|
Soru 1. “Eski Ahit’in kesin ve açık bir şekilde ortaya koyduğu tevhid ile teslis inancı bağdaştırılabilir mi?” (TR)
Yanıt: Soruyu yönelten, „Müslümanlar soruyor, hristiyanlar yanıtlıyor“ kitabının 5.Bölümünde, Hristiyan Görüşü’nün 1.altbaşlığını birkez daha özenle okumalıdır. İsa halkının Tanrı inancı içinde yetişmiştir. Bu inanç bütün Eski Ahit’i şekillendiren Monoteizm, yani tek Tanrı’ya imanla biçimlenmiştir. İsa’nın aralarından onikisini havarileri olarak seçtiği öğrencileri de monoteistlerdi. Hristiyanlar, Yeni Ahit’in yazılarından İsa’nın kendisini yalnızca peygamber olarak tanımlamadığını bilirler. İsa, Tanrı’nın adına etkinlikte olduğunu ve yaptıklarında (örn. Hastaları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, günahları affetmesi) Tanrı’nın mevcut olduğunu ifade etmiştir. Daha da fazlası: İsa, kendisinde Tanrı’nın ve Tanrı’nın Egemenliğinin geldiğini söylemiştir. Öğrenciler, yani ilk hristiyanlar Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun etkisiyle İsa’nın bu ifadelerinin ne tek Tanrı’ya hakaret, ne de Tanrı hakkındaki öğretiye bir saldırı olmadığını, tam tersine Nasıralı İsa’da Tanrı’nın şahsen konuştuğunu, Tanrı’nın şehsen mevcut olduğunu anladılar; başka bir ifade ile İsa’nın Tanrıoğlu olduğunu anladılar. (Bakınız İncil, Matta 16,13-20: „İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: ‚Halk, İnsanoğlu'nun kim olduğunu söylüyor?’ Öğrencileri şu karşılığı verdiler: ‚Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.’ İsa onlara, ‘Ya siz’ dedi, ‘ben kimim dersiniz?’ Simun Petrus, ‘Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin’ cevabını verdi. İsa ona, ‘Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!’ dedi. ‘Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babamdır. Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun ve ben topluluğumu bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek. Göklerin Egemenliğinin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.’ Bu sözlerden sonra İsa, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememeleri için öğrencilerini uyardı.”) Havariler, yani ilk hristiyanlar için, Tanrı’nın birliğinin böylece yeni ve daha derin bir anlaşılabilirliğe kavuştuğunu gördüler. Bunu, kitabın 5.bölümünde açıklamaya çalıştık.
Kısaca soruyu yanıtlarsak: Evet. Üçlübir Tanrı’ya olan iman Tanrı’nın birliğine ve tekliğineçelişki içermez, aksine bunu daha da derinleştirir ve açıklar. Hristiyanlık Kilisesi’nin öğretisi İsa’nın yaşamındaki olay ve olguların (yaşamı, müjdesi, eziyetlere uğraması, ölümü ve dirilişi), İsa’nın öğretisinin ışığında, havarilerin ve ilk dönem hristiyan cemaatinin Kutsal Ruh’un yardımıyla anladıkları şekilde Eski Ahit’in öğretilerinin yorumu ve gelişimini oluşturur.
Soru 2. “Oğul yaratılmadı ama doğdu, fakat Oğul Baba’dan sonra da değildir inancının manası ve izahı var mıdır?” (TR)
Yanıt: Soruyu yöneltenin kitabımızın 5.Bölümünde, Hristiyan Görüşü’nün 2.altbaşlığı Baba-Oğul’u özenle okumasını tavsiye ederiz. Bunun ötesinde havari Tomas’ın şu ifadesini okumalıdır: “Rabbim ve Tanrım” (İncil, Yuhanna 20,28).
İsa’nın haçta ölümünden dolayı duyulan kızgınlık kolaylıkla atlatılabilecek gibi değildi. İncil’in Yuhanna bölümü havari Tomas’ın, İsa’nın dirilmiş olduğu hakkındaki haberden kuşkulandığı için kararsız kaldığını anlatır: “O’nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam” (İncil, Yuhanna 20,25). Kutsal Cuma’nın (yani İsa’nın çarmıha gerildiği gün) şoku o kadar derindir ki, İsa’nın dirildiğine kuşku duymaksızın inanamamaktadır. Ona daha günler öncesinden diğer havariler Biz Rab’bi gördük demişlerdi. O ise sakin ve kuşku içinde kalmıştı. Biz Rab’bi gördük, O yaşıyor demişlerdi, Tomas ise onlara inanmamıştı. Dirilen’le direk kendisinin karşılaşması bu şüpheciye iman yolunu açmıştır. “Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, ‘Size esenlik olsun!’ dedi. Sonra Tomas'a, ‘Parmağını uzat’ dedi, ‘ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!’“ (İncil, Yuhanna 20,26-27). Bu karşılaşmadan, Dirilmiş İsa’yla karşı karşıya olmaktan etkilenmiş Tomas’ın diline bu ifade gelmektedir: “Rabbim ve Tanrım!” (İncil, Yuhanna 20,28). Bu bir iman ifadesidir! Ve İsa’yı Rab ve Tanrı olarak kabullenmenin ifadesi, Tomas’ın geçmek zorunda kaldığı kararsızlık ve kuşku, yanlış anlama ve şüphelerle dolu uzun bir sonunda yeralmaktadır. Bu yolu yalnız Tomas değil, İsa’nın izinde olan herkes, Rab’bi tam olarak anlamaya ve tanımaya erişinceye kadar geçmek zorundadırlar. Dirilişten, yani İsa’nın dirilişinden sonra, O’nu tekrar görünce tanıdılar ve tam anlamıyla gözleri açıldı (bkz. İncil, Luka 24,31), ilk defa şimdi İsa hakkında, iman ifadesinde ortaya koydukları “bilgi” ye sahip oldular. Pavlus, Filipililere Mektubunda İsa’nın ölümü ve dirilişinden hemen sonra ortaya çıkan ve İsa Mesih’e imanı şu şekilde ifade eden bir ilahiyi aktarır: “Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. Bunun için de Tanrı O'nu pek çok yükseltti ve O'na her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa'nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı'nın yüceltilmesi için İsa Mesih'in Rab olduğunu açıkça söylesin” (İncil, Filipililere Mektup 2,6-11). İşte hristiyanlık için temel teşkil eden iman açıklaması budur.
Soru 3: “Birde üç şahıs, üç şahısta bir formülü nasıl makul olabilir?” (TR)
Soru 4: “Teslis inancındaki her bir unsurun vazifeleri nelerdir?” (TR)
Yanıt: Soruyu yöneltenin kitabın 5.bölümünde “Hristiyanlar yanıtlıyor” başlığını tekrar okumasını öneririz. Hristiyanlar kesinlikle ve açıkça tek Tanrı’ya inanırlar. Üçlübirlik Tanrı’nın tarih boyu kurtarıcı eylemi ve O’nun içsel yaşamıyla ilgilidir ve tekliğini asla engellemez. Tanrı’nın doğası ve şahsı kavramlarının tarihsel içerikleriyle algılanması gerekir. Tanrı’nın üç ahvalde (yani oluş halinde) varolması bizlerle ve kendi içindeki ilişkisini ifade eder. Bunun gibi islamiyetteki Tanrı konusundaki düşünce sınıflandırmaları ya da sıfatları O’nun tekliğini (tevhid) kısıtlamazlar. Özellikle şahsiyet ya da kişilik gibi kavramların yerine uknum sözcüğünün kullanılması yararlıdır. Uknumu şöyle tarif edebiliriz: “Bilinçli bireyin kendini başkalarından ayırmasına olanak sağlayan unsur ve bunu ifade eden sözcük. Bu bir kişinin tüm sıfat ve eylemlerini taşıyan unsurdur, bir kişi onu ‘ben’ demekle ifade eder ve kısacası ‘kim’ sorusuna yanıt veren unsurdur. Bu açıdan bakıldığında Oğul sıfatı cinsiyet ya da maddi özelliği kasdetmemektedir. Aynı şekilde İncil’de Kutsal Ruh’a, şahıslara ait olan sıfatlar addedilir, örn: ‘öğretiyor’ (bkz. Luka 12,12; Yuhanna 14,24), ‘yöneltiyor’ (bkz. Yuhanna 16,13), ‘konuşuyor’ (bkz. Havarilerin İşleri 8,29), ‘istiyor’ (bkz. Yuhanna 4,8), ‘yaşam veriyor’ (bkz. Yuhanna 6,63; Romalılara Mektup 8,11; Korintlilere 2.Mektup 3,6 vd.). Bazı kişiler de,hristiyanlığın Üçlübirlik öğretisinin Allah, İsa ve Hz. Meryem’den oluştuğu iddiasındadırlar. Hiçbir hristiyan böylesi saçma bir düşünceyi savunmamış, böylesine akıldışı iddialarda bulunmamıştır.
Eğer tek Tanrı sevgi ise (bkz. İncil, Yuhanna’nın 1.Mektubu 4,7-21), o zaman bu üç “uknumun” hepsi de, aralarında sevginin uyumunun tamamlandığı noktalardır: vermek – kabul etmek – geri vermek (burada uknum kelimesinin, “bağımsız ve kendine odaklanmış gerçeklik” şeklindeki insani şahıs kavramından tamamen farklı bir anlamı olduğuna dikkat ediniz). Her üç uknumda burada üç ahval halinde aynı ve tek sevgidirler ve bu üç ahvalde, Tanrı’nın tamamen sevgi ve en üst düzeyde fedakar sevgi olabilmesi için şart konumundadırlar. Tek Tanrı bir birliktir, yani Tanrı üç uknum arasında gerçekleşen bir sevgidir: Sevgi, sevilmek, sevgiye ynıt vermek. Yuhanna’nın 1.Mektubunun 1,3 ayeti şöyle der: “Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü ve işittiğimizi size ilan ediyoruz. Bizim paydaşlığımız da Baba’yla ve O'nun Oğlu İsa Mesih’ledir.”
Herşey bir birliğe yöneliktir. Burada sözkonusu olan “bütün dünyayı bir kılmak” değil, örneğini Üçlübir Tanrı’dan alan birliktir. Bu, kendini çoğulluğunda gerçekleştiren bir birlik, ve bu birliğe yönelik bir çoğulluktur. Bu bir Birlik’tir. Bütün dünyanın çabaladığı birlik, her insanda mevcut olan, ortak kanı, uyum ve barışa olan istek, tekniğin, medyanın ve kültürün hedeflediği globalleşme, bağlantı kurma ve evrensel iletişim; bütün bunların üç uknumlu Tek Tanrı’ya yönelik hristitan imanı ile bir bağlantısı vardır. Daha açık bir ifadeyle: Bu ikisi arasında bir uyum, bir benzerlik olmaktadır. Böylece şu tez kendini kanıtlamış olur: Tanrı ne ise, yani Komünyon, Birlik; bunu bizler de olabiliriz, olmalıyız. Bu bütün Gerçekliğin kökeni ve hedefidir. Bu gerçeklik içindeyiz, bu gerçeklik içinde yaşamakta ve devinim halindeyiz. Tanrı bizlerle olan ilişkisinde daima Tek ve Üçlübir Tanrı olarak etkindir.
Soru 5: “Sizin inancınız göre şeytan, Allah’ın insanlık hakkındaki planını altüst etmiştir. Haşa, şeytanın iradesi O’nun iradesine galip gelmiştir. Oysa bu iddia Allah’ın azametine ve hakimiyetine yaraşır mı?” (TR)
Soru 6: “Allah Teala şeytanı yarattı ve insana musallat etti ise, ona karşı birtakım kuvvetlerle insanı donattı. Allah insanı kurtarmak için insan kılığına girmekten başka çare bulamadı mı?” (TR)
Yanıt: Kötü ruhların güçleri ve güçsüzlükleri Kutsal Kitap’ta özellikle İsa’nın müjdeyi duyurmaya başlamasıyla belirgin hale gelir. Özellikle İncil’in Markos bölümü İsa’nın bütün etkinliğini şeytana karşı bir savaş olarak tanımlar (bkz. İncil, Markos 1,23-28; 1,32-34; 1,39; 3,22-30). İsa ile gelen, Güçlü Olan’ı yenen, yani Daha Güçlü Olan’dır. İsa’da Tanrı Egemenliği başlar, çünkü O, Tanrı’nın kudretiyle cinleri çıkarmaktadır (bkz. İncil, Matta 12,28; Luka 10,17-19; 11,14-20). İsa Mesih kötü güçleri tamamen mağlup ettiği için, cinlerden korkmak hristiyanca değildir. Daha çok geçerli olan şudur: “Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis, yutacak birini arayarak kükreyen aslan gibi dolaşıyor. Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin aynı acıları çektiğini bilerek imanda sarsılmadan İblis'e karşı direnin“ (İncil, Petrus’un 1.Mektubu 5,8-9).
Kilisenin öğretisi Yeni Ahit’in yazılarının tanıklığı ile tamamen aynı çizgidedir. Çünkü insanları kendine esir eden kötülük, (Dualizmin öğrettiği, iyi ve kötü iki Tanrı varmış gibi) Tanrı’dan farklı bir kaynakça yaratılmış gibi düşünülemez, aksine bunlar Tanrı tarafından iyi olarak yaratılmış, ancak kendi kararları ile kötü olan varlıklardır. Kilisenin öğretisine göre yalnızca kötülük yoktur, aynı zamanda Kötü Olan da vardır. Böylece katolik öğreti dünyanın çöküntü ve çürümeye yatkınlığı konusunda kutsal yazıların tanıklığını ortaya koymuş olur, diğer taraftan da kötü ruhların anlam ve etkilerini sınırlayabilir: Kötü ruhlar herşeye rağmen Tanrı tarafından yaratılmış, fani ve sonuçta yine Tanrı’nın kudretine tabi varlıklardır. Kötü ve zararlı egemenlikleri İsa Mesih tarafından kırılmıştır ve Kutsal Ruh’un etkisiyle de daima yenileceklerdir. Son sözü daima umuda aittir.
Günahlı insanları günahtan nasıl kurtarması gerektiğini kim Tanrı’ya emredebilir, şart koşabilir? Tanrısal sevgiye hiçbir sınır ya da kural konulamaz. Biz yalnızca Tanrı’nın bize Kutsal Kitap’ta gösterdiği yolu seçmiş olmasından dolayı bu iman gerçeğine şükranla hayranlık duyabiliriz. Bu konuda İncil’de Yuhanna’nın 1.Mektubundan 4,7 ayet ve devamını ve Yuhanna 3,16-21 ayetlerini okumanızı öneririz. Doğal olarak Tanrı’nın bizleri Tanrısall şekilde sevdiğini anlarız, çünkü bizleri kendi benzeyişinde yaratmıştır. Gerçekten seven, sevdiği ile dayanışma içinde olmayı, ona destek olmayı ister. Tanrı da sevgisinden dolayı, kendi yarattığı insanla, günah dışında herşeyde dayanışma içinde olmayı istemiştir.
Soru 7: “Günah affetmek için onları daha beter günahkar hale getirmek, Tanrı katili yapmak hangi akla sığar? Adem evlatları ellerini mabudlarının kanına bulayarak mı mağfirete nail olacaklar? Öyle ise Allah kendilerinden neden ibadet ve itaat istiyor, emir ve yasaklar koyuyor?” (TR)
Yanıt: Tanrı insana emir ve yasaklar koydu. Ancak insan özgürlüğü içinde daima bu emir ve yasaklara aykırı davrandığı için, Tanrı sonuçta merhametini yalnızca yol göstermekle değil, Oğul’un, yani kendisinin fedakarlığı ile göstermeye karar verdi.
Soru 8: “İnsan şeytanla bizzat mücadele etse, bu Allah’ın azametine daha münasip düşmez mi?” (TR)
Yanıt: Hristiyan, şeytanın gücüne karşı savaşmaya çağrılıdır. Ancak bu savaşı sonuçta yalnızca Tanrı’nın gücüyle kazanabileceğini bilir. Tanrı’nın bu gücü hristiyanlara, hristiyanların “Gerçek Tanrı’dan gerçek Tanrı” olarak kabullendikleri ve bu imanın hakkında “Biz insanlar ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh’un kudreti ile Bakire Meryem’den vücut alıp insan olmuştur” dediği (Büyük İman Açıklaması) İsa Mesih’te armağan edilmiştir. Hristiyan, şeytanın kudretine karşı savaşma gücüne Tanrı’nın Sözü’nü imanla dinlemek ve sakramentleri almakla kavuşur.
Soru 9: “Dünya hayatının nizamı insanın yaptıklarından sorumlu olması esasına dayanır. Yoksa nizam ve intizam olmaz. Bir tek insanın bütün insanların ıstıraplarını çekmesiyle, bütün insanların kurtuluşunu temin etmesi tuhaf olmaz mı?” (TR)
Yanıt: Tanrı bütün insanlara İsa Mesih’te ve İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşu teklif eder. Bunu özellikle yazıyorum: teklif eder. İnsan bu teklifi kabul edip etmemekte özgürdür. Teklifi kabul ederse, bu kurtuluş armağanının onda gerçekliğe dönüşmesi için bütün (onu engellemek isteyen) güçleri de aşması gerekir. İsa Mesih’ten, kendisine, yüreğine, ağzına ve ellerine egemen olmasını, inatçılığını itaate dönüştürmesini ve böylece imanlıyı Mesih’e layık ve Tanrı’nın hoşuna gidecek bir hale getirmesini diler, yani bu şekilde “kurtulur”.
Soru 10: “İnsanlığın yaratılıştan günahı varsa, onların sonsuz ve merhametli ve dilediği herşeyi yapan Rabbi kendilerini affetmez mi?” (TR)
Yanıt: 5. ve 6. soruların yanıtını gözden geçiriniz. Tekrar edersek: İnsanlığı yalnızca bir tek sözcükle değil de Sözü ile kurtarmak Tanrı’nın kararı olmuştur. Tanrı’nın isteği insanlığı kurtarmak olmuştur, bunu da günah dışında herşeyde bize benzer insan olarak ve bu şekilde bizleri Kutsal Ruh’un kudreti ile sonsuza dek O’nun çocukları ve O’nun Oğlu İsa Mesih’in kardeşleri olmaya yetkin kılarak gerçekleştirmiştir.
Soru 11: “Teslisi bilmeyen ilk hristiyanların durumu ne olacak? İmanları sahih olur mu?” (TR)
Yanıt: Hristiyan Tanrı inancının tarih sürecinde ifadesini bulduğu teolojik formülasyonlarla hristiyan Tanrı inancının içeriği arasında ayrım yapmak gerekir.
Hristiyan imanının temelinde insanların “olağanüstü” bir şekilde Tanrı’nın, İsa Mesih’te ve Ruhunun gücüyle insanlığa geldiğini görmeleri, anlamaları gerçeği yatar. Bu şekilde Tanrı insanlara birşey vermiş, dağıtmış değil, aksine kelimenin tam anlamıyla kendini armağan etmiştir: Tanrı İsa Mesih’te şahsen dünyaya gelmiştir, böylece dünyamız artık O’nun da dünyasıdır, insanın yaşam yazgısını paylaşır ve böylece kendisi ile insanlık arasında sonsuza dek sürecek olan yaşam ortaklığını kurar. Bunun anlamı şudur: İsa Mesih’te durum bambaşkadır. Peygamberlerde olan, onların Tanrı’ya işaret edip mesajını taşımaları, Tanrı’nın ise insanlarca erişilmez kalmasıdır. Ancak İsa Mesih’te Tanrı kendisi gelmektedir. Kim İsa ile, O’nun sözleriyle, yaptıklarıyla, uğradığı eziyetlerle ilgili ise, Ruhu içinde ve kendini bu Ruhun etkinliğinde hissederse, işte o kişi direk Tanrı ile karşı karşıya gelmektedir. Aksi takdirde Tanrı’nın sonsuza dek geçerli Sözü ve Tanrı’nın aşılamaz Tanrısal Sevgisi olarak ortaya çıkan İsa kendi kendisiyle çelişki içinde olurdu; o zaman Tanrı ile insan arasındaki sonsuzlara dek geçerli tek aracı olamazdı, ki bunu kendisi şöyle ifade etmiştir: “Beni gören, Baba’yı görmüş olur” (İncil, Yuhanna 14,9). Ve İsa’yı dolduran, Baba’ya dönüşünden sonra bizlere Mesih’in gerçekliğini yakın ve anlaşılır kılan ve Baba’ya direk bağ içerisine sokan Kutsal Ruh da eğer Tanrı olmasaydı bizleri tamamen yaratılmışlık düzeyinde bırakırdı. Bu konuda ayrıca kitabın 5.bölümünde Hristiyan Görüşü’nün “7. Tanrı’nın Üçlübirliği öğretisinin kaynağı hakkında” altbaşlığını okumanızı öneririz.
Soru 12: “Diyelim ki hristiyanlar üç ayrı Tanrı’ya inanmıyor. Fakat Mesih’in Tanrı olması nereden çıkıyor? Beşerde olan, bir ananın karnında teşekkül eden, bir kadından süt emen, tamamen herhangi bir çocuk gibi büyütülen kişi Tanrı olur mu? Rabbül alemin azamet ve münezzehiyetine yaraşır mı?” (TR)
Yanıt: Tanrı’ya, yaptıklarında nelerin O’nun yücelik ve erişilmezliğine, münezzehiyetine yakışacağını biz öğretebilir miyiz, şart kural koyabilir miyiz? Allahu Ekber denildiğinde bu onun bütün insani anlayış ve betimlemelerden büyük olduğu anlamına gelmiyor mu? Eğer Tanrı sonsuz merhameti içinde, biz insanların O’nun Tanrısal yaşamına paydaş olmamız için insan olmaya karar vermişse, biz bunu O’na yasaklayamayız. Kitapta 2.bölümden “Hristiyanlar yanıtlıyor” altbaşlığını okumanızı öneririz.
Soru 13: “Hz. İsa (A.S) ikibin sene önce yoktu, sonra doğdu. Allah’a sonradan ilave olunur mu? Sonra Allah insanlar tarafından haça gerilecek kadar aciz mi? İncillerde Hz. İsa’nın istemeyerek asıldığını ifade eden ayetler de vardır, mesela Matta 27,46.” (TR)
Soru 14: “Üç uknumlu tek Tanrı şu probleme de yol açar: Bu üç uknumdan biri nasıl olupta çıkmış Meryem’in karnına girmiş, nasut alemine karışmış ve insan şeklini almıştır? Bu da aşikar bir çokluğa delil göstermez mi? Zira Tanrı üç uknumlu olsaydı, bunlardan sadece birinin ayrılıp yeryüzüne inmesi mümkün olmazdı.” (TR)
Yanıt: Kitapta 2.bölüm (Tanrı’nın beden alışı) ve 5.bölüm (Üçlübir Tanrı), Ezelden beri yaratılmamış Oğul olan Mesih İsa’da Tanrı’nın insan olduğu gösterilmiştir. Ayrıca şunları okuyunuz: İncil, İbranilere Mektup 1.bölüm; Efeslilere Mektup 1.bölüm; Koloselilere Mektup 1.bölüm 12-20.ayetler; Filipililere Mektup 2.bölüm 5-11 ayetler. Ayrıca kitapta 3.bölüm, Hristiyan Görüşü’nde 2. ve 2.1 altbaşlıkları okuyunuz.
Soru 15: “Tanrınız kendi arzusu ile asıldıysa, bu arzuyu yerine getiren yahudilerle Pontius Pilatus’a teşekkür etmesi gerekmez miydi? Öyleyse hristiyan tarihini baştan sona dolduran yahudi düşmanlığını ilan eden peuple déicide (Tanrı İsa’yı öldüren kavim), peuple maudit (melun kavim), peuple reprouvé (rahmetten kovulan kavim) tabirleri neyi gösteriyor? Batı dillerine déicide kelimesinin yerleşmesinin başlıca sebebi nedir?” (TR)
Yanıt: Soruyu yöneltenin öncelikle kitabın 3.bölümünde Hristiyan Görüşü’nün 2.1, 2.2, 2.3 altbaşlıklarını ve Hristiyanlar yanıtlıyor başlığında İsa’nın haçta ölümü sözleriyle başlayan cümleleri özenle okumasını öneririz.
Kitapta şunları da belirtmekteyiz: İsa, insanlarca ölüme mahkum edildi – ve haçlanma da İsa’ya isnat edilen suçun karşılığında Roma yasasının öngördüğü cezaydı. İsa yaşamında Tanrı’ya ve Şeriat’a yönelik tavrı nedeniyle insanlar tarafından ölüme mahkum edilmiştir. O halindeki dünya, İsa tarafından günahkar yapısına yöneltilen ağır eleştirilere katlanamazdı. İsa, kötünün güçlerinin kurbanıydı: Nefret, haksızlık, kıskançlık, şahsi çıkar, Tanrı’nın bizden isteğine kulak tıkamak... bunlar hala dünyamızı biçimlendiren güçlerdir.
Bu nedenle yahudi halkını böyle görüp, İsa’nın ölmesinin tek suçlusu gibi göstermek kötü bir yanlış anlamadır. Sonuçta İsa’nın reddedilmesi, mahkum edilmesi ve öldürülmesinden bütün insanların ve tek tek her bir insanın günahları sorumludur. 2.Vatikan Konsili’nin hristiyan olmayan dinlerle ilişkiler hakkındaki açıklaması Nostra Aetate’nin 4.maddesi bu konuda şunları söylüyor: “O zamanki yahudi önderleri taraftarlarıyla birlikte Mesih’in öldürülmesi için zorlamış olsalar da, İsa’nın çektiklerinin sorumluluğu ne o sıra yaşamakta olan bütün yahudilere ne de günümüzdeki yahudilere yüklenebilir. Kilise elbette Tanrı’nın yeni halkıdır, ancak yahudiler ne Tanrı tarafından cehennem azabına çarptırılmış kişiler olarak, ne de sanki Kutsal Kitap öyle yazıyormuş gibi lanetli kişiler olarak gösterilmemelidir. Bu nedenle herkes, ne din bilgisi eğitiminde ne de Tanrı sözünü vazederken İncil’in gerçeği ve Mesih’in ruhuna aykırı bir şey öğretilmemesi için özen göstermelidir.
Yahudilerle ortak mirasının bilincinde olarak, insanlara yönelik her türlü baskı ve zulmü reddeden Kilise, yalnız siyasi nedenlerle değil, aynı zamanda İncil’in dinsel sevgisinden de kaynaklanarak, herhangi bir zamanda herhangi bir kişi tarafından yahudilere yöneltilmiş olan antisemitizmin bütün nefret, baskı ve gösterilerini (buna hristiyanlarca yapılmış bütün antisemitik eylemler de dahil) mahkum eder.
Kilise’nin hep öğrettiği ve öğretmeye devam ettiği gibi Mesih de, bütün insanların kurtuluşa erişmesi için sonsuz sevgisiyle çektiği eziyetleri ve ölümü özgürce üstlenmiştir. Bu nedenle Kilise’nin vaazının görevi Mesih’in haçını Tanrı’nın evrensel sevgisinin işareti ve bütün lütufların kaynağı olarak öğretmektir.
Böylece soruda anılan slogan ve ifadelerin hristiyn-katolik öğretiye aykırı olduğu belli olur. Üstelik tüm böylesi slogan ve ifadeleri en şiddetli şekilde reddetmek gerekir.
Soru 16: “Kitapta (s.101) şu cümle geçiyor: “Bu şekilde farklı dinlerin imanlıarı mümkün olduğunca birlik içinde iman ve Tanrı’nın isteğine alçakgönüllü bir itaatle gerçek bir birlik arayışının tanıklığını yapmalıdırlar.” Bunu yazan yazara sormak isterdim: Tanrıları, öğretileri birbirlerine TAMAMEN ZIT olan insanlar nasıl BİRLİK içinde olabilirler? Onu da bırakın, bu insanlar BİRLİK olmadıkları bir öğretişin NERESİNE itaat edecekler? Gerçek birlik nedir?” (TR)
Soru 17: “Kitapta (s.116) “Hristiyan olsun, müslüman olsun, imanlı için, “Tanrı’nin eliyle” yaratılmış ve O’na benzer şekillendirilmiş olan insan, Tanrı’ya geri dönecektir. Baskıların her türlüsünden kurtulmak ve sonunda Tanrı’nın yüceliğine katılmak özlemi çeken her bireyin, insanlığın, evet hatta bütün yaradılışın temel çağrısı budur (İncil, Romalılara Mektup 8,19-25; Kuran, Tekvir, İnfitar, Zilzal ve Karia sureleri). Bu ortak çağrı, ırk, sosyal statü ve din farklılıklarının ötesinde bütün insanların temel olarak eşit olduklarını da ortaya koyar.” Şimdi yukarıdaki yazıya göre herkes sonuçta Tanrı’ya dönecek. Acaba bu dönüş Cennete mi yoksa Cehenneme mi gidiyor bu pek net değil burada. Ama sonraki ifadeyi okursanız aslında tüm dinler aynı sonuca gider deniyor. Peki ben bu yazara sormak isterdim, aiağıdaki ayetlerde neden İsa Mesih tek yolun kendisi olduğunu söylüyor? Yuhanna 14,6: “İsa ona, ‘Yol, gerçek ve yaşam ben'im’ dedi. ‘Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez. Beni tanısaydınız, Babamı da tanırdınız. Artık O’nu tanıyorsunuz, O’nu gördünüz.’” Burada İsa ne söyledi, Tüm yollar Tanrı’ya gidiyor mu dedi? Ya bu ayet: “Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için dünyaya göndermedi, dünya O'nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlunun adına iman etmemiştir.” (TR)
Yanıt: Katolik öğretisine göre şu geçerlidir: “Bütün halklar bir tek topluluk oluşturur; bir tek insan soyu vardır, çünkü Tanrı insan ırkının yeryüzünde oturmasını istedi; insnların bir tek sonları vardır, o da Tanrı’dır. Tanrı’nın iyiliğinin ve esenlik tasarılarının kanıtları olan Tanrı’nın korumacılığı, seçilmişler kutsal kentte biraraya gelene dek (bkz. Eski Ahit, Bilgelik 8,1; İncil Havarilerin İşleri 14,7; Romalılara Mektup 2,6-7; Timoteyus’a 1.Mektup 2,4), herkese yayılmıştır” (Nostra Aetate 1, 2.Vatikan Konsili’nin hristiyan olmayan dinlerle ilişkiler hakkındaki açıklaması) Konsil, aynı açıklamanın 3.maddesinde Tanrı inancı konusunda şunu söylemektedir: “Esenlik tasarısı Yaradanı kabul edenleri, öncelikle İbrahim’in inancını ifade eden, bizim gibi tek, bağışlayıcı, son günde insanları yargılayacak Tanrı’ya tapan müslümanları da aynı şekilde kapsar.”
Ancak bunlar hiçbir şekilde Tanrı inancı konusunda islamiyet ile hristiyanlık arasında temel farklılıklar olmadığı anlamına gelmez. Hristiyan imanının Tanrısı, Kutsal Kitap’ın ve İsa’nın açınladığı Tanrı’dır. O, kilisenin öğretisinin gösterdiği Üçlübir Tanrı’dır. Bununla birlikte hristiyanlar ve müslümanları birleştiren şey Tek Tanrı inancı ve Tanrı’nın isteğini yerine getirmek arzusudur. Bir insanın hristiyan açınlamasındaki Tanrı’yı gerçekten tanıdığı ve kendi isteğiyle ve doğaldır ki günah olarak reddettiğine dair karar vermek, biz hristiyanlara verilmiş bir yetki ya da görev değildir. Yalnız Tanrı insanların yüreklerini bilir. Katolik öğretisi, Tanrı’nın her insanın kurtulmasını istediğini ve insanın bu kurtuluşu ancak, Mesih’te Tanrı’nın sevgi teklifini özgürce ve bilinçli olarak reddettiği zaman kaybettiğini kabul eder.
İsa Mesih gerçekte Kurtuluş’a giden tek yoldur. Ancak bu kurtuluş kilise kurumu ve vaftiz dışında da gerçekleşebilir. Tanrı’yı dürüstçe arayan, doğru insanlar da, kendileri bunu bilmeseler de Mesih’in kurtarıcı eyleminin lütfundan yararlanırlar (bkz. İncil, Matta 25,31-46: Bazıları yoksullara, mahkumlara, muhtaç olanlara yardımlarından dolayı Mesih tarafından kabul olunacaklar. Çünkü yaptıkları sevgi ve merhamet eylemlerinde kendileri bilmeden Mesih’le karşılaşmışlardır.) Aynı şekilde 2. Vatikan Konsilinin Kilise konusundaki öğretisi Lumen Gentium’un 16.maddesi şu ifadeyi içerir: “Kendi hataları olmadan, Mesih’in İncili’nden ve O’nun kilisesinden haberi olmayan ama Tanrı’yı dürüst bir yürekle arayan ve lütfun etkisiyle Tanrı’nın iradesini kendi vicdanlarının sesine uyarak yerine getirmeye çalışan kişiler ebedi esenliğe erişebilirler.” Bunun yanında kitabın 11.bölümünde Hristiyan Görüşü’nün 4-6. altbaşlıklarını tekrar okumanızı öneririz.
Soru 18: “Siz hristiyanlarda boşanmak yasak mı? Eğer iki insanın arasındaki sevgi kaybolmuşsa, onları birarada tutmak işkence etmek olmazmı? Eğer dininiz boşanmayı yasaklıyorsa Amerika'da ve Avrupa'da boşanma oranları neden bu kadar yüksek? Gazetelerde her iki evlilikten birinin sona erdiği yazıyor?” (TR)
Yanıt: Hristiyan düşüncesine göre evlilikteki sevgi, yaşam boyu sadakatle tamama erişir. Evlilikte gerçekleşen, eşlerin birbirlerine koşulsuz yönelimi ve birbirlerine, değişen çevre şartlarından etkilenmeyecek şekilde bağlılıklarıdır. Eşler birbirlerine tutundukları zaman, ne olursa olsun aşabilirler. Böylesi bir tutum insanın bu konuda Tanrı’nın ona yardım etmesine izin verdiği derece yetkin olduğu, insanların birbirlerine destek olmalarının çok yüce bir şeklidir ve dayanışmanın büyük bir işaretidir. Bu sadakatle sürdürülen bir evlilik, İsa Mesih’te insanlara ve dünyaya koşulsuz sevgisini ve kabulünü açıklamış olan Tanrı’nın sevgisine açık olur.
Katolik imanına göre sakramental (yani kutsal gizemi taşıyan) evlilik, yani kilise evliliği, İsa Mesih’in kilisesine duyduğu sevgiye benzer tanımlanan bir bağdır (bkz. İncil, Efeslilere Mektup 5,21-33). Mesih, beden alışı, ölümü ve dirilişinde kendini Kilisesi’ne armağan etti ve kendini onun için feda etti. Yalnız bu anlayış içerisinde evlilik sakrament olarak anlaşılabilir ve yaşanabilir. Evlilik, Mesih’i izlemenin yollarından biridir.
Hristiyan eşler bu bağlarında, Mesih’in Kilisesi’ne olan sevgi ve sadakat bağına da dahil olduklarını bilirler ve sakramental evlilikten sadakatlerini sürdürmek için güç alırlar. Bu bağ, bir karşılıklı güven bağıdır; içinde hata, yanlış veya monotonlaşma da olabilecek bir süreçtir; ancak tüm bunlar hristiyanlar için sadakatten vazgeçmek için sebep teşkil etmez. Eşlerden biri evlilik birliğini terketmiş bile olsa, diğer eş sadakat içinde eşine bağlı kalır. Yalnız kalışını, bilinçli ve imanlı olarak Mesih’i izleyişinde kendi haçı olarak taşımaya devam edebilir.
Federal Almanya Episkoposluklarının ortak sinodu hristiyanca yaşanan evlilik ve aile konusunda şunları söylüyor: “Ölüme kadar bağlılıkla her bir eş, bizi hiçbir şeyin ayıramayacağı Mesih’in sevgisini, diğer eşe yakın kılmaktadır (bkz. İncil, Romalılara Mektup 8,35). Tüm yaşam sürecini kapsayan böylesi bir sadakatte hristiyanca varoluşun doluluğu, mükemmelliği kendini gösterir: eşin dirilişine inancı da kapsayan Dirilen Rab’be iman; Mesih’e güvenle diğer eş için de en iyi umudu beslemek; Mesih’in sevgisiyle sahip olunan, diğer eşe destek ve dayanak sunan sevgi.” Evlilikte yaşanabilecek bunalım ve kopmalar durumunda da rahiplerin ruhsal ve çobansal yardımını almak yararlı ve gereklidir.
Soru 19: “Tanrı'nın insanlarca erişilmez olduğunu siz de belirtiyorsunuz. Eğer İsa Tanrı'ysa (haşa) o zaman Tanrı'nın erişilmezliği nerede kaldı? Hem İsa, hem de Kutsal Ruh Tanrı ise nasıl olur da üç değil de Tek Tanrı'dan bahsedersiniz? Tanrı kendini klonladı mı?” (TR)
Yanıt: Hristiyan inancına göre, Tanrı’nın erişilmezliği, herşeyi aşan ve herşeyden büyük olan yüceliği, Tanrı’nın yalnızca dünyanın yaratıcısı ve peygamberler, kutsal kitaplar göndererek yolgösterici olarak kalmayıp, bundan daha ötesini yapması, yani özgür isteği ve sevgisiyle İsa Mesih’te beden alıp, biz insanların arasında mevcut olması, Mesih İsa’da bütün insanlara kardeşlik sunması ve Kutsal Ruhu ile bizleri de O’nun sevdiği çocukları olmaya yetkin kılmasını engellemez. Biz hristiyanlar, İncil’de İsa’nın müjdesinin duyurduğu uyarınca, Tanrı’nın o sonsuz lütfu ile bunu gerçekleştirdiğini tanıdık. Özgür ve yüce Tanrı’nın bu yaptıklarını şükranla kabul ederiz ve O’na imanla ve imana yalışır bir yaşamla yanıt veririz.
Bu konuda lütfen bu sayfada 1,2,3 ve 4 numaralı soruların yanıtlarını ve kitapta da 2.bölümün Hristiyan Görüşü, 5.Bölümün Hristiyan Görüşü’nde 7.altbaşlığı ve Hristiyanlar Yanıtlıyor başlıklarını inceleyiniz.
1 numaralı soruya yanıtımızda hristiyan imanının Tanrı’nın Birliğini nasıl anladığını göstermiştik. Üçlübir Tanrı’nın birliği, kendisini bize Sevgi olarak tanıtan Tanrı’nın birliğidir. Sevgi ise ilişki ve birlik demektir. Lütfen 1 numaralı sorunun yanıtını da tekrar okuyunuz.
Soru 20: “Efkaristiya nasıl Tanrı olabilir? İncil’de İsa diyor ki, ağızdan giren herşey ayakyoluna atılır. Bu sözlerden sonra nasıl olur da yenilen içilen şeylere Tanrı dersiniz? Hem üstelik efkaristiyayı yediğiniz zaman 3 Tanrıdan 2 tane mi kalıyor?” (TR)
Yanıt: Katolik öğretisi Efkaristiya’nın Tanrı olduğunu söylemez, öğretmez. Soruyu soranın kitapta 7.bölümde Hristiyan Görüşü ve Hristiyanlar Yanıtlıyor başlıklarını tekrar okumasını öneririz. Efkaristiya, katolik imanındaki yedi sakramentten biridir. Sakramentler nedir ve alınmaları ne anlama gelir? Sakramentler, aracılıkları ile Tanrı’nın İsa Mesih’te bize yönelim ve yakınlığını özel bir şekilde yaşadığımız işaretler, kutsal gizemlerdir. Bize gerçekten armağan edilmiş olan şey, sakramentlerde sembolik olarak vurgulanır: Mesih’le biraraya geliş. Katolik kilisesi yedi sakrament kabul eder. Vaftiz, Kuvvetlendirme, Efkaristiya, Tövbe, Hastaların meshedilmesi, Evlilik ve Rahiplik (Kutsanma - Tanrı’ya adanmış ve kutsanmış yaşam). Sakramentler insana doğumdan ölüme dek, yani ömür boyu eşlik ederler: Vaftizde bizlere Mesih aracılığıyla yeni bir yaşam armağan edilir, vaftiz bizi kilise topluluğunun bir üyesi kılar. Kuvvetlendirme sakramentinde Mesih bizi Kutsal Ruh’la güçlendirir, öyle ki artık yetişkin hristiyanlar olarak dünyada sorumlu bir hayat sürelim ve imanımıza layıkıyla tanıklık edebilelim. Efkaristiya’da Mesih’le ve bütün iman kardeşlerimizle bir oluruz. Tövbe sakramentinde Mesih bizi yeniden hata ve günahlardan kurtarır, affeder. Hastaların kutsal yağla meshedilmesinde, Mesih bizlere ağır hastalık ve ölüm tehlikesinde destek olur. Rahiplik (Kutsanma) sakramentinde Mesih bu kişiye Sözünü vazetme ve sakramentleri sunma yetkisini verir. Evlilik sakramentinde ise, evlenecek çift birbirine evet diyorsa, Mesih de onları lütfuyla, ölüme dek sürecek, çözülmez bir bağla birbirine bağlar.
Vaftiz ve efkaristiya temel sakramentlerdir. Uygulanışları İncil’de defalarca aktarılmıştır. Sakramentlerin sayısının yedi oluşunda katolik kilisesi uzun bir gelişim sürecini temel alır; bu gelişim süreci onikinci yüzyılda tamamlanmış olmasına karşın temeli ilk kiliseye, yani havarilerin topluluğuna dayanır. 16.yüzyılda sakramentler mezheplerarası çekişmelerin konusu olur. Reformcu (Protestan olarak da bilinir) kiliseler o zamandan beri yalnız iki sakramenti (vaftiz ve efkaristiya, yani Rab’bin sofrası) uygularlar. Ancak son yıllarda bu konularda mezheplerarası yakınlaşmalar da görülmektedir. Sakramentlerin kabulü hristiyan olmak için yerine getirilmesi gereken şartlardandır: Vaftiz, kilise topluluğuna dahil olabilmek için temel önşart durumundadır, efkaristiya ise daha sonrasında Mesih’in vaadettiği, O’nunla bağ ve birlik içinde olmayı sağlar. Ancak bu sakramentleri almakla gerçek hristiyan yaşamı olanaklıdır. Çünkü kim Mesih’le bağ içinde yaşarsa, işte o kişi hristiyan olarak Tanrı’nın çağrısına gerekli yanıtı verebilir.
2. Efkaristiya, Mesih İsa’yla aynı sofrada olmaktır ve böylece O’nunla ve Tanrı’yla birliğin ifadesidir. Efkaristiya, bütün katılımcılar Kutsal Sofra’da “Mesih’in bedeninde” yeraldıkları için Mesih’le birliği görünür kılar. “Bölüp yediğimiz ekmekle Mesih'in bedenine paydaş olmuyor muyuz? Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde tek bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz” (İncil, Korintlilere 1.Mektup 10,16-17).
İncil’de defalarca aktarılan (Korintlilere 1.Mektup 11,23-25; Markos 14,22-25; Luka 22,15-20) İsa’nın havarileriyle Son Akşam Yemeği, onlarla uzun süre birlikte yediği bir çok yemeğin sonuncusudur. Yemeği paylaşmak, aynı sofrada oturmakla vurgulanan bir beraberlik ve yaşam ortaklığının işaretidir. Belli ki İsa o zamanlar dini açıdan anlamlı olan, törensel şekli kurallarla belirtilmiş Yahudi sofra geleneğini kullanmıştır: Yemeğin başlangıcında hane reisi ekmeği (pide şeklinde) elinde tutarak bunu bağışlayan Tanrı’ya bir övgü duası eder, ardından ekmeği herkese bir parça düşecek şekilde böler (Ekmeğin bölünüşü) ve dağıtırdı. Birlikte yemek yendikten sonra aynı tören bu kez şarap dolu bir kadehle tekrarlanırdı.
Bu çerçevede İsa’nın Son Akşam Yemeği sırasında yaptıkları ve söyledikleri havariler için çok anlaşılır birşeydi. Ancak İsa sözleri “Alın, bu benim bedenimdir, bu benim kanımdır, birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır” (İncil, Markos 14,22-24) sözleriyle alışılagelmiş sofra töreninin ötesine geçmiş, ekmek ve şarabı kendisiyle özdeşleştirerek buna yeni bir anlam vermiştir. Karşı koymadığı ölümcül yazgısını gözönünde tutarak kendisinden kurban olarak sözediyor: Bedenim de bu ekmek gibi olacak, kırmızı şarap nasıl akıtılıyorsa, kanım da öyle akıtılacak. Buna uygun olarak İsa’nın eziyetlere uğraması ve ölümü de Kurban ve fidye olarak ölümü şeklinde yorumlanmıştır. Bu Son Akşam Yemeği’ni anmak için hristiyanlar sürekli olarak birlikte sofrayı paylaşırlar: Pavlus “Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kaseden her içtiğinizde, Rab'bin gelişine dek Rab’in ölümünü ilan etmiş olursunuz” (İncil, Korintlilere 1.Mektup 11,26) şeklinde yazıyor. Ancak bu anı yemeği asla bir matem yemeği değil, İsa’nın dirilişi (İncil, Korintlilere 1.Mektup 15.bölüm) nedeniyle, bir sevinç yemeğidir (bkz. İncil, Havarilerin İşleri 2,46). Bu yemekle (I) İsa’nın fedakarlığı, yaşamı ve “bizim için” ölmesi, (II) bizlere olan bağı ve yakınlığı (“Bölüp yediğimiz ekmekle Mesih'in bedenine paydaş oluyoruz” İncil, Korintlilere 1.Mektup 10,16) ve (III) yüceliği içinde geri geleceğine dair (bkz. İncil, Markos 14,25; Matta 26,29; Luka 22,18) bizlere armağan ettiği umut için teşekkür ederiz. Teşekkür etmek Yunancada eucharistia’dır. Bu nedenle şükran yemeğine de Efkaristiya denir. Efkaristiya, her hristiyan cemaatinin merkezi, Kilise’nin yüreği ve her hristiyanın yaşam kaynağı olan “ekmek” tir. Bu nedenle Kilise, Mesih’in bedeni sayesinde sevgi bağıyla bağlı, eşit bir topluluk, “Tanrı’nın yeni halkıdır”: Birbirinizi kardeşlik sevgisiyle, şefkatle sevin. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rab'be kulluk edin. Ümidinizi düşünerek sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmaya bakın” (İncil, Romalılara Mektup 12,10-13). Hristiyanların birliğinin bağı, karşılıklı kardeşçe sevgi ve dayanışmanın temeli kanbağı ya da aynı kabileden, kavimden olmak değildir, aksine onları Efkaristiya sakramenti ile Kutsal Ruh’ta birbirlerine bağlayan Dirilmiş Mesih’e olan imandır.
|