanıtlarından şunun açıklıkla anlaşılmış olması gerekir: Hristiyan imanı gerçek iman olduğu iddiasında bulunmasına rağmen, başka inançları, örneğin yahudilik veya müslümanlığı, tamamen yanlış ya da değersiz olarak görmez. Soruyu soranın kitabımızın 11. ve 4. bölümlerini ve 42 numaralı soruya yanıtımızı bir kez daha dikkatle okumasını öneriyoruz.

İnsan neden hristiyan olmalıdır? İnançlı bir hristiyan buna şöyle yanıt verecektir: Çünkü hristiyan olmak, Yol, Gerçek ve Yaşam olan (bkz. Yuhanna 14,6) İsa Mesih’le biraraya gelmektir ve bu iman, dürüstçe arayış içinde olan insana aradığı şeyi sunmaktadır. İnsanın hristiyan olması ona ne kazandıracaktır? Hristiyan olmak insanın “Tanrıoğlu” İsa Mesih’i tanımasını, O’nu izleyebilmesini ve O’na inananların topluluğu olan Kilise’de, yalnızca gerçek Tanrı’nın armağan edebileceği sevinç ve bütünlüğe şimdiden katılabilmesini sağlar.

Hristiyan, kilise ile birlikte merhametli Yaratıcı ve Rab olan Tanrı’nın, “Oğlu” İsa’da kendini ve gerçeği açınladığına inanır. Bu nedenle İsa’nın kendisi ile ilgili ifadelerini anlamak ve bu konuda dürüst olmak önemlidir. İkinci bölümde bu konuda söylenmiş olanlara teolog Otto Hermann Pesch’in Kleines Glaubensbuch (Topos Taschenbuch 29) kitabı 2. bölümünden şunları ekleyelim:

    İnsanoğlu

...İnsan, İsa’ya Tanrıoğlu olarak inanmanın ne anlama geldiğini anlamak istiyorsa öncelikle O’nun dünyasal yaşamını incelemelidir. Zamanının normal bir insanı gibi yaşadı... Yani tamamen bir insan, üstelik tamamen iyi bir insan. Peki O’nda bundan fazla olan şey neydi?

İsa öncelikle, kendinden önceki en büyük peygamberin bile duyurduğundan çok daha dikkat ve heyecan uyandırıcı bir mesaj duyurdu. Şunu duyuruyordu: “Tanrı’nın egemenliği yaklaştı” (Markos 1,15). Bunun anlamı: Tanrı bütün insanlara yakındır – bütün insanlara. Herkesin bilmesi ve güvenmesi gereken şey, Tanrı’nın insanları sevdiği ve onlara yakın olduğudur. Tanrı’nın insanlara karşı tutumu konusunda artık herhangi bir karışıklık, yanlışlık olmamalıdır.
İsa bu mesajından insan yaşamı için büyük sonuçlar çıkarmıştır. Artık hiç bir korku duymamaları gerekir – ne Tanrı’dan ne de insanlardan. Ve yaşamları konusunda artık endişe etmemelidirler – sonuçta herşeyin boşuns ve gereksiz olabileceği konusundaki endişeden kurtulmalıdırlar. Hatalar ve başarısızlıklar, Tanrı’nın bize sevgisi için engel değildirler. İnsanlar, kemale ermiş ve akla sığmayan bir sevince yönelik olduklarını bilmeli – ve şimdiden bunu belli edecek yaşamalıdırlar.

Tanrı bütün insanları sevdiği için, insanlar arasında elbette farklılar vardır, ancak konum, bilgi, yetenek ya da erdem açısından aralarında herhengi bir bariyer yoktur. Hatta günahar olanları bile kabul etmek gerekir – çünkü günahsız olan kimse yoktur. Adalet, barış ve sevgi insanların ortak yaşamlarına egemen olmalıdır, çünkü bu Tanrı’nın günahkar insanla barışmasına uygun düşmektedir.

    Tüm diğer peygamberlerden daha fazla

İsa bu mesajıyla tutumunu ciddi şekilde ortaya koymuştur. Etrafına öğrenciler toplamış ve onları müjdesinin duyurucuları, vaizleri haline getirmiştir; öyle ki bu kişiler mesleğini düşünen bir yasa öğretmeninin asla seçmeyi düşünmeyeceği kişilerdir: Balıkçılar, taşradan ve kasabalardan sıradan, hor görülen insanlar. İsa, dışlananlarla aynı sofraya oturmuştur: durumları şüpheli kadınlar, sevilmeyen meslek sahibi adamlar (vergi memurları) – ve başkalarına da böyle yapmalarını tavsiye etmiştir. Yoksulların zararına olan yerleşik kuralları çiğnemiştir: örneğin Sept günü de hastalara yardım edilmesi gerektiğini söyleyerek. Tapınağa gitmiş ve o dönemde etkin olan tüm yahudi dindarlık sistemini Tanrı’nın isteğine aykırı olmakla suçlamıştır. Tanrı’nın sevgisi ve yakınlığı satın alınamaz. İnsanların, kendi çaba ve gayretlerine dayanmaksızın, Tanrı’nın kendilerine yakın olduğuna inanmaları gerekir.

Tüm bunlar İsrail’in büyük peygamberlerini aşar, ancak yine de onların çizgisi içinde kalmaktadır. Bu nedenle çağdaşlarından çoğu da İsa’yı yeni ve güçlü bir peygamber olarak görmüşlerdir. Ancak farklı olan birşeyler vardır... İsa, kendisinden önceki bütün peygamberler ve yasa öğretmenlerinden daha fazla olduğunu iddia etmektedir. Bir yasa öğretmeni şöyle der: Musa dedi ki... Bir peygamber şöyle der: Rab diyor ki... Ancak İsa benzersiz şekilde ve daha yükse birine atıfta bulunmadan şöyle diyor: Doğrusu ben size derim ki.

Ve devamı: İnsanın İsa tarafından duyurulan Tanrı’nın egemenliğine girebilmesi, insanın İsa’ya karşı aldığı tavra bağlıdır. Bu özellikle İsa’nın kendi memleketi olan Nasıra’da verdiği vaazda belirginleşmektedir (Luka 4,14-30). İsa orada şunu açıklıyor: Ben, kendisinde peygamberlerin bildirdikleri vaatlerin gerçekleşeceği kişiyim. Dinleyenleri bunu kabul etmiyorlar – ve İsa için Nasıra’da da diğer entlerdeki gibi kudretli işler, mucizeler yapmasını engelleyen şey inançsızlıklarıdır. Kim İsa’ya bağlanırsa – en azından imanla, bazen de kelimenin tam anlamıyla izlemekle, yani O’nun gezici yaşamına katılmakla – işte o kişi bahsedilen Tanrı’nın yakınlığını yaşayacaktır.
Ve sonuç olarak: İsa Tanrı’dan, yani Baba’dan bahsederken asla dinleyenlerle kendisini aynı kalıba koyup “Babamız” ifadesini kullanmıyor, aksine “sizin” Babanız ve “benim” Babam ifade farklılığını kullanıyor. İnsanlar bu Baba’nın çocuklarıdır, ancak yalnız O “Oğul” dur.

    Tanrıoğlu

İsa’nın vaazlarını dinleyenler kısa zamanda şunu anladılar: İsa’nın ya bu duyulmamış iddialarını kabullenmek ve tamamen O’nun peşine takılmak gerekir, ya da bu kişi nadir görülür bir sahtekar ve Tanrı’ya hakaret eden birisidir. O’na inanmak istemeyenler kararlarını uygulamaya koydular ve O’nu huzursuzluk, isyan çıkaran biri olarak tutuklayıp, Tanrı’ya hakaret eden biri olarak kendi, huzursuzluk ve isyan çıkaran biri olarak da Romalıların mahkemesine çıkartıp idam ettirdiler. O’na haçtayken hakaret ettikleri zaman hiçbir şey olmadı: “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” (Markos 15,31).

Devamını biliyoruz: Bütün umutlarını yitiren havarilerin tamamen umutsuz, korku içinde kalışları (Luka 14,21), yalnızca kısa süreliydi. İsa onlara diri ve ölümden dirilmiş olarak göründü. Ardından onların sözü üzerine imana gelenler, İsa’yı nasıl gördüklerini nasıl ifade edeceklerini düşündüler. Ve O’nu “Tanrıoğlu” olarak adlandırdılar, bunu ifade ettiler ve O’na “Tanrıoğlu” olarak tapındılar. Elbette kastedilen şeyin günümüzde başka şekilde de ifade edilmesi mümkündür. Ancak özellikle bu ünvan iman açıklaması ve imanın duyurulması için çok uygundu ve hala da öyledir.

Öncelikle: İsa dinleyenlerine böylesi bir ünvanın doğru olacağını ima etmiştir. İncil’de çok sayıda İsa’nın kendini “Oğul” olarak adlandırdığı ya da başkalarının kendisine “Tanrıoğlu” olup olmadığını sordukları yerlere rastlıyoruz (örn. Matta 16,16; Markos 14,61; Luka 1,32). Ve eğer İsa Tanrı’yı bu kadar açıkça “Babası” olarak adlandırıyorsa, O’na “Tanrıoğlu” demek neden yanlış olsun?

Devam edersek: bu isimden dolayı hem yahudiler hem de putperestler kulak kesildiler, yani Yunan ve Roma kültürüne mensup olan bütün insanlar. Bu adı duyduklarında yahudiler peygamberlerin gelecek olan kurtuluş dönemi için duyurdukları gizemli ve muhteşem kralı düşündüler, çünkü Tanrı ülkede ve dünyada bütün kötülüğü yokedip herşeyi iyi kılacaktı. Yunanlılar ise “Tanrıoğullarından” bahsedilen ve insan biçiminde Tanrıların yeryüzüne indikleri kendi mitolojik efsanelerini hatırlamışlardır. Ancak “Tanrıoğlu” hakkındaki ne yahudi ne de yunan düşüncesi İsa’ya uygun düşmüyordu, bu nedenle her iki düşüncenin de düzeltilmesi gerekti. Ancak İsa “Tanrıoğlu” olarak adlandırıldığında herkesin hemen anladığı şey şuydu: İsa çok farklı biri, bir insandan daha fazlası. Ve bu ünvan İsa için kullanıldığında müthiş bir meydan okuma haline gelmekteydi. Çünkü hristiyan imanı, yahudilerin ve yunanlıların “Tanrıoğlu” kavramı ile ilgili olarak kendilerince şekillendirdikleri bütün görkemli ve olağandışı betimlemeleri silip atmaktadır. Hristiyanlar, “Tanrıoğlu” nun bu kabullenilmeyen, alay edilen, zulmedilen, çarmıha gerilen İsa’dan başkası olmadığını söylediler. Kudretli olanların bunu kabullenmek istememeleri şaşırtıcı değildir.

İsa’ya “Rab” denildiğinde de durum aynıdır. Eski Ahit’in, İsa’nın zamanından önce Yunanca’ya yapılmış olan çevirisinde aynı kelime Tanrı’yı ifade eder. Çünkü yunanlılar da “Rab” kelimesi bir Tanrılık ünvanıydı ve Roma Sezarı da kendini boşuna “Rab” olarak adlandırtmamıştı – çünkü Tanrısal saygı talep ediyordu ve yalnızca İsa’nın “Rab” olduğunu söyleyen hristiyanları işkencelerle öldürtüyordu.

    İsa’nın Gizemi

Ancak İsa’ya olan imanımızı yalnızca o zamanlar değil, bugün de “Tanrıoğlu” ifadesinde özetlememiz çok yerindedir. İnsani benzetme ve kıyaslamaların elverdiği ölçüde bu ifadeyle İsa’nın ve Baba’nın aynı özden olduğu vurgulanmaktadır. Ve aynı zamanda sanki Baba İsa’da bizim dünyasal yaşamımıza ortak olmuş gibi her ikisinin de aynı şahıs olmadığı belirginleşir. İncil’in yazarları bunu bizim alışılagelmiş biçimde vurgulamamızdan çok daha iyi bir şekilde vurgulamaktadırlar. “Tanrı” dedikleri zaman kastettikleri daima Baba’dır. İsa ise “Oğul”, “Mesih”, Tanrı’nın “Kulu”; hristiyanlar için “Rab” dir. Baba’ya bir olmasına karşın İsa Baba’nın önündedir ve O’na dua etmektedir. Bir defasında da kendisine Tanrı’nın tek Oğlu olarak inanan hristiyanlara hep zorluk çıkarmış olan bir söz söylemiştir: “Baba benden büyüktür” (Yuhanna 14,28).

“Tanrıoğlu” adı sonuç olarak şunu da söyler: İsa ile Baba arasında eşsiz bir güven, adanmışlık ve birbirini tutma ilişkisi yeralmaktadır. Bu nedenle İsa Baba adına etkinlikte bulunabilir. Ne diyor ve yapıyorsa, bunu söyleyen ve yapan Baba’dır; ve Baba insanla ilgili düşüncesini İsa ile gerçekleştirmektedir – eski zamanlarda efendilerin ve kralların temsilcilerini “Oğulları” olarak adlandırdıkları gibi. İsa bu düşünceyle kendisine inanan herkesi, kendisinin Baba’yla olan oğulluk bağına dahil etmek istemektedir. O’nun Tanrıoğlu olarak sahip olduğu öze hiçbir insan erişemez. “Benim” Babam sözü ile “Sizin” Babanız sözü arasındaki fark asla ortadan kalkmaz. Ancak insanların O’nun Baba’ya olan diri bağında kendisini izlemeleri gerekir. Pavlus açıkça “Çünkü Mesih İsa'ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı'nın oğullarısınız” (Galatyalılara Mektup 3,26) demektedir. Bir defasında İsa’ya, Tanrı’ya hakaret eder şekilde kendini Tanrı ilan ettiği suçlamasında bulunulunca İsa Mezmurlar’da “Siz ilahlarsınız” (Yuhanna 10,34; bkz. Mezmurlar 82,6) sözünün kullanıldığını söyleyerek kendini savunur.

Gerçekten de “Tanrıoğlu” ifadesi İsa ile ilgili düşüncelerimizi en iyi şekilde vurgular. Ve aynı zamanda İsa’nın gizemini asla anlayamayacağımızı İsa’nın diğer adlarından daha iyi bir şekilde ortaya koyar. Çünkü “Tanrıoğlu”, “İnsanoğlu” İsa, çarmıha gerilen İsa’dan başkası değildir. Bu “Tanrıoğlu” adının günümüzde birçok yanlış anlaşılmalara uğramakta olup olmadığı sorulabilir. Ancak insanın birşeyi eşsiz olarak nitelendirmek istediği nerede böylesi yanlış anlaşılmalar olmamaktadır ki? Yanlış anlamaları bertaraf etmenin ilk yolu, anlamlı olan bir adı kullanmaktan vazgeçmek değil, aksine bununla kastedileni açıklamaktır. Bunun açıklamasıyla ilgilenmeyen kişinin, bu adın yanlış anlaşılabilirliğinden şikayet etmeye de hakkı yoktur. Yanlış anlamayı en iyi şekilde, Nasıralı İnsanoğlu İsa’nın Tanrıoğlu olduğu ifadesinde hangi olağanüstü şeyleri içerdiğini tekrar tekrar düşünerek bertaraf edebiliriz. Daha az yanlış anlaşılabilecek daha iyi bir isim şimdiye dek bulunamamıştır. Bu nedenle İman Açıklamamız’da şöyle dua etmeye devam ederiz: “Tanrı’nın biricik Oğlu Rabbimiz Mesih İsa’ya inanıyorum...ve Bakire Meryem’den doğdu.”

    Söz beden aldı

İncil’in kendisi de bizlere yardım eder. Yuhanna İncili’nin girişinde İsa “beden alan Tanrı Sözü” (Yuhanna 1,14) olarak adlandırılır. “Tanrıoğlu” adına bağlı aynı karşılık burada da yeralır: Çarmıha gerilen İsa’nın “Tanrıoğlu” olduğu orada yeralır. “Tanrı Sözü” bedeni, ölümcül yazgıya mağdur insan Nasıralı İsa’dır. Sözkonusu olan yine aynı gizemdir: Yarattıklarının Rabbi olan bütün evrenden güçlü Tanrı yalnızca isyankar insana ebediyen sevgiyle yönelmekle kalmamış – ki bu bile yeterince anlaşılmaz olurdu -, aynı zamanda onun tarihine katılmış, onun yaşamını paylaşmış ve yine de evrenden daha güçlü Tanrı olarak kalmıştır. “Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeyin mirasçısı olarak belirlediği ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir” (İbranilere Mektup 1,1-2). Tanrı bizlerin kul özünü üstlenmiş, insan olmuş, ölüme, haç üzerinde ölüme bile katlanıp itaat etmiştir (bkz. Filipililere Mektup 2,6-8).

Yöneltilmiş soru gözönüne tutulduğunda sözkonusu olan hangi dinin haklı olduğu değil, soruyu yöneltenin İsa’nın iddiasına karşı tutumudur. Yuhanna İncili’nde İsa kendisinden şöyle bahsediyor: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur” (Yuhanna 8,12). “Yol, gerçek ve yaşam ben'im. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez” (Yuhanna 14,6). “Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir“ (Yuhanna 18,37).
Bu nedenle Kilise İsa Mesih’i Tanrı, insan ve dünya hakkındaki ebediyen geçerli Gerçek olarak kabul ve ifade etmektedir. “O yeryüzündeki bir çok yanlış ışık ve şaşırtmalar arasında bizlere insanı ve herşeyi olduğu gibi gösteren ve insanın günahı ile günahkar halinin sonucu olan karanlık ve körlük içinde varoluşumuzun ve çektiğimiz acıların anlamını aydınlatan, gösterendir. İsa Mesih peygamber olarak insanın anlayışı için anahtardır; İsa Mesih olmaksızın insan ne kendini ne de dünyayı tamamen kavrayamaz. Tanrı İsa Mesih’te “insana insanı” açınlamaktadır (GS 22)”

Soru 51: İncil’de hoşgörü, kardeşlik ve insan sevgisi konusunda ayetler var mıdır? Bu konuda bilgi verebilir misiniz? (TR)

Yanıt:
İncil temel olarak Tanrı’nın biz insanlara, Mesih İsa’nın yaşamı ve öğretisinde açınlanmış olan sınırsız, şartsız sevgisinin kitabıdır. Bu sevgi bizleri hoşgörü, kardeşlik ve merhametli, fedakarca insan sevgisine yetkin kılar. İsa’nın dağdaki vaazı (Matta 5 ila 7. bölümler), İsa’nın yaşadıkları ve öğrettiklerinin mükemmel bir aktarısıdır. Burada İncil’deki sayısız bölümden yalnızca ikisini örnek olarak aktarmak istiyoruz. Bunlar Romalılara Mektup 12,9-21 ile Korintlilere 1.Mektup 13. bölümdür.

    “Sevginiz ikiyüzlü olmasın. Kötülükten tiksinin, iyiliğe bağlanın. Birbirinizi kardeşlik sevgisiyle, şefkatle sevin. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rab'be kulluk edin. Ümidinizi düşünerek sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmaya bakın. Size zulmedenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin.  Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın. Birbirinizle aynı düşüncede olun. Böbürlenmeyin; tersine, hor görülenlerle arkadaşlık edin. Bilgiçlik taslamayın.  Hiç kimseye kötülüğe karşı kötülük etmeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. Mümkünse, elinizden geldiğince bütün insanlarla barış içinde yaşayın. Sevgili kardeşler, kendi öcünüzü kendiniz almayın; bunu Tanrı'nın gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: ’Rab diyor ki, `Öç benimdir, kötülüğün karşılığını ben vereceğim.’  Ama,’Düşmanın acıkmışsa onu doyur,susamışsa su ver.Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.’ Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen.” (Romalılara Mektup 12,9-21)

    “Eğer insanların ve meleklerin dilleriyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bir bakır ya da çınlayan bir zilden farkım olmaz. Eğer peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem ve her türlü bilgiye sahip olsam, eğer dağları yerinden oynatacak kadar büyük bir imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim. Eğer bütün malımı sadaka olarak dağıtsam ve bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı yoktur. Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolayca öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, ama gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi ümit eder, her şeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz. Ama peygamberlikler ortadan kalkacak, diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacaktır. Çünkü bilgimiz sınırlıdır, peygamberliğimiz de sınırlıdır. Ama mükemmel olan gelince, sınırlı olan ortadan kalkacaktır. Çocukken, çocuk gibi konuşur, çocuk gibi anlar, çocuk gibi düşünürdüm. Yetişkin bir adam olunca çocukça davranışları bıraktım. Şimdi her şeyi aynada silik bir görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman, bilindiğim gibi tam bileceğim. İşte böylece, kalıcı olan üç şey vardır: iman, ümit ve sevgi. Bunlardan en üstün olanı da sevgidir.” (Korintlilere 1.Mektup 13)

Soru 52: Nasıl hristiyan olunabilir? (TR)

Yanıt:
“Hristiyan olmak, havariler zamanından beri, ancak birçok evreden geçtikten ve adım adıim ilerleyen bir eğitimden geçtikten sonra mümkün olabilir. Bu yol hızla ya da yavaşça alınabilir. Ama daima bazı temel öğeleri içermesi gerekir: Tanrı Sözü’nün bildirilmesi, insanı Hristiyan dinini benimsemeye götüren İncil’in kabul edilmesi, inancın dile getirilmesi, Vaftiz, Kutsal Ruh’un akması, Komünyonu alma... Kilise’nin başlangıcından itibaren İncil daha yeni yayılmaya başlarken erişkinlerin vaftiz edilmesi yaygın bir durumdu. Vaftize hazırlanma devresi çok önemli bir yer tutmaktaydı. Hristiyan olacak kişi Hristiyanlık yaşamını ve Hristiyan inancını öğrenerek Vaftiz’de, Güçlendirici’de ve Efkaristiya’da Tanrı’nın armağanını kabul edecek duruma gelmelidir. Vaftize hazırlanma devresi, ya da adayların eğitiminin amacı bir kilise cemaatiyle birleserek ve Tanrı’nın girişimine bir cevap olarak adayların kendi inanç ve dine dönüşlerinin olgunlaşmasını sağlamaktır. “Burada eksiksiz bir Hristiyan eğitimi vermek söz konusudur, bu eğitimle öğrenciler Efendileri Mesih’le birleşmiş olurlar. Şu halde vaftize hazırlananlar esenlik gizlerini öğrenmek ve İncil’e uygun şekilde yaşamak ve birbirini izleyen devrelerde kutlanan kutsal ritlerle Tanrı Halkının sevgi, litürji ve iman yaşamına girmek zorundadırlar. Vaftize hazırlananlar “zaten Kiliseyle birleşmiş, şimdiden Mesih’in evindendirler ve iman, umut ve sevgi yaşamı sürdürmeleri şaşırtıcı değildir. Kilise Ana onlara, simdiden kendininkiymiş gibi özen göstererek sevgisiyle kanatları altına alır.” (Katolik Kilisesi Katekizmi 1229, 1247-1249)

Katolik Kilisesi Katekizmi’nin de açıkladığı gibi vaftiz töreni yoluyla hristiyan olunur. Vaftiz töreninde imanlı Üçlübir Tek Tanrı’nın, Babai Oğul ve Kutsal Ruh’un adına suyla vaftiz edilir. Vaftizden önce ise katekümenlik denilen süreç yeralır. Katekümenlik vaftize hazırlık sürecidir. Katekümenlik süresi vaftiz adayları arasında farklı olabilir, oldukça uzun bir zaman da sürebilir. Katekümenlik sürecinde vaftiz adayının en başta İsa Mesih’i ve O’nun müjdesini daha iyi tanıması ve anlaması gerekir. Yaşamını tamamen Mesih’in öğretisi ve örneğine göre düzenlemesi için hristiyan imanı ve iman yaşamını da tanımalıdır. Temel hristiyan öğretilerini tanımak ve bunlara uyum sağlamak da önemli bir yer tutar. İmanlı kişinin yaşamını bilinçli ve bu temel öğretilerin ruhunda biçimlendirmesi ve Tanrı’yı yalnızca dua ve ayinlerde değil, günlük yaşamının  bütün boyutlarında da yüceltmesi, O’na hizmet etmesi ve O’nun için tanıklık sunması gerekir.

Soru 53: Kitabı Mukaddes’inizin, sizi ve beni yaratan Allah’ın yanında hiçbir geçerliliği olmadığını ispatlarsam, kendi iyiliğiniz için müslüman olur musunuz? (DE)

Yanıt:
Kitabı Mukaddes mevcuttur ve yüzyıllardan beri sayısız insan tarafından Tanrı’nın Ruhunca vahyedilmiş bir kitap olarak inanılmakta ve okunmaktadır. Bu konuda, internet sayfamızda da mevcut bulunan kitabımızın 1.bölümünde yazmıştık. Kitabı Mukaddes’te sözkonusu olan yüzyıllar boyunca çok farklı şartlarda ve edebi formlarda farklı yazarlar ve yazar gruplarınca kaleme alınmış bulunan bir kitaplıktır. Daha sonradan tek bir cilt haline getirilmiştir. İlk başta yahudi halkının dinsel tarih ve deneyimlerini aktaranlar, daha sonra da hristiyan kilisesinin ilk dönem tarihini içeren kitaplar yeralır. Geçerliliğin olup olmaması gibi bir durum yoktur. Kitabı Mukaddes’te yeralan kitapların güvenilirliği konusunda eleştirmen araştırmacılar nesiller boyunca çalışmışlardır. Bu tip araştırmaların sonuçları kitaplık raflarını dolduracak kadar çoktur. Asıl önemli olan soru, Kitabı Mukaddes’teki yazıların içerdiği mesaja benim nasıl tepki verdiğimdir. Yahudi imanlılar Eski Ahit’in yazılarını kendi inançları doğrultusunda yorumlarlar. Biz hristiyanlar ise Eski Ahit’in yazılarını, gerçek Mesih ve Tanrıoğlu olarak gördüğümüz İsa Mesih’in yaşamı ve öğretisinin ışığında okuruz. Hristiyan imanımıza göre vahiy süreci, Yeni Ahit’in (İncil) kronolojik olarak son kitabı ile tamamlanmıştır. Tanrı’nın İsa Mesih’te kendini dünyaya tamamen açınlamış olması, başka bir deyimle İsa Mesih’te insan olması gerçeğinin ötesinde, hristiyan imanına göre doğaldır ki daha yeni bir vahiy olamaz. (39, 28 ve 47 numaralı sorulara yanıtlarımıza da bakınız.)

Soru 54: İntiharın hristiyan dininde de ağır bir suç olarak görüldüğünü, intihar edene hristiyan cenaze töreni yapılmadığı gibi mezarlığın da dışında defnedildiğini biliyorum. Öyleyse Almanya eski başbakanı Helmut Kohl’ün eşi Hannelore Kohl nasıl oldu da intihar ettiği halde hristiyan cenaze töreni ile defnedildi? (DE)

Yanıt:
Katolik Kilisesi’nin bağlayıcı hukuki kurallarını içeren ve 1917’den 1983’e kadar geçerli olan CIC’e (Codex Iuris Canonici) göre intihat eden kişilere dini cenaze töreni uygulanmıyırdu. Böylesi insanlar “aleni günahkarlar” olarak sayılıyorlardı. Bu kişiler hakkında 1917 tarihli CIC’in yerine gelen 1983 tarihli CIC’de cenaze töreni yapılmasının reddi hakkında belirleyici bir kriter olarak, cenaze töreni yapılmasına hem ölenin yaşamı boyunca bilinen tutumu hem de sözkonusu olan cemaatin üyelerinin, cenaze töreni yapılması durumunda açıkça reddedici tavır ve öfke göstermelerinin beklenip beklenmeyeceğinin kontrol edilmesidir. Yerel cemaat, cenaze töreni ile ölüye bir kardeşçe sevgi hizmeti sunmaktadır. Yukarıda belirlenen koşul ve şartlar içerisinde yerel cemaat üzerine yetki sahibi olan episkopos ve rahiplerin de belli bir karar hakkı ve yetkileri vardır.

Bu düzenlemelerin temelinde kilisenin intihar konusundaki şu düşüncesi yatmaktadır. Bilinçli ve isteyerek intihar, önemli nedenlere dayanıyor olsa bile ahlaki açıdan haklı görülemez. Bir kişinin kendi otonomisini ortaya koymak amacıyla özgürce istemi ve kararı olan intihar, doğası nedeniyle Tanrı’nın insanlara olan kabulüne bir red durumundadır. Bu aynı zamanda kendine sevgiye, yaşam çabasına ve yakınlarına ve topluma karşı sorumlu olduğu sevgi ve adalete de bir red durumundadır. Hristiyan imanımız, özgür istem sonucu intiharın yüceltilmesine karşı, yaşama imana dayalı bir bakışı öne çıkarır. İmanımız bizlerin, Tanrı’nın bizi yaşamın her durumunda, ki bu şartlar ister kendi suçumuz, isterse çevremizle olan ilişkilerimizin başarısız ya da yanlış olmasından kaynaklansın, kurtarabileceğine güvenmemizi sağlar.

Özgür karar ile intiharın ahlaki temellendirilmesi ve özgürlük konusundaki felsefi tartışma, bu özgürce karar alabilme şartlarının gerçekten de varolmasını önşart koşar. Bu fenomenin aydınlatılması konusundaki teolojik çabalar böylesi bir olasılığı temel olarak yok saymazlar. Bu nedenle eski dönemlerdeki dinsel uygulamalarda intihar edenler için kilise töreni reddedilmiştir. İntihar edenin bu sırada kendisini ve Tanrı’yı gerçekten reddettiği kanıtlanamayacağı için ve yine Kilise’nin intiharı reddetmesine karşın, gerçekten intihar edip etmediği tam olarak belli olmayan insanları reddetmemesi nedeniyle bu uygulama Katolik Kilisesi’nin yeni hukuk kuralları arasında yer almamıştır.

Bu tutumla kilise, intihar konusundaki yeni araştırmaların sonuçlarını da kabul etmektedir. Bu araştırmalar intiharın çoğunlukla ruhani otokontrolün büyük oranda daralmasıyla ilişkili bir sürecin sonunda yeraldığını ve aşılamamış bir yaşamsal krizin veya aşağılık duygusunun ifadesi durumunda olduğunu açık bir şekilde kanıtlamıştır. Bu nedenle intihar eden insanların çoğunluğu özgür istem sonucu bunu yapmamaktadırlar, aksine herşeyin onları intihara sürüklediği olağandışı bir durumdadırlar. Bu nedenle yaşamına son veren veya bunu deneyen her insana bundan dolayı bütün sormluluğu yüklenemez (bkz. Katholischer Erwachsenen-Katechismus, Band 2: Leben aus dem Glauben. Freiburg, 1995, S. 282-284.)

Soru 55: Hristiyanlar İsa’nın doğumunu nasıl görüyorlar? Eğer gayrımeşru çocuk olarak görülüyorsa Meryem neden taşlanmadı ve tapınaktan dışarı atılmadı? Nasıl oldu da bu İsa yetişkin olarak Ferisilerden de böyle saygı gördü ki, tapınaklarda ders verip binlerce insana konuşabildi ve insanlar tarafından Rabbi/Öğretmenim olarak hitap edildi? Gerçek kimliğini gizledi mi? Onu yeniden tanıyamadılar mı? Bu sorular, mevcut İncillere göre nasıl açıklanmaktadır? (DE)

Yanıt:
Nasıralı İsa hakkında o dönem yahudiliğinden ve daha yakın çağ yahudi kaynaklarından çok çeşitli ancak asla aynı ve ortak olmayan aktarı ve sunumlar vardır. Bu konuda kısa bir özet şu eserde bulunabilir: Jesus Christus 1. Jğdisch im Lexikon religiöser Grundbegriffe: Judentum, Christentum, Islam hg. Von Adel Th. Khoury (Graz, Wien, Köln: Styria, 1987), Spalte 528-531. Eski yahudi kaynaklarındaki eğilim, İsa’nın zina yapan bir kadının gayrımeşru oğlu olduğu iddiasındadırlar. (Traktat Kallah 51a, ... haçlanmasından kırk gün önce yargılanmasının nedeni açıkça ilan edilmiştir ki, bir şahit aracılığıyla aklanabilsin: “Ancak onu affedecek bir neden bulunamadı” (b Sanhedrin 43a). İsa’nın yaşamı ve öğretisi hakkında yakın zamanlarda bir yahudi kaleminden nesnel bir eser Pinchas Lapide’nin çalışmasıdır: Der Rabbi von Nazareth, 1974.

Soru 56: Dinimize göre evli çiftler ahirete dek evli mi kalıyorlar, yoksa evlilikleri ölümle sona mı eriyor? Öbür dünyada da birarada olabilirler mi? Ahirette yeni bir bedene kavuşacağımız doğru mu? (TR)

Yanıt:
Öldüğüm zaman bana ne olacak? Tüm insanlıkta ölümden sonra yaşama yönelik az yada çok belirgin bir özlem mevcuttur. Filozoflar, zaten ruhani olduğu için insan ruhunun ölemeyeceği görüşüne varmışlardır. Aynı zamanda, ölümle herşey sona eriyor olursa, tamama erişmek ve adalet konusundaki özlemimizin de tamamen boş olacağına dair düşünce de mantıklıdır.

Kitabı Mukaddes varoluşumuzun bu temel sorusunun yanıtının yüzyılların akışı içinde nasıl açıklığa kavuştuğunu görmemizi sağlar. Burada ise insandan ve insanın özleminden değil, Tanrı’dan yola çıkar. Başlangıçta yeralan, ölümden sonra kendisini yalnızca ölüler ülkesinde silik bir varoluşun beklediği düşüncesi dindar insana yeterli gelmemekteydi. Tanrı yaşamın kaynağıdır, o bizlere karşı sadıktır, bizi asla düşmeye bırakmaz! Bu şekilde imana dayalı inanç güçlenir: Ölüm bile bizi O’nun sevgisinden ayıramaz, O bizleri ebediyen sevip kabul etmiştir. Yeni Ahit’te bu düşünce daha da belirginleşir: Mesih yaşamımızdır. O’nun sayesinde ve O’na yönelik yaşadığımız için ölümsüzüz.

Ölümümüzün anlamı şudur: Tanrı’nın, ebedi gerçekliğin karşısındayız. O zaman bütün maskeler düşer, tüm kendini kanırmalar bir son bulur ve yaşamımızın bizi Tanrı’nın yakınına mı, yoksa Tanrı’dan uzak kalmanın karanlığına mı sürüklediğini bir anda görürüz. Bu nedenle ölüm de yaşamımız üzerine bir yargı durumundadır. Şunu tespit edelim: Bedenimiz ölümle sona erer, yani fanidir. Ruhumuz, benliğimiz, yani kişiliğimizin merkezi ise kalıcıdır. Kilise, azizlerin ölümden hemen sonra cennete gittiklerini öğretir. Ancak günahın pisliğini üzerinde taşımaya devam eden kişi, Tanrı’ya, ancak bu kirden arındıktan sonra (araf) bakabilir. Ancak bedenimiz bizim “ikincil dereceden bir parçamız” değil de, insani kişiliğimizin bir parçası olduğu için bedensel bir dirilişi de umuyoruz. Mesih bizi tamamen kurtarmıştır. Bu nedenle zamanın sonunda – aynı kilisenin Tanrıanası Meryem hakkında öğrettiği gibi - beden ve ruhumuzla birlikte nura bürünüp, tamama erişmeyi umut edebiliriz.

Bu dirilişin nasıl olacağı hakkında, örneğin sonsuz yaşamdaki bedenimizin şimdiki ile aynı maddeden mi olacağı gibi hayallere dalmanın fazla bir anlamı olmaz. Sözkonusu olan şeyler anlayışımızın ötesinde kalan şeylerdir ve önemli, belirleyici olan Tanrı’nın bizleri tamama erdirmeyi istemesidir. Bizde mevcut olan bütün şansları olgunluğa eriştirmek istemektedir; Tanrı’yla ve insan kardeşleriyle bir olmak buradaki vaattir. Bu nedenle sonsuz yaşam hakkındaki umut asla ucuz bir avuntu değildir. Aksine kendi onur ve değerimizi kavramımızı sağlamaktadır. İnsana bu kadar değer veren, bu dünyada da onun onuru, özgürlüğü ve hakları için öne çıkmalıdır. Bizimle birlikte bütün yaradılış Tanrı’nın yüceliğine katılmalıdır. Bu harika bir düşüncedir. Ancak bizleri istemdışı olarak şunu da düşünmeye iter: bütün yaradılış, yani içinde yayılmış olan kötü de dahil mi? Öncelikle dünyadaki bütün ayrılık ve bölünmüşlüğün ortadan kalkması gerekmez mi – öyle ki kötülük ve günahın en ufak bir gölgesi dahi olmaksızın yalnızca Tanrı’nın egemenliği hakim olsun? Kilise de gelecek olan son gün yargısı ile ilgili öğretisinde işte bunu belirtmektedir. (bkz. Winfried Henze, Glauben ist schön. Ein katholischer Familienkatechismus. Harsum 2001, S. 173 vd.)

[Ana Sayfa - Önsöz] [Kutsal Kitap] [Ysa'nyn Tanryly?y] [Haç, Günah, Kurtulu?] [Muhammed: Peygamber?] [Üçlübir Tanry] [Kilise] [Kutsal Efkaristiya] [Ybadet] [Ruhsal ve Dünyasal] [Sürekli Bekarlyk] [Dinlerin çoklu?u] [Hristiyanly?yn Merkezi] [Dipnotlar] [Tematik Soru Yndeksi] [Sorular Yndeks] [Sorular ve Yanytlar 1] [Sorular ve Yanytlar 2] [Sorular ve Yanytlar 3] [Sorular ve Yanytlar 4] [Sorular ve Yanytlar 5] [Sorular ve Yanytlar 6] [Sorular ve Yanytlar 7] [Sorular ve Yanytlar 8] [Sorular ve Yanytlar 9] [Sorular ve Yanytlar 10] [Sorular ve Yanytlar 11] [Sorular ve Yanytlar 12] [Sorular ve Yanytlar 13] [Sorular ve Yanytlar 14] [Sorular ve Yanytlar 15] [Sorular ve Yanytlar 16] [Sorular ve Yanytlar 17] [Sorular ve Yanytlar 18] [Impressum]