|
Soru 235: Eğer İsa hayatını bağışladığı için bir kahraman ise intihar sardırısı yapan müslüman kişilerinde böyle görülmesi gerekmiyor mu?
Yanıt 235: İntihar eylemcisi; bir veya birçok kişiyi öldürmek amacıyla kendi hayatını ortaya koyup saldırı düzenleyen kişiye denir. Belirli bir amaç için kendi hayatını feda etme olayına Romalılar zamanında rastlarız. Günümüzde kendi hayatını feda etme düşüncesi daha fazla redikalleştirilerek, ölümün yalnızca bir seçenek değil aynı zamanda eylemin gerçekleştirilmesiyle özleşmesidir. Eylemci yalnızca kendi ölümünü değil, aynı zamanda kendisiyle birlikte münkün olduğu kadar çok insanın hayatına son vermeyi tasarlar. Kişinin kendi ölümü baştan beri tasarının temelini oluşturur. [...]
Elbette geniş çaplı bir etkiyle yapılan intihar eylemleri silah tekniğinin gelişmesiyle mümkün olmuştur. Bunun en etkili faktörlerinden bir tanesi patlayıcı madde sektöründeki gelişme, yani patlayıcı maddeleri kolay kullanabilmek ve yapabilmeatir. 1970den itibaren ve daha güçlü olarak 1982den itibaren modern anlamda yapılan intihar eylemleri islamcı terörün bir belirtisi olmuştur (http://de.wikipedia.org/wiki/Selbstmordattentat#Motivgrundlagen, görüldü 11.07.2011)
[İslami] intihar eylemlerini onaylayanlar ve karşı çıkanlar Kurana atıfta bulunarlar. Kuran 114 sureden oluşur ve islamiyetin tartışmasız inanç kaynağıdır. 17. Sure 33. ayette şöyle denir: Savaşanlar öldürmede sınırsız olmasınlar. Buna göre bir çok masum insanın ölümüne neden olan intihar eylemleri ölçüsüz olarak değerlendirilir. Bunun aksine intihar eylemlerinden yana olanlar başka Kuran ayetlerini kaynak olarak gösterirler. 61. sure 11. ayet ve 9. sure 41. ayet dikkate alınarak şu söylenir: Müslümanlar düşmanlarına karşı savaşta hem mülkleriyle hemde kendi şahsiyetleriyle yardımda bulunmak zorundadırlar. Eğer savaşılan düşman İsrail gibi en son silah ve teknikle donatılmışsa kullanılacak her yöntem caizdir. (http://religion.orf.at/projekt03/religionen/islam/fragen/re_is_fragen_selbstmord_fr.htm, görüldü 11.07.2011)
Aslında kahraman, yiğit terimi Hristiyanlar tarafından Nasıralı İsa için nadiren kullanılır. Bir kahraman öyle bir insandır ki özel becerilere ve sıfatlara sahiptir, bunların sayesinde mükemmel ve kahramanca işler yapabilir. Bu türden insanlar hem gerçek hemde gerçek dışı kişiler, tarihsel insanlar, efsane veya destan kahramanları olabilirler. Kahramanların yaptıkları onları şöhrete ulaştırır. Bu kahramanca (yiğitçe de denebilir) özellikler fiziksel nitelikte (güç, hız, dayanıklılık, vs.) veya ruhsal anlamda da (cesaret, fedakârlık, azimlik) olabilir. (http://de.wikipedia.org/wiki/Held, görüldü 9. 8. 2011)
Eğer kahramanlık, (daha çok) birlikte yaşanılan insanlara (eziyetçi düşmanlar da dâhil) duyulan sevgiden dolayı özgür ve şiddetsiz bir şekilde yaşamını feda etmek olarak düşünülürse, ancak yalnızca bu şekilde doğru anlamda İsadan bir kahraman olarak söz edilebilir. Acaba İsa yaşamını feda etme düşüncesini nasıl algıladı
İsanın korumasız bir açıklıkla konuşması halkının yöneticilerini kendisine karşı kışkırtmıştır: Örnek olarak Ferisililere ikiyüzlülüklerini göstermiştir. Aynı zamanda ona yakın olup ardından gidenler de gerçekten onu anlamamış ve iş ciddileşmeye başladığında onlar da onu terketmişlerdi. Romalı Pilatus İsayı Yahudilerin Kralı olarak yani politik bir elebaşı olarak yargılamıştır. Yahudi ve Romalı iktidar sahipleri birlikte onun sonunu getirmişlerdir [...]
Bütün bunlardan daha önemli olan İsanın bütün bu şeylere nasıl baktığıdır. O ölümünü sezmiş, bunu göksel babanın bir isteği olarak kabul etmiş ve bütün insanların kurtuluşu için bu ölümü kabul etmiştir. Haksızlık, ispiyonculuk, işkence, politik entrikalar, hakaret, korumasızlık, idam, vücut zayıflığı, şaşkın insanların bakışları ve Allahın terki gibi bir insanı aşağılayabilecek herşeye ve bütün bunlara İsa bizim için katlanmıştır.
Bütün bunları böyle yorumlama tarzı ilk kurulan Kilise tarafından ortaya atılmamıştır. Mattanın da (26,28) dediği gibi: İsa acı çekmeye başlamadan önce Son Akşam Yemeğinde şöyle demiştir: Bu benim kanımdır, sizin ve birçokları için dökülecektir (Kutsal Kitapta birçok, herkes için, bütün insanlık için ölmüştür, demektir). O kendi ölümünü bütün insanlığın kurtuluşu için feda etmiştir [bu konu için bu websayfasında 20. Bölüm 225. soruya ve cevaba bakınız]. Yeni Ahitin yazarları bu yorumlardan ilham alarak ve bu anlamda metinlerini yazmışlardır. Bunu yaparken yalnızca kendi yorumlarını değil aynı zamanada yeteri kadar detay da ekleyerek İsanın haç üzerindeki ölüme nasıl vardığını [açıkça] kendimizinde anlayabilmesini sağlamışlardır.
İsa kurtuluşu vaaz etti. İnsanlar onu kabul etmediler. Ama onların katı kalpliliği Allahın kurtuluş planını bozamamıştır. Bu şekilde İsanın ölümü hepimizin kurtuluşu için gerçekleşmiştir. O sonsuz, acımasız bir yargıç tarafından bir günah keçisi olarak suçlanmak ve ölmek zorunda kalmadı. Onun ölümü daha çok Allahın insanlara olan sevgisinin en etkili işaretidir. Allahın oğlu; bu dünyanın en terkedilmiş insanıyla özdeşleşmiştir (Wilfred Henze, Glauben ist schön: Ein katholischer Familien-Katechismus. Harsum, 2011, S. 79.).
Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi Nasıralı İsa çarmıha gerilip idam edilme cezasını bağımsız ve şiddetsiz olarak kabul etmiştir ve bu İslami intihar eylemcilariyle kıyaslanamaz. Bunların amacı bilerek alabildiğince çok insanı kendi intiharıyla öldürmektir.
Soru 236: Peygamber olmayan insanlar vahiy alabilirler mi? Hristiyan ilahiyatına göre Yeni Ahitin dört incili katiyen peygamber olmayan insanlar tarfından yazılmıştır.
Yanıt 236: Bu soruyu yönelten kişi dikkatli bir şekilde bu websayfasının www.antwortenanmuslime.com birinci kısmını okusun: Kutsal Kitap özellikle 3. Bölüm Hristiyan bakış açısı.
İslam öğretisine göre iki çeşit peygamber vardır: Birincisi Allah tarfından çağrılmış hatırlatıcılar ve uyarıcılardır ve peygamber (nebi) olarak adlandırılırlar; İkincisi hatırlatıcı ve uyarıcılardan daha farklı olarak vaazları kitap haline getirilmiş elçilerdir (resul). İmanlı bir Müslüman Cebrail tarafından Peygamber İsaya indirilen gerçek incilin kaybolmuş bir kitap olduğuna inanır. Bu kitabın içeriği ve en önemli noktaları esas olarak bir tek mesaj olan ve Allah tarafından Âdemden itibaren bütün hakiki Peygamberlere indirilen bildirilerin aynısıdır. Bu temel İslami inançtan hareketle bir Müslüman kendine şu soruyu sorar: Dört incilin var olduğunu ve bu incillerin farklı insanlar tarafından yazıldığını idda eden (Hristiyan öğretisinin anlattığı gibi) bir öğreti nasıl gerçek olabilir? İslamiyet öğretisine göre peygamber olmayan insanlar nasıl gerçek vahiylere ulaşabilir ve hatta onu kitap halinde alabilirler?
Katolik kilisesinin Kutsal Kitabın ilham ve vahiy hakkındaki öğretisini kısaca şöyle özetleyebiliriz: İnsan aklı vasıtasıyla Allahın var olduğunu bilebilir ama Allahın nasıl olduğunu bilemez. Allah tanınmayı arzuladığı için kendini göstermiştir. Allah kendini bize göstermek zorunda değildi. O bunu bizi sevdiği için yapmıştır. Nasıl bir insanın bize karşı olan sevgisini ancak o kişi kalbini bize açtığında anlarız, aynı şekilde ancak o ebedi gizemli olan Allah sevgi uğruna kalbini bize gösterdiği için, onun en derin düşüncelerini bilebiliriz. Yaratılıştan itibaren atalar ve peygamberler aracılığıyla en son vahiy olan oğlu Mesih İsa ile bize kalbini açmış ve en derin varlığını bize ebediyete kadar göstermiştir. Allah kendisini Eski Ahitde [yani seçilmiş Yahudi halkın Kutsal Kitaplarında] dünyayı sevgi uğruna yaratmış olan ve insanlar günah yüzünden imandan sapmış olsalar bile onlara sadık kalan Allah olarak tanıtır (YOUCAT: Jugendkatechismus der Katholischen Kirche. Aschaffenburg: Pattloch, 2011, Nr. 7–8).
Yüzyıllar boyunca Allah aşama aşama ve eğitici bir şekilde kendini göstermek için insanların kalbine konuşmuştur. O kendine bütün halklar arasından küçük bir topluluk olan İsrail halkını seçmiş, şekilllendirmiş ve onunla bir antlaşma yapmıştır. Bu halk aracılığıyla bütün dünya milletleri Allahın varlığını bilecek ve insanlar için bir planı olduğunu anlayacaktır. İsrail ile olan bu tanrısal antlaşmanın geçmişi Eski Ahit kitaplarında anlatılmaktadır ve Kutsal Kitapın ilk kısmını oluşturur. Allah böylece bizi yavaş yavaş oğlu İsa Mesihin kişiliğinde ortaya çıkan Allahın sözüne, yani Allahın doğaüstü olarak kendini vahiy edişine hazırlamıştır (Ich glaube: Kleiner katholischer Katechismus, Königstein, 2004, S. 11).
Kutsal Kitabın kullandığı dile göre antlaşma sözü, aşkın olan Allahın Nuh, İbrahim ve daha sonra Sina dağında bütün halkla yaptığı sözleşmeye denir. Antlaşma İsrail için Allah tarafından seçimin garantisidir: Ben sizin Allahınız ve siz benim halkım olacaksınız. On Emir bu antlaşmanın koşullarını teşkil eder. Bunu anmak için İsrail heryıl Antlaşma bayramını kutlar. İnsanlarda onlarla bu antlaşmayı yapan Allaha güvenirler. En kötü zamanda bile imanlı insanlar ümitlerini kaybetmezler. İşte bu ümidi gerçekleştiren ve kendini tam Allah olarak gösteren İsa Mesihdir (orda S. 14).
Allah İlk Antlaşma halkının tarihinin çeşitli zaman dilimlerinde, onun velileri ve sadıkları olarak Peygamberler çağırır. Allahın halkı Rabbini unutmaya ve ona artık güven duymamaya eğilimli olduğu için, onlara sevgisini, sadakatini ve isteklerini hatırlatacak peygamberler gönderir. İlyas, Amos, Hoşea, Yeşaya, Jeremya ve Hezekiel Kutsal Kitabın öğretilerinden ve yaptıklarından bahsettiği bu adamlara dâhildir (orda S. 12d.).
İşte bu İlk Ahit [Eski Ahitde denir] kitaplarının temel mesajıdır; Yeni Ahit halkının, Hristiyanların, aynı zamanda potansiyel olarak bütün insanların mesajı şu olmalıdır:
- Allahın bütün insanlar için var olduğunu, onları tanıdığını ve sevdiğini bilmek. Ona güvenmek. - Allahın benim için var olduğundan, beni tanıdığından ve sevdiğinden emin olmak. - Allahı bütün yürekle, yaşam gücüyle ve kabiliyetle sevmek, onun sözünü duymak, isteğini yapmak ve onun benim için olan palnına evet demektir (krş. S. 13.).
Şüphesiz Allah ancak oğlu Mesih İsada bütün derinliğiyle bize olan merhamet dolu sevgisini gösterir. Görünmez Allah, Mesih İsa vasıtasıyla görünür olur. O bizler gibi insan olur. Bu bize Allahın sevgisinin ne kadar çok olduğunu gösterir: O yüreğimizin yükünü taşır. O bütün yolları bizimle birlikte gider. O ölümden dolayı olan korkumuzu, acımız ve kaybolmuşluğumuzdur. Gücümüz tükenip ileriye gidemediğimizde, yaşam kapısını bize açmak için o oradadır. Mesih İsa ile birlikte Allah dünyaya gelmiştir. O Allahın en son sözüdür. Ona kulak vererek insanlar bütün zamanlar boyunca Allahın kim olduğunu ve kurtuluş için ne gerektiğini bilebilirler. Mesih İsanın müjdesinde Allahın vahyi kusursuz ve tam olarak mevcuttur. Onu anlayabilmemiz için Kutsal Ruh bizi sürekli olarak gerçeğin derinliklerine sürer. […] (YOUCAT, Nr. 9–10).
Hristiyanlar gerçek imanı Kutsal Kitapda ve kilisenin diri geleneklerinde [Tradition] tamamen bulurlar. […] (YOUCAT, Nr. 12).
Kutsal Kitaplar, emin, sadık ve yanlışsız olarak hakikatı öğretirler çünkü onlar ilhamlanmıştırlar. Yani Kutsal Ruhun telkiniyle yazılmıştırlar ve kaynakları Allahdır (Zweites Vatikanisches Konzil, Dei Verbum 11). Kutsal Kitap ne bitmiş olarak gökten düşmüş nede Allah insani yazı makinalarına yazdırmıştır. Daha çok Allah yeteneklerini, güçlerini kullanabilen, yalnızca ve ancak onun yazılmasını istediğini, gerçek yazıcılar olarak ve bunu yazılı olarak aktarabilecek, bütün yeteneklerini ve güçlerini kullanabilecek nitelikte insanlar seçmiştir (Zweites Vatikanisches Konzil, Dei Verbum 11, orda Nr. 14).
Kutsal Kitabın içindeki herşey doğru değilse nasıl gerçek olabilir? Kutsal Kitap bize tarihsel katiyet veya müspet ilimleri aktarmak istemez. Yazarlar kendi zamanlarının çocuklarıydılar. Yaşadıkları zamanların kültürel bakış açılarına bağlıydılar ve bazen yanlış kültürel bakış açısına sahiptiler. Buna rağmen insanın Allah ve kurtuluş yolu hakkında bilmesi gereken herşey mutlak olarak kutsal kitaplarda bulunmaktadır (orda Nr. 15).
Yeni Ahitde Allahın vahyi tamamlanmıştır. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılan dört incil kutsal kitabın yüreğini oluşturur ve kilisenin en değerli hazinesidir. Onların içinde Allahın oğlunun nasıl olduğu ve bizimle nasıl karşılaştığı gösterilir. Havarilerin İşleri kitabında kilisenin başlangıcından ve Kutsal Ruhun tesirinden bahsedilir. Havarisel mektuplarda insan hayatı bütün yönleriyle Mesihin ışığı altında gösterilir. Gizemli vahiylerde dünyanın sonunu önceden görürüz (orda Nr. 18).
Soru 237: Neden bütün Havariler, Papalar ve Papazlar erkektir? Şimdiye kadar bu mevkilere layık bir kadın olmamış mıdır?
Yanıt 237: Bu soruyu yöneltenin sorular ve yanıtlar 15 sayfasında 136 numaralı sorunun özellikle üçüncü kısmını okumasını tavsiye ederiz. İsanın yalnız erkekleri havari olarak seçmesinden kadınlara daha düşük bir onur verildiği düşünülmemesi ve bu sonuç çıkarılmaması gerekir. Kilise baştan beri ve istisnasız İsanın bu seçimine bağlı kalmıştır. Bugünde Katolik ve Ortodoks Kiliseleri İsanın bu tatbikatına bir kaide olarak bağlıdır.
Soru 238: Kutsal Kitapda İsanın bütün insanlığın günahları için öldüğü nerede yazmaktadır?
Yanıt 238: Bu soruyu yöneltenin bu web sayfasında sorular ve cevaplar 20 kısmında 225. soruda özellikle İsanın günahlar uğruna fidye olarak ölümü bölümünü okumasını tavsiye ederiz.
Soru 239: Neden siz bir idam aracı olan Haça tapıyorsunuz? Eğer İsa bir tabancayla öldürülmüş olsaydı, bir tabancaya da ibadet edermiydiniz?
Yanıt 239: Vereceğimiz cevapta öncelikle Mesih İsanın haç üzerinde ölümünün bir ümit sembolü olarak nasıl anlaşıldığını açıklayacağız. Bundanda litürjik ayinlerde Haça tapınma aydınlanacak, özellikle Kutsal Cuma ayinlerinde Haça hürmet olarak nitelendirilen litürjik dua ve daha sonra Hristiyan normal yaşantısında Haça saygı açıklanacaktır.
Kilisenin öğretsine göre tapma yalnızca Allaha mahsus yapılır. Eğer litürji de Haça hürmetten bahsediliyorsa ve buna adoratio crucis deniyorsa, bu sözcüğün burada kullanılması yanıltıcıdır ve yalnızca şu manada anlaşılmalıdır: Haça gösterilen hürmette, Haça gerilene, yani Mesih İsaya tapınılmaktır. Eğer İsa başka bir idam aletiyle öldürülmüş olsaydı, Hristiyanlar bu aletlere (İsanın zamanında daha tabanca yoktu) Haç yerine hürmet ederlermiydi gibi varsayımlı soruya burada cevap vermeye gerek kalmamıştır.
Allah tarafından gönderilen Mesihin Haç üzerinde bir caniymiş gibi öldürülmesi skandalıyla baş etmek ilk Hristiyan Kilisesi için büyük bir görevdi. Ancak ilk Kilise İsanın Son Akşam Yemeği sırasında ki sözlerini hatırladı; İsanın Tanrı tarafından diriltilmesinin ışığında; İsanın bu yakışıksız ölümü tarihin sahnesinde insanların imansızlığı ve düşmanlığı ile gerçekleşmiş olmasına rağmen, bunun arkasında Tanrının isteğinin, Tanrının esenlik tasarısının, evet Tanrının sevgisinin olduğunu tam anlamıyla kavradı (bu web sayfasında sorlar ve cevaplar 20, 225. sorunun cevabına bakınız).
Yeni Ahitin çeşitli imanla ilgili sözlerinde aynı konu işlenmektedir. Hem Allahla insanlar arasında hemde insanların kendi arlarında barış sağlamak için İsa Allahın sevgisi ile dolu olarak itaatkâr bir şekilde yaşamını bizim için ebedi olarak vermiştir. İşte iman sözleri sürekli yeni bir şekilde bu lutüfkâr ve kurtarıcı Allah sevgisini anlatır. Böylece Efeslilere mektupta O barışımızdır (Efeslilere Mektup 2,14) denebilmektedir. Uzaklaşmış olanlar, yani Allah ve insan, insan ve insan arasında günah yüzünden oluşan mesafe, tekrar iyileştirilerek barıştırılır. Bu şekilde Haç Allah ve insanlara karşı olan, bütün düşman güç ve kuvvetlere karşı bir ümit sembolü olur (Katholischer Erwachsenen-Katechismus, Bd. 1, S. 190).
Mesihin acı çekmesi ve ölümünün anıldığı Kutsal Cuma litürjik kutlamasında Haç yukarı kaldırılır ve hürmet edilir. Bu hürmet hareketi ne şu sözlerle başlanır: İşte dünyanın selametini için Rabbin asıldığı Haç. Cemaatin cevabı: Gelin ona tapalım. Haça hürmet gösterilmesiyle aslında Haçın sembolü altında yatan ve Haça gerilen Rab Mesih İsaya tapınılır.
Bu konuyla ilgili Katolik Yetişkinler Din Öğretisi şunu diyor (Katholische Erwachsenen-Katechismus): Haçın zaferi sevginin nefrete karşı, gerçeğin yalana karşı zaferidir, yaşamın ölüme karşı zaferi daha zıttının karşısında halen saklı olsa bile, bu böyledir. Dünyada halen nefret, yalan ve şiddet hüküm sürmektedir. Yeni yaşam bize yalnızca Haçın biçminde hediye edilmiştir. Mesih İsanın kendini diri Allahın oğlu olarak gösterdiği umut hadisesi kırılmamış bir zafer hadisesi değildir (Gemeinsame Synode [Würzburg 1971–75], Unsere Hoffnung I, 2). Sadece Haç yolunda bize Haçın zaferi vaad edilmiştir. Zira Allahın insani acının ve zulümün bütün kıtlığına tenezül etmesi bizi bulunduğumuz bu durumdan tekrar Allaha bağlamıştır. İşte bu şekilde Haç Allahın kati zaferinin ve kati kurtuluşumuzun bir ümit sembolüdür. Haç yolunu andığımız her bir merasimde şöyle dua ederiz:
Sana dua ederiz Rab İsa ve seni överiz, çünkü kutsal Haç sayesinde dünyamız kurtuluşa kavuştu (Gotteslob 775) (orda S. 192).
Soru 240: Protestanların Katolikleri putperest olarak gördükleri söylenir. Bu doğru mudur?
Yanıt 240: Katolik öğretisinin ve inancının putperestlik olduğu suçlaması protestan inkılapçı Johannes Calvin (1509–1564) tarafından temel theolojik eseri olan Instituti Chrstianae Religionis [Hristiyan dini öğretisi / veya dersi] adlı kitapta savunulmuştur. Bu kitap ilk olarak 1536 yılında Basel şehrinde yayınlanmıştır. Kitabın 1. Bölüm 11. kısmında [institutio 1-11-11] şu savunulur: Katoliklerin kemkümleri putperestlik suçlamasıyla karşılaştırıldığında anlamsızdır. Bu kitabın 11. bölümünün başlığı şöyledir: Allaha görünür bir şekil vermek günahtır; İnsan kendine put yaparsa tamamen imandan sapmıştır. Calvinin bizim sorumuzla ilgili düşünceleri Calvenistlerin resmi websitesinde üç nokta halinde sıralanmıştır:
1. Katolik Kilisesinde dulia [resim / put hizmeti] ve latria [resim hürmeti] arasında ki ayırım ahmahçadır; 2. Bu iki yunanca sözcüğün anlamlarından da anlaşılacağı gibi Katoliklerin Resimlere tapmadan onlara hizmet etme savı dikkatsizcedir; 3. Buyüzden Katolik Kilisesi diğer bütün putperestlerden daha iyi değildir http://www.calvinismus.ch/tag/katholizismus/ (görüldü 13.07.2011).
Calvin tarafından Katolik Kilisesine karşı yapılan bu suçlama günümüze kadar Calvinin öğretisine bağlı olanlar tarafından da savunulmaktadır. Katolik Kilisesi Din ve Ahlâk İlkeleri bu konuyla ilgili şunu söyler: Kelâm beden alarak insan olduğu için, Mesihin bedeninin sınırları belirlenmiştir [649 Lateran Konsili: DS 504]. İşte bu yüzden İsanın yüzünün tasvir edilmesine (Galatalılar 3,2) izin vardır. Yedinci ökumenik konsilde [787deki II. İznik Konsili: DS 600—603]. Kilise İsanın ikonalarda resmedilmesini resmen kabul etti (Nr. 476).
Katolik Yetişkinler Din Öğretisi şunu diyor (Katholischer Erwachsenen-Katechismus Band II, S. 168): Hristiyanlık İsraillilerin Allahın resmedilme yasağını kabul etmemiştir, ama imparator resimlerine ibadet edilmesi ve bu resimlere ibadetleri reddeden Hristiyanlara zulmedilmesi yüzünden, bu konuya karşı kaydi ihtiyat güdülmüştür. İlk Hristiyanların zamanında üçüncü yüzyılın ortalarına doğru, dini resimler ortaya çıkmıştır, önce Eski ve Yeni Ahitden alıntılar, daha sonra Mesih ve Azizler resmedilmeye başlanmıştır. Bizanslılar ve Karolingler zamanında resimler meselesinde, resimlerin caizliği ve özellikle resimlere hürmet edilmesi konusunda çok ağır tartışmalar yaşanmıştır. İkinci İznik Konsili resimlere hürmeti caiz kılmıştır. Bu seçimin altında yatan theolojik sebep şöyledir: Allah Mesih İsanın suretinde insan olarak yaşamıştır. Allah Mesih İsa ile tanrısallığını insani bir şekilde de yaşamaktadır. Bundan dolayı Allahın yüzü görünür bir biçim almıştır. Nasıralı İsanın yüzü Allahın yüzüdür, o Babanın ikonasıdır. Bu anlayış Mesih İsanın resmedilmesini mümkün kılmaktadır.
http://www.kathnews.com/index.php?page=Thread&threadID=781 (görüldü 13.07.2011) websitesinde bulunan bir yazıyı burada anmak önemlidir: 04.09.2002, 09:32
Ben bir ilahiyatçı değilim ve bu soruya mutlak bir cevap vermem mümkün değil, ama resmedilmiş bir şekile ibadet etmek, şu hallerde putperestliktir. Katolik inanç yaşamında bir resim veya bir heykel yalnız inançlılara yardım etmek için, yani İsaya veya Azizlere yönelmelerini sağlamak için kullanılır. Ne bir resime nede bir heykele, ancak resmedilene dua edilir.
Yanlış düşüncelere girme tehlikesine karşı ancak şunu söyleyebilirim. Bu yalnızca dışsal şeyler için geçerlidir ve iman için hiçbir geçerliliği yoktur.
Ben başka bir benzetme duymuştum. Katolikler Azizlerin birliğine inanır. İnsan vaftiz aracılığıyla bu ailenin içine doğar. Buyüzden Azizlerin resimlerine sahip olmak bir eşin, çocukların, dedenin veya ninenin vs. resimlerine sahip olmak kadar doğaldır.
Mesih İsa bizim çocuklar gibi inaçlı olmamızı söylemiştir. Çocukların resimlere ihtiyacı vardır. Protestan ailelerinde bile çocuklar için Kutsal Kitaplar vardır ve bunların içinde Kutsal Kitaptaki hadiseler resmedimiştir. Mesih İsanın resmide bulunmaktadır. Eğer bir Protestan, Katoliklerin resimlerinden rahatsız oluyorsa, önce kendi çocuklarının kitaplarını toplamaya başlamalıdır. Kim bir yetişkin gibi iman etmek istiyorsa severek resimlerden vazgeçebilir.
Rabbin takdisi
Dirk.
Soru 241: Vaftiz bütün günahlardan arındırır. Bu katiller, sübyancılar ve uyuşturucu satıcıları için de geçerli midir?
Yanıt 241: Evet. Vaftiz hiçbir istisna olmadan bütün günahların bağışlanmasını sağlar.
Vaftizle ilgili bilgiler aşağıda anlatılmaktadır.
Vaftiz nedir?
Vaftiz ölümün egemenliğinden yaşama götüren yoldur; Kilise açılan kapıdır ve Allahla olan daimi birlikteliğin başlangıcıdır (YOUCAT: Jugendkatechismus der Katholischen Kirche. Aschaffenburg: Pattloch, 2011, Nr. 194).
Vaftiz şu şekilde yapılır: Vaftiz olacak kişi ya üç kez suya batırılır yada başı üzerine üçkez su dökülür. Bu yapılırken şu sözler tekrarlanır: Seni Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun adına vaftiz ediyorum.
Kilisenin temel gizemi olan vaftizin anlamı hakkında kısa bir açıklama:
1. Kutsal Kitapda ki ana fikir
Aziz Petrusun Kudüste ki Pentakost vaazından bir sürü insan etkilenir: Onlar Petrusa ve diğer Havarilere şu soruyu sorarlar: Ne yapmamız gerekiyor? Rabbim emirlerine göre (Matta 28,19) Petrus şöyle cevap verir: Tövbe edin ve günahlarınızın bağışlanması için herbiriniz İsa Mesihin adıyla vaftiz edilsin. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız (Havarilerin İşleri 2,37–38).
Vaftizci Yahya gelecek Mesihin yolunu hazırlamak için su ve tövbe ile vaftiz olma çağrısı yapıyordu. İsada Ürdün nehrinde Yahya tarafından böyle vaftiz edilmiştir ve işte dünyanın günahını kaldıran Tanrı kuzusu (Yuhanna 1,29) olarak tanımlanmıştır.
Vaftiz (yunaca baptizein) suya batırmak demektir. Bütün insanlar sudan ve Ruhdan tekrar doğabilsinler Allahın egemenliğine girebilsinler diye, dünyanın kurtuluşu için ölüme (krş. KDAİ Nr.1225) batırılmıştır (vaftiz edilmiştir) ve böylece bize Kutsal Ruhda yeni doğum hediye edilmiştir (krş. Yuhanna 3,5) (Ich gaube: kleiner katholischer Katechismus. Königstein, 2004, S. 121).
[Eğer vaftiz olamamış biri yaşamını İsa için yitirirse (şehit) Kan vaftizini alır, istek vaftizinden de söz edilir. Bir kişi eğer başka insanlar için iyilik yaparsa —bazen bilmeyerek— Mesih İsanın yolunda gitmiş olur. Vaftiz olmadan ölmüş çocuklar konusunda inanıyoruz ki Allah merhametiyle daima onların yanında olacaktır.]
Allahın yeni camaati olan Kilise yalnız Yahudiler arasında çoğalmamıştır. Luka Havarilerin İşleri kitabında (18,26–40) yedi Diyakostan biri olan Filipusun hikayesini anlatır: O bir ilhamdan dolayı Gaza şehrine doğru yola çıkar. Yolda ibadetini yaptıktan sonra Kudüste ki tapınaktan dönmekte olan Etiyopyalı birine rastlar. Bu adam arabada Yeşaya peygamberin yazdıklarından okuyordu (Yeşaya 53,7–8). Filipus adamın okuduklarını duyar ve sorar: Okuduğunu anlıyor musun? – Etiyopyalı: Bana birisi yol göstermezse nasıl anlayabilirim? Filipus arabaya atlar ve ona peygamberlerin sözlerinin Mesih İsada gerçekleştiğini anlatır: O insanları Allah ile barıştırmak için gelmiştir. O dışlanmış ve acıyı red etmeden Haç üzerindeki ölüme itiraz etmemiştir. Kurbanlık bir koyun gibi öldürülmüştür. Ama Allah onu diriltmiştir. O yaşıyor ve biz bunun tanıklarıyız. O kurtarıcı ve iflâhkardır. Kim Mesih İsanın kurtarıcı olduğuna inanır ve vaftiz olursa yeni bir insan, Hristiyan olur. Yolları üzerinde bir su kaynağına yetişirler. Etiyopyalı şöyle der: İşte su. Benim vaftiz edilmemi önleyen bir sorun var mı? İkiside suya inerek Filipus adamı Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz eder. Bu adam ilk Afrikalı Hristiyandır (orda S. 121d.).
2. Kilise öğretisinin kısa bir özeti
Vaftiz bütün Hristiyanlar için ortak bir gizemdir. Kilise Rabbin hükümlerine uygun olarak bu gizemi bağışlar. Gidin bütün ulusları öğrencim yapın, onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun adına vaftiz edin (Matta 28,19). Genelde vaftiz törenini Episkopos, Papaz veya Diyakos yönetir. İhtiyaç halinde herkes, hatta vaftiz olamamış olanlar bile, istenilen koşulu yerine getirdikten sonra vaftiz edebilirler. İstenilen koşul ise vaftiz edilirken Kilisenin maksadına göre bunu yapmaktır (krş. KDAİ Nr. 1256).
Vaftizin hükmü sonsuzdur ve tekrar iptali mümkün değildir. Vaftiz Hristiyana Mesihe ait olduğunu gösteren, çıkmaz bir tinsel mühürle (karakterle) damgalar. Bu mühür hiçbir günahla silinmez, hatta günah vaftizin esenlik meyvelerini vermesine engel olsa bile. Bir kez vaftiz olduktan sonra bir daha vaftiz olunamaz (krş. KDAİ Nr. 1272).
Vaftiz vasıtasıyla Kutsal Üçlüğün herbir ferdi ile kişisel bir ilişki kurulur. Kutsal Ruh tanrısal doğaya paydaş alacağımız (2. Petrus 1,4) kutsallaştıran lütfu içimize döker. Bu demektir ki bizler Allahın tek oğlu olan Mesih İsada Allahın üvey evlatlarıyız. Kutsallaştıran lütufun iman erdemleri olan iman, ümit ve sevgi içerir. Bunlar aracılığıyla Alahı kendini bildiği gibi tanıyabilir, o kendi içinde sevdiği gibi sevebilir, onun isteğine bağlı olarak onunla ebedi birlik içinde yaşayabilir ve ümit edebiliriz. Lütuf aynı zamanda Kutsal Ruhun aramağanlarıyla davranma ve yaşama gücü verir (krş. KDAİ Nr. 1266).
Vaftiz, Mesihin rahipliğine, onun rahipsel, peygambersel ve kralsal yüce görevine katılmamızı sağlar. Mesih ile birlikte Babaya incil ile tanıklık etme ve dünyayı Allahın isteğine göre düzenlemek için hizmetimizi sunarız. İşte bu bütün imanlıların ortak rahipliğidir.
Vaftiz asli günahı siler, günahların bağışlanmasını sağlar, bizi Allahın çocukları, Mesih İsanın kardeşleri ve Kilise bireyleri yapar. Bizler kendi aramızda kardeş oluruz ve bu güvenle içtenlikle Göklerdeki Babamız diye dua edebiliriz.
Vaftiz aracılığıyla Allah bizimle birlikte yeni bir başlangıç yapar. Bu başlangıcın kaynağı ondadır ve yaşam boyunca meyve vermesi gerekir. Eğer imanda, umitte, sevgide Mesih İsaya sadık kalırsak, vaftizde aldığımız lütuf içimizde büyümeye ve işlemeye başlar. Vaftizin en son gerçekleştirmesi Azizliktir, bizler buna çağrıldık ve Allahın diri yardımı sayesinde içimizde yavaş yavaş tamamlanmaya başlar.
Soru 242: Neden vaftiz olmak isteyenlerin yıllarca beklemesi gerekir?
Yanıt 242: Bu soruyu yönelten kişinin bu web sayfasının soru ve cavap 18. kısmında 182. soru ve cevabı dikkatli bir şekilde okumasını tavsiye ederiz.
Soru 243: Pavlus bekâr olanların evlenmemesi gerektiğini yazmaktadırar. Bu insanlığın sonun gelmesi demek değil midir?
Yanıt 243: Bu soru Pavlusun Korintlilere 1. Mektubunda 7. bölüm 1–40 ayetlerinde yazdıklarını kastetmektedir. Burada vereceğimiz cevap Norbert Baumertin 2007 yılında yayınladığı Sorgen des Seelsorgers: Übersetzung und Auslegung des ersten Korintherbriefes. Würzburg: Echter, 2007, S. 77–113: Block III, C, 6,12-20: Die Würde des Leibes; Block IV: 7,1–40: Schutz der Ehe kitabında bu konuyla ilgili verdiği cevaba dayanmaktadır.
Sorunun hareket ettiği nokta hatalıdır. Pavlus mektubun hiçbir yerinde genel olarak ne evlenmeme konusunda bir tavsiyede bulunmaktadır nede bekârlara evlenme yasağı getirmektedir. Pavlusun kastedilen mektubundaki sözleri şunlardır:
7, 8: Yine de evli olmayanlarla dul kadınlara şunu söyleyeyim: Benim gibi kalsalar [bu deketir ki: Mesih İsa adına benim gibi bekâr kalsınlar] kendileri için iyi olur; ama kendilerini denetliyemiyorlarsa evlensinler.
7,26–28: Öyle sanıyorum ki, şimdiki sıkıntılar nedeniyle insanın olduğu gibi kalması
iyidir. Karın varsa, boşanmayı isteme. Karın yoksa, kendine eş arama. Ama evlenirsen günah işlemiş olmazsın. Bir kız da evlenirse günah işlemiş olmaz. Ne var ki, evlenenler bu yaşamda sıkıntılarla karşılaşacak. Ben sizi bu sıkıntılardan esirgemek istiyorum.
7,39–40: Kadın, kocası yaşadıkça kocasına bağlıdır. Kocası ölürse dilediği kimseyle evlenmekte özgürdür; yeter ki, o kişi Rabbe ait biri olsun. Ama dul kadın, olduğu gibi kalırsa daha mutlu olur. Ben böyle düşünüyorum ve sanırım bende de Tanrının Ruhu vardır.
Norbert Baumer bu ayetlerin yorumlarını kitabının Zum Grundanliegen von 6,12-7,40: Erlösung der Sexualität kısmında özetlerken şöyle yazmaktadır:
[..] Önemli olan Allaha olan sevgisinin insanı tamamıyla kapsamasıdır, bu yüzden cinselliğin hem evlilik içinde hemde vazgeçmede insanı kurtarması ve değiştirmesidir. Buda herhalde Allahın insan olmasıyla ilgilidir. Bu sanki [cinsellik] yokmuş gibi yaşamak bütün Hristiyanların ortak değeridir, bazıları bu sembollüğü kesinleştirir ve gerçekten yokmuş gibi yaşarlar. Göklerin egemenliği için kabul edilen bekârlıkla dünyaya Mesih İsanın her insan için gerçek yaşam amacı olduğu gösterilir. Bu gerçek adanmışlığı her Hristiyan yaşamalıdır. Bunu yalnızca kendini bekârlığa adamışların yaşayabileceği anlamına gelmez, çünkü onlar bu genel adanmışlığı özel bir şekilde yaşarlar. Onların çağrısı İsa ile olan ilişkilerinden dolayıdır ve yalnız İsa ile kişisel bir birliktelikte yaşarlar. Onların sevgi yeteneği İsa tarafından öyle çağrılmış ve tamamlanmıştır ki, onlar hiçbir insanla evlilik ilişkisi içinde yaşamak istemezler ve eğer bütün koşullar yerine getirilmiş olsa bile, isteyerek tekrar bekâr kalmayı seçebilirler. Pavlus böyle bir yaşam tarzının kabulünü sağlamak zorundaydı. Başkaları İsa ile olan ilişkilerinde, onları nasıl bir eşe yönlendirdiğini farkederler ve evlilik ilişkilerinde Allaha olan bütünsel sevgilerini sembolik olarak gösterirler. Bu en azından iki çağrının temelini oluşturur.
Genç bir insanı ruhsal çağrıya teşvik etmeden önce —kim Allahın kimi seçtiğini kolyaca söyleyebilir?—, önce bu genç insana her kararın ister evlilik, ister bekârlık olsun, Allah tarafından yönlendirilmiş olması gerektiği anlatılmalıdır. Bu yüzden yapılması gereken ilk iş gençlerin hayatlarını Allahın ellerine bırakabilecekleri bir güvene yönlendirmek olmalıdır, yani Allah için temel bir seçim yapabilmeleridir (buna yaşam teslimi de denir ve vaftiz sözünün tekrarıyla yenilenebilir). İşte bu bireyin hayatını hangi yola yönlendireceğini sağlayan temel düşüncedir: Bazıları evlilik içinde, bazıları bekârlıkta (1 Korintliler 7,7). Birine veya ötekine olan çağrı yaşantısında genellikle Allaa tam teslimiyete olan davet her ikisini de kapsar öyle yada böyle (7,7). [...]
Eğer Pavlus temkinli ve bekârlık çağrısına ruhsal saygıyla Kilisede bir yer bulmaya çalışıyorsa —bu tamamen yeni bir şeydi— bu nefsaniyet duygusundan kaynaklanmamaktadır. İmanlı bir Yahudi olarak, onda ne beden düşmanlığı ne de cinsellik korkusu olduğunu varsaymak mümkündür. Aynı şekilde cinselliği sublime etmek, yani doğal yapısından uzaklaştırmak ve yalın ruhsal (her nasıl olursa olsun) anlamda yerine başka bir şey getirme düşüncesinden uzaktır. Bu kolayca değişime sürüklenebilir. Pavlus daha çok olarak insanın bu şekilde Kutsal Ruh tarafından kavranıp etkileneceğini ima eder, buyüzden cinsellikte (–yalnızca bütünün bir parçasıdır–) bütünlük yeri ve Ruhun ifade yeri olabilir (1 Korintliler 7,33–34). Bunun diri bir orta olmadığı yerde Göklerin egemenliği uğruna yapılan bekâretten söz etmek mümkün değildir ve bu kişiden sahtekarlık, körelme, hayata küskünlük, yedek tatmin veya kırılma olarak intikam alır.
Cinselliğin arınması her insanda ancak Mesih ile olan ilişkiden dolayı görülürse, Allah ile olan ilişkinin dışında görülmezse ve bu yaşamın içine alınırsa mümkün olur. İnsan kendi yüreğinde ve hayalinde tasarladığı herşeyi yaratıcısının önüne getirmelidir ki Allah ona kendi bakış açısıyla (gözleriyle) bu görmeyi öğretebilsin. Eğer bir insan bütün içtenliğiyle Allah tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini bilirse, Sen olarak gördüğü Allah ile olan ilişkisinde daha fazla kuvvet bulabilir. Böylece evlilik yaşamını düzenleyebilir belki Allaha hediye etmek için bir süreliğine veya tamamen bu insani tatminden küsmeden vaz geçebilir. Bu sıkça acı dolu bir yetişkinlik dönemi içerir. Ama kim bunu kabul ederse, sürekli Rabde güvende olduğunu ve değerli olduğunu hissedecektir. O Kutsal Ruhda Rab ile bir olur ve Allahın sevgisinde ululuk yansıtacaktır (orda S. 111–113).
Soru 10: Papalık makamı sürekli prezervatif kullanımını redetmiştir. Şimdi Papa buna izin verdi. Bu bir geriye adım atma değil midir?
Yanıt 243: Bu soruyu yönelten kişi öncelikle bu websayfasında sorlar ve cevaplar 12. kısmında ki 102. soru ve cevabı okumalıdır. Orada Katolik Kilisesinin doğum kontrolü ile ilgili geçerli öğretisi açıklanmıştır. Ayrıca Katolik Kilisesi Din ve Ahlâk İlkeleri kitabında 2368–2371 numaralı paragraflarıda bu konuyla ilgili bilgiler içermektedir.
Şimdiye kadar bir sürü ağır eleştiriye rağmen Katolik Kilisesi bağışıklığı yok eden bir hastalık olan AİDSe karşı koruyucu kullanılmasına izin vermemiştir. Papa Benedikt XVI. 17 Mart 2009 yılında Afrikaya yaptığı ziyarette prezervatif kullanımına izin vermediğini tekrar açıklamıştı. Bence AİDS, gerekli olmasına rağmen yalnız para vererek halledilebilecek bir sorun değildir. Eğer Ruh yardımcı olmazsa, eğer Afrikalılar sorumluluk alıp yardım etmezlerse, preservatif dağıtarak bu sorun çözülemez. Aksine bu problemi artırır. Çözümün iki çabayla bulunması mümkündür: Birincisi cinselliğin insanlaştırılması, demektir ki ruhani ve insani yenilenmeyle kişiler arası ilişkilerde yeni bir toplumsal ilişki kurmak. İkinci olarak gerçek bir dostluk ilişkisi içerisinde acı çekenlerin yanında olmak ve kişisel fedakarlıkla acı çekenlein yanında mevcut olmak (Benedikt XVI., Licht der Welt: Der Papst; die Kirche und die Zeichen der Zeit. Freiburg: Herder, 2010, S. 221d.). 14.02.2006 yılında da Papa Benedik XVI. bu soruyu için şunları söylemiştir: Evlilikte sadakat ve evlilik dışı ilişkilere izin vermeme, hastalığın bulaşmasına ve virüsün dağılmasına karşı en etkili yöntemlerdir. Gerçektende doğru evlilik anlayışı ve aile yaşantısından kaynaklanan değerler sağlam bir toplumun temelini oluşturur (zit. in YOUCAT: Jugendkatechismus der Katholischen Kirche. Aschaffenburg: Pattloch, 2011, S. 225).
Burada yöneltilen soruya Papa Benedikt XVI. biyografya yazarı Peter Seewald ile yapmış olduğu ve yayınlama yetkisini verdiği Licht der Welt [Dünyanın ışığı] mülakat-kitabında değinmiştir. Orada şunu söylemektedir: Mesela bir erkek fahişenin prezervatif kullanması gibi, tekar bir ahlâk anlayışı kazanabilmek, bir parça sorumluluk üstlenmek, herşeyin serbest olmadığı ve herşeyin yapılamayacağını anlamak için, belki haklı olarak istisna durumu oluşturur. Ama bu müzmin HIV hastalığına karşı gerekli asıl çözüm değildir. Asıl çözüm aslında gerçekten cinselliğin insanileşmesiyle mümkündür (orda S. 146d.).
YOUCAT (Jugendkatechismus der Katholischen Kirche Aschaffenburg: Pattloch, 2011) 414 numaralı Katolik Kilisesi AİDSe karşı savaşta prezervatif kullanımı için ne diyor? sorusuna şöyle cevap vermektedir: Prezervatiflerin infeksiyonlara karşı mutlak bir çözüm sunmadıkları bir kenara bırakılırsa, Katolik Kilisesi HİV epidemisine karşı savaşta bunların tektaraflı bir mekanik araç olmalarından dolayı red etmektedir. Daha çok olarak insanlar arasındaki ilişki kültürünün, toplumsal bilincin yaşanılan sadakat içinde ve düşüncesiz cinsel ilişkilerden vazgeçme, sürekli olarak HİV infeksiyonundan korur ve bütünsel bir şekilde sevgi yaşamayı öğretir.
Eşit olan kadın ve erkek onuruna saygı, aile sağlığı kaygısı, dürtü istekleriyle hislerini sorumlu bir şekilde kontrol etme ve bir süreliğine cinsellikten vazgeçme buna dahildir. Böyle bir yaşam tarzı için Afrika ülkelerinde yapılan kampanyalar sayesinde infeksiyon hissedilir bir şekilde azaltılmıştır. Bunun ötesinde Katolik Kilisesi AİDSe yakalanmış insanlara yardım için elinden geleni yapmaktadır.
|