|
Soru 167: Hristiyan olmayan herkes cehenneme mi gidecek? (TR)
Yanıt: Bu soru daha önce (Sorular & Yanıtlar 1) 17. sorunun yanıtında işlenmişti. Bu yanıtın daha da genişletilmesi maksadıyla Kilise hakkındaki dogmatik yasa “Lumen Gentium” un 16. maddesini buraya ekleyelim:
Henüz İncil’i kabul etmemiş olan insanlar çeşidi ilişkilerle Allah’ın halkına bağlanmış bulunmaktadırlar. İlk olarak, kendisine ahitler ve vaatler verilmiş olan ve Mesih’in bedence kendisinden doğmuş bulunduğu halk gelmektedir (bkz. Rom. 4, 4-5); bu halk, seçilmiş olmasının da gösterdiği gibi, ataları nedeniyle çok sevilmiştir, çünkü Allah’ın bağışları ve çağrısı geri alınamaz (bkz. Rom. 11,28-29). Fakat kurtuluş tasarısı Yaratanı tanıyan insanları da içine almaktadır; ilk olarak, İbrahim’in yasasını kabul edip bizimle birlikte tek, bağışlayıcı, sonuncu günde beşeriyeti yargılayacak olan Allah’a ibadet eden Müslümanları. Bilinmeyen Allah’ı gölgeler ve resimler içinde arayan öteki kimselere gelince, Allah onlardan da uzakta değildir; çünkü herkese hayat, soluk ve bütün her şeyi veren O’dur (bkz. Hav. İş. 17, 25-28), çünkü Kurtarıcı olarak bütün insanların kurtulmasını istemektedir (bkz. I. Tim. 2,4). Gerçekten hiç bir kusurları olmaksızın Mesih’in İncil’ini ve onun Kilise’sini tanımamış olan, fakat samimi bir kalple Allah’ı arayan ve inayetin etkisi altında O’nun, vicdanlarının emirleriyle tanıdıkları, iradesini yerine getirecek şekilde hareket etmeye çalışan kimseler de ebedi kurtuluşa kavuşabilirler. Tanrı, kendi kusurları olmaksızın, henüz açık bir Allah bilgisine erişememiş olup, doğru bir hayat sürmeye çalışanlardan; kurtuluş için gerekli yardımları esirgemez. Gerçekten, bu kimselerin içinde iyi ve doğru ne varsa, Kilise bunları İncil’e bir hazırlık olarak ve her insanı sonunda yaşama kavuşsun diye aydınlatan tarafından bağışlanmış bir armağan olarak saymaktadır. Kötü tarafından yanıltılmış olarak insanlar düşüncelerinde batıl ve kibirli oldular, Tanrı’nın gerçeğini yalanla değiştiler ve Yaratıcı’dan çok yaratılmış olana hizmet ettiler ya da bu dğnyada Tanrısız yaşayıp ölerek en ağır umutsuzluğa maruz kaldılar. Bu nedenle Kilise, Tanrı’nın şerefi ve bütün insanların kurtuluşu yararına, „Müjde’yi bütün yaradılışa duyurun“ (Markos 16,15) diyen Rab’bin emrine uygun olarak misyonları gayretle desteklemeye çalışmaktadır.“
Soru 168: Advent nedir? (TR)
Yanıt: Advent (Latince adventus kelimesinden gelir, varış demektir; Yunancası epifaneia) Mesih’in doğumu bayramına hazırlıktır, Kurtarıcı’nın bedeb alarak (inkarnasyon) gelişini ifade eder ve aynı zamanda bakışlarımızı O’nun zamanın sonunda yüceliği içinde tekrar gelişine yöneltir. Advent, Noel bayramından önceki 4. Pazar günü başlar. Reformcu kiliseler de Advent dönemini uygularlar. Doğu kiliseleri ise Advent dönemi uygulamazlar. Bizans kilisesi Noel’den önceki son Pazar günü Mesih’in atalarını anar (İncilde: Matta 1,1-15). Süryanilerde ise bayramdan önceki 4 (Doğu süryanileri) veya 5 (Batı süryanileri) haftayı “Müjdeler, duyurular haftaları” olarak adlandırırlar.
Katolik Kilisesi Katekizmi 524 numaralı maddesinde Adventin litürjisi ve Advent döneminin ruhani anlamı hakkında şunları söyler: 524 Noel’den önceki Dört Hafta litürjisinde Kilise Mesih’i bekleyişini güncelleştirir: Kurtarıcı’nın birinci gelişini uzun bir hazırlık devresiyle anan inanlılar ikinci Gelişin coşkulu isteğini yenilerler. (Bkz. Ap 22, 17) Öncü peygamberin doğumunu ve din şehidi oluşunu anan Kilise böylece onun "O büyümeli, bense küçülmeliyim" (Yu 3, 30) dileğine katılmış olur.
Soru 169: Papa Benedikt gerçekten diyalogla ilgileniyor mu yoksa bu müslümanlar arasında misyon yapmak için bir taktik mi? (TR)
Yanıt: Burada Papa XVI. Benedikt’in Köln’deki Dünya Gençlik Günü dolayısıyla 20 Ağustos 2005 tarihinde müslüman cemaatlerinin temsilcileriyle görüşmesinde yaptığı konuşmanın ilgili bölümünü aktarmak yeterli olacaktır.
“Sevgili müslüman dostlar, çevrenin olumsuz baskısından kaçmadan, karşılıklı saygı, dayanışma ve barış değerlerini güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Hristiyanlar için olduğu gibi müslümanlar için de her insanın canı kutsaldır. Ahlaki temel değerlere hizmet konusunda birbirimize bağlı olduğumuzu hissedebileceğimiz büyük bir eylem alanımız vardır. İnsan onuru ve bu onurdan kaynaklanan hakların savunması her sosyal planın ve bu planları gerçekleştirmek için her çabanın amacı olmalıdır. Bu, vicdanın alçak ama açık sesini eşsiz şekilde ortaya koyan bir mesajdır. Bu insanın duyması ve duyurması gereken bir mesajdır: Bu mesajın sesi yüreklerde yankılanmazsa karanlığın dünyası yeni bir barbarlığa teslim edilmiş olur. Yalnızca insanı merkez kabul etmekle ortak bir anlayış temeli bulunabilir, olası kültürel zıtlıklar aşılabilir ve ideolojilerin tehlikeli (patlayıcı) gücü nötralize edilebilir.
Geçmişin deneyimleri bize hristiyanlarla müslümanlar arasındaki ilişkilerin maalesef her zaman karşılıklı saygı ve anlayışla şekillenmediğini gösteriyor. Tarihin ne kadar sayfasını, sanki düşmanla savaşmak ve karşıdakini öldürmek Tanrı’nın hoşuna gidermiş gibi, iki tarafın da Tanrı’nın adına başlattıkları savaşlar doldurmuştur. Bu üzücü olayları hatırlamak bizleri utandırmalıdır, çünkü dinler adına nasıl acımasızlıkların, zulümlerin yapıldığını çok iyi biliyoruz. Geçmişin dersleri bizleri aynı hataları tekrarlamaktan korumalıdır. Barışın yollarını bulmayı ve herkesin diğerinin kimliğine saygı göstermesini öğrenmek istiyoruz. Bu anlamda inanç özgürlüğünün korunması kalıcı bir emir ve azınlıklara saygı gösterilmesi gerçek medeniyetin tartışılmaz bir işaretidir.
Bu bağlamda İkinci Vatikan Konsili’nin babalarının müslümanlarla ilişkiler konusunda söylediklerini hatırlatmak uygun düşer: Kilise, diri, merhametli ve herşeye kadir, yerin ve göğün yaradanı, insanlara seslenmiş olan tekTanrı’ya tapınan müslümanlara da saygıyla bakar. Kökenlerini dayandırdıkları İbrahim’in kendini Tanrı’ya tabi kıldığı gibi Tanrı’nın isteğine teslim ve tabi olmaya çaba gösterirler. Yüzyıllar içinde hristiyanlarla müslümanlar arasında bazı çekişme ve düşmenlıklar olduğu için, Kutsal Sinod [İkinci Vatikan Konsili] herkesi geçmişi unutup birbirini anlamak için çaba göstermeyeve tüm insanlar adına sosyal adaleti, ahlaki değerleri, barışı, özgürlüğü korumak ve özendirmek için işbirliği yapmaya çağırmaktadır“ (Nostra Aetate Bildirisi, 3).
Sevgili müslüman dostlar, İkinci Vatikan Konsili’nin bu sözleri bizler için sizlerle diyaloğumuzun yasası olarak kalacaktır ve sizlerin de bize aynı ruhla konuşmuş olmanız ve bu niyeti onaylamış olmanızdan çok memnunum. [...] Öğreti, tasavvur ve inançların aktarılmasının aracıdır. Ruhun eğitimi için söz anayoldur. Bu nedenle gelecek kuşakların eğitimi için büyük bir sorumluluk taşırlar. Bu sorumluluğu nasıl bir ruhla koruduğunuzu duyduğum için müteşekkirim. Hristiyanlar ve müslümanlar zamanımızın önümüze koyduğu çok sayıda meydan okumalara birlikte karşı durmalıdırlar. Kayıtsızlık ve boş durmaya yer yoktur, tarafçılık ve hizipçiliğe de yer yoktur. Korku ve kötümserliğe yer veremeyiz. Daha iyimser ve umutlu olmalıyız. Hristiyanlar ve müslümanlar arasındaki dinler ve kültürlerarası diyalog sezonluk, geçici bir karar düzeyine indirgenemez. Gerçekten de diyalog geleceğimizin büyük oranda bağlı olduğu hayati bir ihtiyaçtır. Dünyanın bir çok yerinden gençler burada Köln’de dayanışmanın, kardeşliğin ve sevginin tanıklarıdır. Değerli ve sevgili müslüman dostlar merhametli Tanrı’nın sizleri koruması, bereketlemesi ve daima aydınlatmasını canı gönülden diliyorum. Esenliğin Tanrısı yüreklerimizi yükseltsin, umutlarımızı beslesin ve yeryüzünün yollarındaki adımlarımıza yön versin.”
Soru 170: Yuhanna’nın 1. Mektubunda İsa’nın Tanrıoğlu olduğunu kabul etmeyen Mesih Karşıtı olarak adlandırılıyor. Bütün müslümanlar Mesih Karşıtı mı? (TR)
Yanıt: Mesih Karşıtı terimi yalnızca Yuhanna’nın mektuplarında Mesih’i o zaman inkar edenlerle (2.Yuhanna 7; 1.Yuhanna 2,18b.22) veya zamanın sonunda beklenen Mesih Düşmanı’nı (1. Yuhanna 2,18a; 4,3) tanımlamak için kullanılır. Bu sonuncusu katolik son zaman öğretisi için “yasa tanımaz, mahvolacak adam, tanrı diye anılan ve tapılan herşeye karşı gelendir”. Bu şahıs “kendisini Tanrı ilan ederek Tanrı’nın Tapınağı’nda oturacaktır”. O “Rab (tekrar geldiği zaman) onu, yasa tanımaz adamı, ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecektir”. “Yasa tanımaz adam, her türlü mucizede, yanıltıcı belirtilerle harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen Şeytan’ın etkinliğiyle gelecek...” (Selaniklilere 2. Mektup 2,3-10)
Katolik Kilisesi Katekizmi 675-677 numaralı maddelerinde “Kilise’nin son ve en büyük denemesinden ve bu bağlamda Mesih Karşıtı’ndan bahsetmektedir: 675 İsa’nın yeniden gelişinden önce, Kilise, birçok inanlının imanını sarsacak son bir denemeden geçecektir. (Bkz. Lk 18, 8, Mt 24, 12) Yeryüzündeki yolculuğu sırasında uğradığı zulüm (Bkz. Lk 21, Yu 15, 19-20) insanların sorunlarına gerçekleri reddetme pahasına sözde bir çözüm getiren dinsel ahlâksızlık kisvesi altındaki "kötülük gizini" açığa çıkaracaktır. Dinsel ahlâksızlığın en üst noktası Mesih-karşıtının ahlâksızlığıdır, kısacası insanın Tanrı’nın ve insan olarak gönderdiği Mesih’inin yerine kendisini yücelttiği bir sahte Mesihçilik ahlâksızlığıdır.(Bkz. 2 Sel 2, 4-12,1Sel 5, 2-3, Yu 7, 1. Yu 2, 18. 22)
676 Tarihin mesihçi umudu içinde gerçekleştirildiğini ve ahret yargılamasının sadece tarih ötesinde tamamlanacağını öne süren bu Mesih karşıtı ahlâksızlık dünyada şimdiden oluşmaktadır: Hatta hafifletilmiş haliyle bile olsa, Kilise Binyılcılık (Bkz. DS 3839) adıyla gelecek Egemenlik fikrinin çarpıtılmasına karşı olmuş ve özellikle "esası sapkın olan" (Bkz. XI. Pius’un "alçakgönüllülerin düzmece kurtuluşunun" "sahte mistisizmini" makûm eden Divini Redemptoris genelgesi, GS 20-21) siyasi, laikleştirilmiş bir mesihçiliği reddetmiştir.
677 Kilise, Egemenliğin yüceliğine ancak Rabbinin ölümünde ve Dirilişinde izlediği bu en üstün Paskalya’dan geçerek girecektir. (Bkz. Ap 19, 1-9) Egemenlik, Kilise’nin nüfuzunun giderek tarihsel bir zafer kazanmasıyla değil, (Bkz. Ap 13, 8) Tanrı’nın, Gelin’i (Bkz. Ap 21, 2-4) Gökten indirerek kötülük zincirlerini kırmasıyla (Bkz. Ap 20, 7-10) gerçekleşecektir. Tanrı’nın kötülük başkaldırısına karşı zaferi, geçici olan bu dünyanın (Bkz. 2 Pet 3, 12-13) kozmik son yıkımından sonra son Yargılama (Bkz. Ap 20, 12) şeklini alacaktır.
Soru 171: Caritas nedir? Caritas gizli bir misyon teşkilatı mıdır? (TR)
Yanıt: Papa XVI. Benedikt 25 Aralık 2005’te ilk papalık bildirisini yayınladı. Bildirinin Latince başlığı DEUS CARITAS EST (=Tanrı sevgidir) ve konusu hristiyanca sevgidir. Metnin iki ana bölümünden birincisi “Sevginin yaradılışta ve kurtuluş tarihindeki birliği” konusunu işler. İkinci bölüm: Caritas ü Bir sevgi cemaati olarak Kilise’nin sevgi eylemi. Soruya yanıt olarak burada bildirinin ikinci bölümünden bazı ifadeleri alıntı olarak sunuyoruz:
“19 [...] Kilise’nin bütün eylemleri insanın tam anlamıyla iyiliği için gayret gösteren bir sevginin ifadesidir: Tanrı’nın sözü ve sakramentler aracılığıyla müjdelenmesi – tarihi gerçekleşimleri içinde çoğu zaman kahramanca bir girişim – ve insan yaşamı ve etkinliğinin değişik alanlarında desteklenmesi ve gelişimi. Bu şekilde sevgi, insanların maddi sıkıntı ve ihtiyaçlarına da karşılık verebilmek amacıyla Kilise’nin geliştirdiği hizmettir. [...]
(20) Tanrı sevgisine dayalı olan insan sevgisi öncelikle her bir imanlının görevidir, ancak bütün katmanlarıyla bütün kilise cemaatine de yüklenmiş bir görevdir: Yerel kiliseden, bölgesel kiliseye, bütün evrensel kiliseye kadar. Kilisenin cemaat olarak da sevgiyi uygulaması gerekir [...]
(22) Zaman içerisinde ve Kilise’nin ilerleyen genişlemesiyle sevgi hizmeti olan Caritas, sakramentlerin yürütülmesi ve sözün duyurulmasının yanında önemli bir alan olarak belirlenmiştir: Dullar ve yetimlere, mahkumlara, hastalar ve her ne şekilde olursa olsun sıkıntıdakilere sevgi gösterilmesi, sakrament hizmetleri ve İncil’in duyurulması gibi Kilise’nin tabiatının bir parçasıdır. Kilise sevgi ve merhamet hizmetini, sakramentler ve İncil’i ihmal etmediği gibi ihmal edemez. [...]
Kilise sevgi hizmetinin özel profili
31. İnsanların değişik sıkıntılarında yardımcı olmaya çalışan çeşitli kuruluşların artışı, insan kardeşine yardım etme emrinin Yartıcı tarafından insanın doğasına yazılmış olduğuyla açıklanabilir. Ancak bu aynı zamanda, tarih içinde çoğu kez karanlıklara gömülen bu emri devamlı yeniden canlandıran ve etkin kılan hristiyanlığın bu dünyadaki mevcudiyetinin bir sonucudur. [...] Bu nedenle kilisenin sevgi ve merhamet eyleminin aydınlatma gücünü tam olarak koruması ve genel yardım organları arasında sıradan bir seçenek haline gelmemesi bu nedenle çok önemlidir. Hristiyan ve kilise sevgi eylemlerinin doğasını oluşturan yapısal öğeler nelerdir?
a) Merhametli Samiriyeli’nin bizlere gösterdiği örnek uyarınca hristiyan sevgi eylemi belli bir durumda duyulan ihtiyaca öncelikle bir yanıt durumundadır: aç olanlar doyurulmalı, çıplaklar giydirilmeli, hastalar şifa bulmaları için tedavi edilmeli, mahkumlar ziyaret edilmelidir vs. Kilisenin yardım kuruluşları – (episkoposluk, ulusal ve uluslararası düzeyde) Caritas’tan başlayarak – bu hizmetler için gerekli olanakları ve böylesi görevleri üstlenbilecek insanların hazır olması için ellerinden geleni yapmalıdırlar. İnsanın sıkıntı ve acı çekenlere hizmeti konusunda, mesleki açıdan yetkin olabilmek gereklidir: Yardımcı olacak kişiler öyle eğitilmelidirler ki, doğru olan şeyi doğru şekilde yapabilmeli ve yardımın sürdürülebilmesi için özen göstermelidirler. Mesleki yetkinlik ilk ve temel gerekliliktir, ancak tek başına yeterli değildir. Sözkonusu olan insandır ve insanlar sadece teknik olarak doğru bir uygulamadan fazlasına ihtiyaç duyarlar. İnsanlığa, insancıllığa ihtiyaç duyarlar. İnsanın onlara yüreğini açmasına, yürekle yönelmesine ihtiyaç duyarlar. Kilisenin yardım kuruluşlarında hizmet edenleri belli eden şey, yalnızca yapılması gerekeni usta bir şekilde yapmak değil, aksine yürekleriyle yönelmeleri, yardım ettikleri kişinin insani yardımseverliği, iyiliği hissetmesidir. Bu nedenle yardım edenlerin mesleki eğitimin yanında yüreklerini eğitmeye ihtiyaçları vardır: İnsan sevgisinin kendilerini için deyim yerindeyse dışarıdan yüklenmiş bir ödev değil, sevgide etkin olan imanın sonucu olarak yüreklerinde sevgiyi canlandırsın ve yüreklerini insanlar için açsınlar diye Mesih’te Tanrı’yla karşılaşmaya yönlendirilmeleri gerekir. (bkz. Galatyalılara Mektup 5,6).
b) Hristiyan sevgi ve merhamet eylemi partiler, gruplar ve ideolojilerden bağımsız olmalıdır. Bu dünyayı ideolojik yönlendirmeyle değiştirmeye aracı değildir ve dünyasal stratejilerin hizmetinde olamaz, tersine şimdi ve bu anda insanoğlunun muhtaç olduğu sevgiyi mevcut kılmaktır. Modern çağ en başta 19. yüzyıldan beri en radikal formu Marksizm olan ilericilik felsefesinin değişik versiyonlarının etkisi altındadır. Sefilleştirme teorisi marksist stratejiye dahildir. Bu teori, adil olmayan, haksız bir yönetim altındaki insanlara insancıl yardım yapan kişinin, mevcut olan bu haksız sisteme hizmet ettiğini, çünkü o durumu bir parça da olsa katlanılabilir hale getirdiğini iddia eder. Bu şekilde devrimci potansiyel zayıflatılacak ve daha iyi bir dünyaya köklü değişiklik engellenmiş olacaktır. Bu nedenle insani yardım sistemi desteklediği iddiasıyla kötülenip, saldırıya uğramaktadır. Gerçekte ise bu insani olmayan bir felsefedir. Şu anda yaşayan insan, gerçekten nasıl olacağı bilinmeyen bir gelecek uğruna feda edilecektir. Gerçekte ise dünyadaki insancıllık onu bir süreliğine de olsa durdurarak geliştirilemez. İnsan ancak şimdi, şahsen, bütün gayretle ve nerede mümkünse, parti stratejileri ve programlarından tamamen bağımsız olarak iyilik yapmakla daha iyi bir dünya için katkı sağlamış olur. Hristiyanların programı – Merhametli Samitiyeli’nin programı, İsa’nın programı – “gören yürek” tir. Bu yürek nerede bir ihtiyaç olduğunu görür ve ona göre davranır. Kilisenin hayırseverlik işleri cemaat inisiyatifi olarak uygulandığı zaman, birey olarak imanlıların spontan hizmetlerinin ötesinde elbette planlama, hazırlık ve diğer benzer kurum ve kuruluşlarla işbirliği gerekli olur.
c) Bunların dışında, eylemsel olarak uygulanan insan sevgisi proselitizm denilen şey (maddi manevi araçlar kullanmak yoluyla insanlara din değiştirtme) için araç olarak kullanılamaz. Sevgi bedelsiz ve karşılıksızdır, başka hedeflere ulaşmak amacıyla kullanılamaz. Elbette bu hayırseverlik etkinliklerinin Tanrı’yı ve Mesih’i bir kenarda bırakması gerektiği anlamına gelmez. Sonuçta sözkonusu olan bütünlüğüyle insandır. Sıkıntı ve acıların en derin sebebi çoğu kez Tanrı’nın insanın yaşamında mevcut olmamasıdır. Kilisenin adına hayırsever etkinliklerde bulunan kişi asla başkalarına kilisenin imanını dayatmayı, kabul ettirmeyi deneyemez. Sevginin en temiz ve artniyetsiz halinin, inandığımız ve bizi sevgiye yönelten Tanrı için en iyi tanıklık olduğunu bilir. Hristiyan, ne zaman Tanrı’dan bahsedeceğini, ve ne zaman Tanrı’dan bahsedilmeyeceğini ve yalnızca sevginin konuşmasına izin vermesi gerektiğini bilir. Tanrı’nın sevgi olduğunu (bkz. Yuhanna’nın 1. Mektubu 4,8) bilir ve yalnızca sevgi etkin olduğunda Tanrı’nın orada mevcut olduğunu bilir.Daha önce yöneltilmiş olan soruya dönersek, sevgiyi aşağılamanın Tanrı’yı aşağılamak olduğunu, yaşamla Tanrı’sız başetme çabasını bilir. Bu nedenle Tanrı’yı ve insanı savunmanın en iyi yolu sevgidedir. Kilisenin yardım kuruluşlarının görevi, yaptıklarıyla, konuşmalarıyla, susmalarıyla, gösterdikleri örnekle Mesih’in güvenilir tanıkları olmaları için temsilcilerinde bu bilinci güçlendirmektir.
Soru 172: İsa’nın kardeşleri var mıydı? İncil’de bir yerde şöyle geçiyor: “Kardeşlerin dışarıda.” (TR)
Yanıt: İncil’de İsa’nın kardeşleri anılır: Matta 12,46 vd; 13,55 vd; Yuhanna 2,12; 75.5.10; 20,17(?); Havarilerin İşleri 1,14; Korintlilere 1. Mektup 9,5; Galatyalılara Mektup 1,19. Dört erkek kardeş ismen anılırlar: Yakup (genç olan, Markos 15,40), Yusuf veya Yoses (elyazılarındaki ortografi hep aynı değildir), Simun ve Yahuda (Matta 13,55; Markos 6,3). Kızkardeşlerden aktarılmış isim yoktur.
(I) Devamlı yöneltilen bu soru konusunda kesin olan şeyi olası ve pek olası olmayandan ayırmak gerekir. Kesin olan şey bu kişilerin günüzmüzde kullanıldığı anlamda İsa’nın kardeşleri olmadıklarıdır, yani kesinlikle Meryem Ana’nın çocukları değil, aksine kuzen veya diğer uzak akrabalardır. Aktarılarda mevcut olan Yunancada kardeşler kelimesi bugünkü anlamı taşısa da: Bu durumda kullanılan Yunanca ifadelerin, ilk hristiyanlık dönemindeki Filistin toplumunda İsa ile akraba olan belli bir grubu tanımlamak için kullanılan Aramice Äquıvalentin mana değil kelimesi kelimesine çevirisi olarak görebiliriz; “Rabbin kardeşleri” veya “İsa’nın kardeşleri” deyimleri belli bir konuşma, ifade şekliydi (bkz. Havarilerin İşleri 1,14; Korintlilere 1. Mektup 9,5). Bu konuda Eski Ahit’te yeterince örnek olduğu gibi (Yaratılış 13,8: Lut, İbrahim’in “kardeşiydi”; 14,14.16; 29,15) Aramice (ve İbranice) ifade şekilleri bugün konuştuğumuz şekilden farklıdır. Bu dillerde kardeş kelimesi (İbranice akh) kuzenler, yeğenler gibi akrabaları da kapsar, çünkü bu dillerde daha net akrabalık tanımları eksiktir. “Amcanın oğulları ve annenin kızkardeşinin oğulları” gibi tariflerin yerine örneğin “kardeşler” gibi kelimeler kullanılırdı (Lagrange). Yeni Ahit’in (İncil) yazarlarının adelfos gibi terimlerin çokanlamlılığının farkında oldukları, Simun’un Andreas’ın “asıl, gerçek” kardeşi olarak tanımlandığı Yuhanna 1,41’de de ima edilmektedir.
(II) Bu durumdan “İsa’nın kardeşleri” teriminin öz kardeş değil de daha uzak akrabaları tanımlayabileceği olasılığı çıkmaktadır. Bunun gerçekten de böyle olduğu şu şekilde kanıtlanabilir:
(A) Dört tane ismen anılan “İsa’nın kardeşleri” (Markos 6,3; Matta 13,55) İsa’nın annesinden başka bir annenin çocuklarıdır; ilk anılan ikisi Yakup ve Yusuf (Yoses) hem Matta hem de Markos’ta tekrar anılırlar; İsa’nın haçta ölümü ile ilgili aktarıda geçmektedirler ve İsa’nın annesinden başka bir Meryem’in çocukları olarak anılırlar (Matta 27,56; Markos 15,40). Bu aktarıda başka kişilerden bahsedilmiş olma olasılığı tamamen imkansız değildir. Ancak bir yazar iki kardeşi isimleri ile anar ve kısa metninde başka bir açıklama olmadan aynı isimlerle tekrarlarsa aynı kişilerden bahsettiğini düşünmek gerekir. Yine bu noktadan ortaya çıkan şey, diğer ikisinin (Simun ve Yahuda), İsa’nın daha da uzak akrabası olanların bizim anladığımız şekilde kardeş olmadıkları ve farklı ailelerden akraba olduklarıdır, üstelik Matta 27,56 , Markos 15,40’ta anılmamaktadırlar.
(B) Bu sonuç, İncil’de İsa’nın Meryem’in tek oğlu ve Kutsal Aile’deki tek çocuk olarak görünmesiyle de onaylanmış olur. Meryem Ana, İsa’nın doğumu sırasında bakireydi (Matta 1,23; Luka 1,27) ve bakire kalmak isteğindeydi (Luka 1,34); İsa oniki yaşındayken de Meryem’in tek oğlu olarak görünmektedir (Luka 2,41-52); (İsa müjdeyi açıkça ilan etmeye başlayınca ortaya çıkan) “İsa’nın kardeşleri” hiçbir yerde Meryem’in ve/veya Yusuf’un çocukları olarak anılmamaktadır; İsa haçta asılıyken annesini havarilerinden biri olan Yuhanna’ya emanet etmektedir (Yuhanna 19,26), bu ise Meryem’in İsa’dan başka çocuğu olmazsa tamamen anlaşılabilecek bir olgudur.
(C) B şıkkında zikredilen bölümden büyük olasılıkla belli olan şey, “İsa’nın kardeşlerinin”, Jacobi, Origenes ve Ambrosiaster öncül müjdesinde kastedildiği gibi (Migne Latinus 17,344vd) Yusuf’un daha önceki olası bir evliliğinden olmadıkları da belli olmaktadır. İsa ile “kardeşleri” arasındaki ilişki nasıl pozitif olarak değerlendirilebilir, bu kesin olarak kanıtlanamaz; ancak bu durum kanıtların negatif yönünü kesinlikle etkilemez. Eusebius (Hist. Eccl. IV, 22,4) Hegesippus’tan bir metni alıntılamıştır, bu metne göre Simun ile Yudas Kleophas’ın oğullarıdır (bkz. Yuhanna 19,25), bu Kleophas ise İsa’nın bir amcasıdır, yani Aziz Yusuf’un kardeşi. O zaman anneleri, İsa’nın haçının altında duran “Kleophas’ın Meryemi” dir. Yakup ve Yusuf’un (Joses) annesi Yuhanna tarafından anılan “İsa’nın annesinin kızkardeşleri” dir, Markos 15,40’a göre Meryem adındadır ve bu nedenle kutsal Bakire’nin öz kızkardeşi olamaz. O zaman babaları Alfeyus olurdu (Matta 10,3), eğer Yakup, “Rab’bin kardeşi”, Yakup Alfey, yani havariyle bir tutulursa; ancak bu bakış açısı bütün kutsal yazı uzmanları tarafından desteklenmez. Bu açıklamada Yuhanna 19,25 dört kişiden bahsetmiş olurdu. Başkaları ise Alfeyus’u Kleophas ile aynı kişi olarak görmektedirler ve Yuhanna 19,25’te üç kişinin sayıldığı görüşündedirler. Bu görüşe göre Rab’bin dört “kardeşi” kendi aralarında öz kardeştirler ve İsa’nın haçının altında İsa’nin annesi ve Mecdelli Meryem dışında “yalnızca “başka bir Meryem” daha durmuş olmalıdır. O zaman bu Meryem Klophas’ın karısı (Alfeyus), Rab’bin dört “kardeşinin” annesi ve İsa’nın annesi Meryem’in kızkardeşi olurdu (Yuhanna 19,25). (W. Grossouw’un “İsa’nın kardeşleri” adlı makalesinden kısaltılmıştır; eserin yeraldığı yer: H. Haag (ed.), Bibel-Lexikon. Einsiedeln/Zürich(Köln, 1956), S. 262vd.
Soru 173: Noel Baba Antalya’da yaşamış. Ölümünden sonra Kuzey Kutbu’na mı tayin oldu? (TR)
Yanıt: Latin Kilisesi’nin 6 Aralık’ta andığı Aziz Nikolaus (Noel Baba) – büyük ihtimalle 4. yüzyılın ilk yarısında – Likya’daki Myra’nın episkoposuydu. Onun azizler biyografisinin kesinlikle emin olunan bilgilerin yetersiz olduğu ilk mucizeler aktarılarında, daha sonraları isim benzerliğinden dolayı Myra yakınlarındaki Sion manastırı başrahibi ve Pinora episkoposu Nikolaus (ölüm tarihi 10 Aralık 564) ile yaşam öykülerinde karışmalar olmuştur. Efsanevi aziz şahsiyet bu nedenle iki tarihi kişiliğin bir karışımı durumundadır. Nikolaus hakkındaki yunan efsane temel kaynağı, Nikolaus’un mahkumların koruyucusu olmasına neden olan haksız yere zindana atılmış üç komutanın kurtarılmasıdır. Fırtınada gemi kazasına uğrayanların Nikolaus tarafından efsanevi bir şekilde kurtarılmalarının sonucu Nikolaus’un denizcilerin koruyucusu olmasına sebep olmuştur, bu da 1087 yılında kemiklerinin Bari’ye götürülmesine neden olmuştur. Aynı şekilde evlenebilmeleri için üç genç kıza birer parça altın armağan etmesi de bu efsaneler kaynağında yeralır. Bunun sonucu olarak Nikolaus’un yalnızca bağışçı olarak betimlenmesine değil, üç altın küre ile ikonografik şekilde betimlenmesine yolaçmıştır. Hediyeler veren episkopos Nikolaus’un yerini günümüzde bir çok yerde Noel Baba tasviri almıştır.
Soru 174: İsa “Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.” (Matta 5,8) sözleriyle ne demek istemiştir? (DE)
Yanıt: Yüreğin temizliği, Eski Ahitteki Levililer kitabında yazılı kurallara göre ritüel yıkanma (abdest) ile ulaşılan şeriata göre temizlik durumu ile aynı değildir. Bu, İsa ile Ferisiler arasında sürekli tekrarlanan bir münakaşa konusu olmuştur. İsa, bununla ne kastettiğini Matta 15,10-20 ayetlerinde açıklamıştır:
İsa, halkı yanına çağırıp onlara, "Dinleyin ve şunu belleyin" dedi. "Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır." Bu sırada öğrencileri O'na gelip, "Biliyor musun?" dediler, "Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler." İsa şu karşılığı verdi: "Göksel Babam'ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer." Petrus, "Bu benzetmeyi bize açıkla" dedi. "Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?" diye sordu İsa. "Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez. (Matta 15,10-20)
Yüreğin temizliği kendini en başta insanın nasıl konuştuğunda gösterir, çünkü insanın sözlerinde düşünceleri ve yüreğindeki dilekler kendini gösterir. Yüreğin temizliğinin meyvesi ise Tanrı’yı görmek, yani Tanrı’nun huzuruna kabul edilmektir (bkz. Matta 18,10). Eski Ahit’in dilinde kralın maiyetinin üyeleri, “kralın yüzünü görenlerdir”.
Soru 175: İncil’de şöyle yazıyor: “Kardeşini 77 defa 7 defa affedeceksin.” Bu onu bana karşı günah işlemeye devam etmek için bir teşvik olmaz mı? (TR)
Yanıt: Soru Matta İncili’nden şu metinle ilgilidir: “Petrus İsa’ya gelip, ‘Ya Rab’ dedi, ‘Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?’ İsa, ‘Yedi kez değil’ dedi, ‘Yetmiş kere yedi kez derim sana.” (Matta 18,21-22)
“Ne zaman ki gerçekten günahtan uzaklaşmak ve iyiye yönelik çaba isteği birarada ise işte o zaman gerçek bir tövbe sözkonusudur. Bir insan başkasına karşı kötülük etmiş ve zarar vermişse, bunu yalnızca pişmanlıkla ortadan kaldıramaz. Zararın mümkün olduğunca tazmin edilmesi gerekir. Maddi bir zarar sözkonusu ise öncelikle tazminatla karşılanması gerekir.
Ancak haksızlık, kötülük ile karşı taraf şahsen de zarar görmüş durumdadır, çünkü sevgi zedelenmiştir. Bu ise ancak sevgi eylemleriyle, af dileği ve barış için gayretle onarılabilir. Aksi takdirde pişman olunmuş olsa bile kötülük kalıcı olmaya ve sevgiyi engellemeye veya olanaksız kılmaya devam edecektir.
Ancak af gerçek anlamına ve barışa, eğer pişmanlık ve af dileği halihazırda mevcutsa ulaşabilir (bkz. Luka 17,4). Yaptığı kötülüğe pişman olmayan birini affetmek barışı sağlamaz, aksine onu yaptığı kötülüğü haklı görmeye ve yeniden kötülük yapmaya yöneltebilir. Bununla birlikte haksızlığa maruz kalan kişi diğerinin af dilemesine kadar beklememeli, barıia hazır olduğunu göstermelidir.
İnsanlar arasında af ve barış insanca biraradalık için şarttır. Günah ise insanlar arasındaki ilişkinin zedelenmesinden daha fazlasıdır. Daima Tanrı’ya karşı durumdadır. Bu nedenle de yalnızca Tanrı’nın affı ve insanla barışması ile tazmin edilebilir. İnsanlar birbirlerine şunu diyebilmeli ve demelidirler: “Seni affediyorum, günahını affediyorum!” Ancak affetmek konusundaki son sözü yalnızca Tanrı söyleyebilir (bkz. Markos 2,7). Tanrı’nın affı yaptığımızı hiç gerçekleşmemiş kılmak, unutmak veya daha az kötüymüş gibi göstermek değildir. Tanrı kötülüklerimize rağmen bize yönelerek ve affedici sevgisi ile bizleri O’nunla barış içinde olan, barışan insanlara dönüştürmekle suçumuzu tazmin eder.” (Katholischer Erwachsenen-Katechismus II, Leben aus dem Glauben, S. 89f).
Soru 176: Daha kesin olarak doğum yılı bile bilinmezken İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğu nereden biliniyor? (TR)
Yanıt: İsa’nın doğum gününü kesin olarak bilmiyoruz. Başlangıçta tarih konusunda bir ilgi de yoktu. Paskalya bayramı kutlanmaya başladı ve İsa’nın yaşamını temsil eden bütün gizem dolu olaylar anılmaktaydı. Ancak 3. yüzyılda İsa’nın kökenin özel olarak kutlanması dileği ortaya çıktı. Bu, İncil metinlerinin ortaya çıkışında gözlemlediğimizle aynı durumdur; önce yetişkin İsa’nın büyük ve kahramanca işleri, daha sonra da akıntının kaynağına doğru gitmek ve daha önce olmuş olanları algılamak isteği.
İsa’nın doğum günü bilinmediği için en anlamlı olacak günü seçmek olanağı vardı. Günlerin uyamaya başladığı gün seçildi. Bu nedenle en eski zamanlardan beri 25 Aralık ve 6 Ocak İsa’nın ilk görünümünün günleri olarak anılır. Bununla aynı zamanda putperestlerin bayramları kenara atılmış oldu. Ancak bu ikincil derecede önemlidir. Asıl sebep daha basit ve insanicedir. Yeni ışığın doğaya gelişi ile asla sönmeyecek olan yeni ışık kutlanmaktadır. Hristiyan imanı doğayı sever ve seve seve doğayla bağlantı kurar. Ancak hristiyanlık asla bir tabii, doğa dini değildir. İsa’nın doğumu tarihsel bir gerçektir. Bütün hristiyan tarihi de bu gerçeğe dayalı olarak ilerler. 1 yılı İsa’nın doğum yılıdır; bu keşiş küçük Dionysius Exiguus’un, tarihin Roma’nın kuruluşundan itibaren sayılışının yerine geçen harika bir vizyonudur. Belli ki İncilci Luka’nın İsa’nın aleni işlerine başlarken yaklaşık 30 yaşında olduğu (Luka 3,23) ifadesinden “yaklaşık” sözcüğüne fazla dikkat etmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun sonucu da 4 ila 7 yıl kadar yanlış hesaplamış olmasıdır. Ancak bunun büyük bir önemi yoktur. İsa birkaç yıl once doğmuş olsa da yılların hesaplanmasında “anno Domini” (Rab’bin yılında) ifadesi derin anlamını korumaktadır: İsa ile yeni bir zaman başlamıştır.” (Glaubensverkündigung für Erwachsene. Deutsch Ausgabe des Holländischen Katechismus adlı eserden biraz değiştirilerek alınmıştır).
Soru 177: Papa seçiminde Kutsal Ruh’un kardinallere yardım edermiş. Peki Kutsal Ruh neden kardinallerin hepsine aynı adayı göstermiyor ki defalarca oylama yapmak zorunda kalıyorlar? (TR)
Yanıt: Hristiyan cemaatine başlangıçtan beri armağan edilmiş olan Kutsal Ruh mekanik veya otomatik değildir. İmanlıların O’nu açık yürekle ve derin bir imanla kabul etmesi gerekir ve o zaman hem bireylerde hem de cemaatlerde yumuşak ve belirgin olmayan bir şekilde etkin olur. Kutsal Ruh’un lütufları (karizmalar) çok çeşitlidir ve yalnızca kilisenin idare makamlarında olanlarla sınırlı değildir. Ancak Kutsal Ruh her durumda bireylerin ve grupların doğal kabiliyetlerine işler. İmanlılarda ve imanlılar aracılığıyla etkin olur ve onların doğal arayış ve sorularını ortadan kaldırmaz. İnsanların mantık, zeka ve diğer kabiliyetlerini kullanır. Su, yağ ve ateş gibi betimlemeler Tanrı’nın Ruhu’nun insanların sahip olduğu doğal kabilieyetleriyle birleştiği derin bağlılığı ifade ederler. Bu şekilde Kutsal Ruh örneğin bir papa seçiminde de kardinallerin en uygun adayı bulmak için görüşme, bilgilenme ve diğer çabaları aracılığıyla da etkin olur. Havarilerin İşleri 1,26’da tarif edilen geleneksel ve Eski Ahit’te defalarca geçen kura ile seçim yöntemi ilk hristiyan cemaatinde kısa zamanda daha az görsel bir seçim şekliyle değiştirilecektir (bkz. Havarilerin İşleri 6,3-6; 13,2-3).
Soru 178: Vaftizci Yahya Markos İncili’nde şöyle diyor: “Ben sizi suyla vaftiz ettim, ama O sizi Kutsal Ruh'la vaftiz edecektir” (Markos 1,8). Matta İncili’nde ise: “O sizi Kutsal Ruh'la ve ateşle vaftiz edecek” (Matta 3,11b). Burada ateşle vaftiz ne anlama geliyor? (TR)
Yanıt: Vaftizci Yahya tarafından Matta 3,11b ayetinde duyurulan ve Havarilerin İşleri 1,15’te İsa’nın yakında gerçekleşeceğini söylediği ruhsal vaftiz, başlangıcına Pentekost bayramında (Kutsal Ruh’un havarilerin üzerine inişi; Havarilerin İşleri 2,1-4) bulur. Buna göre havariler İsa’nın kurtarıcı eylemine iman aracılığıyla (bkz. RomalılaraMektup 6,4) günahları affetme ve Kutsal Ruh’u bağışlama yetkisine sahip suyla vaftizi İsa’nın adına bağışlayacaklardır (bkz. Havarilerin İşleri 2,41; 8,12.38 ve diğer ayetler). Vaftizci Yahya’nın vaftizle ilgili kullandığı ateş betimlemesi vaftizin arındırıcı, temizleyici karakterini vurgulamaktadır. Ateş, su gibi materyal olmayan ancak daha etkin olan bir arıtma aracıdır, bu nedenle Eski Ahit’te defalarca geçer (bkz. Yeşaya 1,25; Zekeriya 13,9; Malaki 3,2-3; Sirak 2,5 vd.). Bu nedenle ateş Tanrı’nın etkinliğinin ve O’nun yürekleri arıtan Ruhu’nun sembolüdür.
Soru 179: Cinlerin önderi Beelzebub kimdir? (TR)
Yanıt: Ferisilerin dilinde Beelzebub, İsa’nın cinleri çıkarmasına yardım ettiğini iddia ettikleri cinlerin önderinin adıydı (bkz. Markos 3,22vd, Matta 10,25). Elyazmaları bu isimle ilgili üç yazılış şekli ortaya koyarlar: Beelzebul (çoğul olarak), Beezebul ve Beelzebub. Etimoloji ve anlam açısından bu terim kesin değildir.
Soru 180: İncil Yeni Ahit ise Eski Ahit artık geçersiz midir? Başka bir deyişle: Yahudilerin inancı artık bir hiç midir? (TR)
Yanıt: “İncil” öncelikle Mesih’in Nasıralı İsa’da (Mesih: Meshedilmiş olan, Yunanca: Christos) gelişini ilan eden müjdeyi tanımlar. İncil kelimesi bunun ardından İsa’nın ve O’nun verdiği görevle Kilise’nin duyurduğu ve duyurmaya devam ettiği Tanrı’nın Egemenliği’nin gelişini tarif eder. İncil kelimesi aynı zamanda Yeni Ahit’in içindeki 27 bölümden ilk dördünü de tanımlar, ki yazarlarının adını taşıyan (Matta İncili, Markos İncili, Luka İncili ve Yuhanna İncili) bu dört metin İsa’nın mesajını yaşam öyküsünün ışığında sunar ve duyururlar. Bazen Yeni Ahit’in mesajı bir bütün olarak da İncil (=Müjde) olarak adlandırılır.
Hristiyanların imanının yahudilerle ilişkisi konusunda ise İkinci Vatikan Konsili 1965 yılında “Kilise’nin hristiyan olmayan dinlerle ilişkisi” hakkındaki “Nostra Aetate” bildirisinin 4. maddesinde şöyle ifade etmiştir:
“Yahudi dini
4. Kutsal Sinod, Kilise’nin gizemine odaklanırken Yeni Ahdin halkının Abraham’ın soyu ile ruhen bağlı olduğu bağı anar. Bu şekilde Mesih’in kilisesi Tanrı’nın kurtarıcı gizemine göre imanının ve seçilişinin başlangıcının atalar, Musa ve peygamberler döneminde olduğunu kabul eder.
Bütün Mesih imanlılarının Abraham’ın çocukları olarak iman nedeniyle bu atanın çağrısına dahil olduklarını ve seçilmiş halkın kölelik ülkesinden çıkışında kilisenin kurtuluşunun gizemli bir şekilde betimlendiğini kabul eder. Bu nedenle kilise Tanrı’nın sonsuz ve tarifsiz merhameti ile Eski Ahit’i kurduğu halktan Eski Ahit’in vahyini edindiğini ve imansızların yeni dallar olarak aşılandıkları zeytin ağacının kökünden beslendiğini unutamaz. Çünkü kilise, esenliğimiz olan Mesih’in haçı aracılığıyla yahudileri ve diğer uluslardan olanları barıştırdığına ve her ikisini de kendinde birleştirdiğine inanır. Kilise aynı zmanda, soydaşları hakkında “Evlatlığa kabul edilenler, Tanrı’nın yüceliğini görenler onlardır. Antlaşmalar, buyrulan Kutsal Yasa, tapınma düzeni, vaatler onlarındır. Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih (yani Bakire Meryem’in Oğlu İsa) de bedence onlardandır” (Romalılara Mektup 9,4-5) diyen havari Pavlus’un sözlerini daima gözönünde tutmaktadır.
Aynı şekilde kilisenin temelleri ve taşıyıcı ayakları olan havarilerin ve Mesih’in İncili’ni bütün dünyaya duyuran ilk öğrencilerinin büyük çoğunluğunun da yahudi halkından olduklarını daima hatırında tutmaktadır.
Kutsal Kitap’ın tanıklık ettiği gibi Kudüs, Rab’bin gelişini tanımadı, ve yahudilerin büyük bir bölümü İncil’i kabul etmediler, evet hatta birçokları İncil’in yayılmasına karşı çıktılar. Bununla birlikte yahudiler havarinin de belirttiği gibi atalar sebebiyle Tanrı tarafından sevilmekteirler, çünkü Tanrı’nın armağanları ve çağrısı geri alınamaz. Kilise peygamberlerle ve havari ile birlikte bütün halkların tek bir sesle Tanrı’ya seslenecekleri ve “omuz omuza” Tanrı’ya hizmet edecekleri, Yalnızca Tanrı’nın bildiği o günü beklemektedir.
Hristiyanlar ve yahudilerin ortak ruhani mirası bu kadar büyük ve zengin olduğu için kutsal sinod özellikle kelami ve teolojik çalışmaların ve kardeşçe görüşmelerin sonucu olan karşılıklı anlayış ve saygıyı teşvik etmek istemektedir.
Yahudi önderleri taraftarlarıyla birlikte Mesih’in öldürülmesi için baskı yapmış olsalar da Mesih’in uğradığı eziyetlerin sonucu ne o zaman yaşayan bütün yahudilere ne de günümüz yahudilerine yüklenemez.
Kilise elbette ki Tanrı’nın yeni halkıdır, ancak buna rağmen sanki Kutsal Kitap’tan bu sonuç çıkıyormuş gibi yahudilerin Tanrı tarafından reddedildikleri veya lanetlendikleri gibi bir düşünce öne sürülemez. Bu neenle hiç kimsenin din eğitimi verirken veya Tanrı sözünü vazederken İncil gerçeğine ve Mesih’in ruhuna uygun olmayan şyler öğretmemesi için herkes özen göstermelidir.
Bu mirasın bilincinde olarak, her kime karşı olursa olsun her türlü baskıyı kınaya ve mahkum eden kilise, siyasi sebeplerle değil, tamamen İncil’in dinsel sevgisinin teşviki ile, herhangi bir zamanda herhangi birisi tarafından tersine yahudilere yönelik her türlü anti-semitik nefret, baskı ve iddiaları kınamakta ve mahkum etmektedir. Kilisenin de her zaman öğrettiği ve öğretmeye devam ettiği gibi Mesih de bütün insanların kurtuluşa erişebilmeleri için bütün insanların günahları sebebiyle çektiği eziyetleri ve ölümünü özgürce ve sonsuz sevgisi nedeniyle üstlenmiştir. Bu nedenle Mesih’in haçını Tanrı’nın evrensel sevgisinin sembolü ve bütün lütufların kaynağı olarak duyurmak kilisenin vazzının görevidir.
Evrensel kardeşlik
Ancak, Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış olan herhangi bir insana karşı kardeşçe bir tutum göstermekten kaçınırsak, herkesin babası olan Tanrı’ya seslenme hakkımız olmaz. İnsanın Baba Tanrı’ya ve insan kardeşlerine karşı olan tutumu o kadar sıkı bir bağ içindedir ki, Kutsal Kitap “Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz” (Yuhanna’nın 1. Mektubu 4,8) demektedir.
Bu nedenle insanlar ve halklar arasında insanın onuru ve bundan kaynaklanan haklar konusunda ayrım yapan her türlü teori veya uygulama temelini yitirmektedir.
Bu nedenle kilise insanın ırkı veya rengi, konumu veya dini nedeniyle ayrıma tabi tutulması veya baskıya uğramasını reddetmektedir, çünkü bu durum Mesih’in ruhuna aykırıdır. Ve kutsal sinod buna uygun şekilde bütün imanlıları “İnanmayanlar arasında olumlu bir yaşam sürmeye” (Petrus’un 1. Mektubu 2,12) ve ellerinden geldiğince bütün insanlarla barış içinde olmaya çağırmaktadır, öyle ki gerçekten de Göklerdeki Baba’nın oğulları olabilsinler.”
28 Ekim 1965 (Kaynak: Vatikan arşivleri)
|